Bir ülkenin siyaseti, kalabalığını kiralamaya başlamışsa, önce salonlar dolar; sonra demokrasi boşalır.
Çünkü siyaset, yalnızca iktidarın değil, hakikatin de temsil edildiği yerdir.
Temsil kiraya verilince geriye sadece dekor kalır.
Bugün sahne hazırlanıyor.
Eskiden teşkilatlar fikir üretirdi.
Şimdi kadraj üretiyor.
Bir zamanlar siyaset meydanlarda yapılırdı; şimdi kameranın görebildiği açı içinde yapılıyor.
Bizde siyaset, sinemadan daha pahalı, tiyatrodan daha kalabalık bir gösteriye dönüştü.
Tek fark şu:
Sinemada figüran, figüran olduğunu bilir.
Bizim siyasette ise en büyük rol, çoğu zaman figürana verilmez; ona yalnızca başrolde olduğuna inanma duygusu verilir.
***
Geçenlerde yine böyle bir sahne kuruldu.
Parti binası değil, sanki bir film platosu…
Rozetler…
Alkışlar… Sloganlar… Objektifler…
Bir tek yönetmenin "Motor!" komutu eksikti.
Derken kulislerden öyle bir iddia yayıldı ki, senaryoya konsa "fazla abartılı" denirdi.
İddialara göre salondaki bazı yüzler mahalle temsilcisi değil, cast ajansının gönderdiği gündelik oyunculardı.
Adam başı 950 lira…
Demek ki siyaset yeni bir meslek icat etmişti: Kiralık coşku… Kiralık alkış…
Kiralık kalabalık…
Eskiden gönüllüler aranırdı.
Şimdi uygun kadraj aranıyor.
Çünkü çağımızın siyasetinde fotoğraf, gerçeğin yerine geçti. Hakikat yorucu; görüntü ise pratiktir.
***
İddialar büyüyünce mikrofon yeniden açıldı.
Bu kez rozet değil, azar dağıtılıyordu.
"Size de terbiye vereceğim..."
Bu cümle aslında yalnız salondakilere söylenmedi. Siyasetin yeni dilini de ele verdi.
Oysa demokrasi, terbiyenin yukarıdan aşağı dağıtıldığı değil; hesap vermenin aşağıdan yukarı istendiği rejimin adıdır.
Fakat gösteri çağında roller değişiyor.
Vatandaş seyirciye…
Partili figürana…
Lider yönetmene…
Siyaset ise senaryoya dönüşüyor.
***
Mesele üç beş kişinin salona nasıl geldiği değildir.
Asıl mesele, siyasetin neden artık kendi kalabalığını üretemediğidir.
Çünkü bir parti, inanan insan yerine kiralanmış görüntüye ihtiyaç duyuyorsa, eksik olan sandalye sayısı değil; güven duygusudur.
Kalabalık satın alınabilir.
Coşku organize edilebilir.
Alkış prova edilebilir.
Fakat inanç kiralanamaz.
İşte siyasetin unuttuğu en pahalı gerçek budur.
***
Bugün siyasetin en büyük sermayesi fikir değil, imajdır. Program değil, algoritmadır. Teşkilat değil, sosyal medya ekibidir.
Bir fotoğraf bin kelime anlatır derlerdi.
Şimdi bin kelimeyi susturmak için tek bir fotoğraf yetiyor.
Çünkü görüntü çağında hakikatin sesi, deklanşör sesinden daha cılız çıkıyor.
***
Neyzen Tevfik bugün yaşasaydı neyi bir kenara bırakır, doğruca yönetmen koltuğuna otururdu. Sonra sete bakıp o meşhur alaycı tebessümüyle şöyle derdi: "Bre gafiller… Eskiden siyaset adam yetiştirirdi. Şimdi oyuncu seçmesi yapıyor.
Hakikatin rolünü oynayacak kimse kalmayınca, gerçeğin figüranını kiralamışsınız."
Belki ardından şu cümleyi de eklerdi: "Memleketi tiyatroya çevirdiniz ama unutmayın…
Tiyatroda perde alkışla kapanır.
Siyasette perde, güven bittiği gün kapanır."
***
Figüranların suçu yoktur. Onlar kendilerine verilen rolü oynar. Asıl soru şudur: Neden koskoca siyaset, hakiki insanını kaybetti de figürana muhtaç kaldı?
Çünkü temsil, yerini temsile benzeyen görüntüye bıraktı.
İrade, alkış efektine dönüştü.
Demokrasi ise yavaş yavaş dekorun arkasına çekildi. Unutmayın…
Figüranlar sahnede görünür.
Tarih ise yalnızca senaryoyu yazanları değil, gerçeği savunanları hatırlar.
Bir ülkede alkış kiralanmaya başlamışsa, vicdanın fiyatı da sorulmaya başlanmıştır.
İşte o gün perde yalnız tiyatroda kapanmaz. Demokrasi de sessizce sahneden çekilir.