Geçtiğimiz günlerde, yazılarımızı takip eden duyarlı bir okuyucumdan e-posta aldım. İletide yer verdiği haberi okuduğumda, bir yanda derin bir düşünceye dalarken diğer yanda içimde taze bir umut filizlendi.
Günümüzde liyakatin mumla arandığı, kimi yöneticilerin siyasetin arkasına yaslanıp sorumluluktan kaçındığı bir zamanda, bu haber adeta ezber bozan bir ders niteliğindeydi.
Bir kamu yöneticisinin; makamın getirdiği konfordan sıyrılarak sergilediği bu örnek davranış, görev sorumluluğu taşıyan herkes için aynaya bakma vesilesidir. Hadiseyi belki daha önceden takip edip öğrenen okurlarımız olabilir. Ancak bürokrasinin soğuk yüzüne tokat gibi inen bu olayı bilmeyenler için bir kez daha hatırlatmakta fayda var.
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Rektörü Prof. Dr. Osman Selçuk Aldemir, vatandaşlardan üst üste gelen "Kuşadası Diş Polikliniği’nde hasta bakılmıyor, kapıdan dönüyoruz" şikâyetlerini mercek altına alır. Ancak alışılagelmişin dışına çıkarak resmi yazışmalarla yetinmez. Tek başına, üzerindeki sivil kıyafetleri ve yüzünü hafifçe gölgeleyen şapkasıyla, sıradan bir vatandaş gibi polikliniğin kapısından içeri girer.
İçeride onu, koridorların serinliğine sığınmış, ilgisiz ve laubali bir tavır karşılar. Rektör, "Dişim çok ağrıyor, lütfen yardımcı olun" diyerek derdini anlatmaya çalışır. Fakat aldığı yanıt bir kamu kurumuna değil, adeta ciddiyetten uzak bir ticarethaneye aittir: "Doktor moktor yok, izinli! Başka yere gidin!"
Aldığı bu sert yanıta rağmen sakinliğini koruyan Rektör, "Peki hekim ne zaman görevine dönecek?" diye sorduğunda ise üzerindeki baskı daha da artar: "Neden bu kadar soru soruyorsun hemşerim? Bir aydır doktor yok burada!"
İşte o an, kamu imkânlarının nasıl fütursuzca heba edildiği gözler önüne serilir. Kimliğini açıklayan Rektör Aldemir, o an radikal bir karar alarak polikliniği hizmete kapatır ve sorumlu personel hakkında derhal soruşturma başlatır. Ardından kurduğu şu cümleler, kamu yönetimi derslerinde okutulacak niteliktedir: "Madem bir aydır burada doktor yok, siz her gün buraya gelip neyin maaşını alıyorsunuz? Bütün gün klima çalışıyor, elektrik harcanıyor; devlet göz göre göre zarara uğratılıyor. Vatandaşı mağdur edeni ben de mağdur ederim!"
İşte halkın aradığı idareci portresi tam olarak budur! Lüks makam odalarında gününü gün eden değil; sahaya inen, vatandaşı dinleyen ve kamunun hakkını savunan, eşini, yakınını üniversite de işe almayan idarecilere bu ülkenin her köşesinde ihtiyaç var.
Bu hadise bana, yaklaşık yedi ay önce kayınpederimin tedavisi vesilesiyle uzun süre vakit geçirdiğim Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’ni hatırlattı. Günlerce hastane koridorlarında, poliklinik önlerinde özellikle göz polikliniğinde bizzat gözlemlediğim aksaklıklar ve insanüstü bir sabırla sıra bekleyen vatandaşların hali gözümün önünden gitmiyor.
Yeri gelmişken, buradan ESOGÜ’nün çiçeği burnunda Rektörüne açık bir çağrıda bulunmak isterim: Sayın Rektörüm, arada bir makam aracınızı ve protokolü bir kenara bırakıp poliklinik katlarını ziyaret edin. Özellikle göz polikliğinin önünde, sabahın erken saatlerinden itibaren uzayıp giden kuyruklarda bekleyen yaşlı teyzelerin, amcaların çilesine gözlerinizle şahit olun. Yılların yorgunluğunu taşıyan, yüzleri pörsümüş, kumaşları yırtılmış o bekleme koltuklarında saatlerce merhamet bekleyen insanların halini yerinde görün.
Görün ki, resmi raporların arkasına gizlenen gerçekler gün yüzüne çıksın. Çünkü bu asil millet; süslü reklamlarla algı yönetimi yapanları değil, Aydın’daki gibi vatandaşın derdiyle hemhal olan, çilesine ortak olan yöneticileri başının üstünde taşır. Alkış da helallik de işte bu anlayışa yürüyenleredir.
(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)