Her sabah güneş, taş binaların ve kalabalık caddelerin üzerine aynı sıcaklıkla doğuyor… Aynı gökyüzünün mavi kubbesi altında yürüyor, aynı kaldırımları paylaşıyor, aynı şehrin rüzgârıyla nefes alıyoruz.

Dışarıdan bakıldığında hayat hepimiz için aynı tempoda akıp gidiyormuş gibi görünüyor. Oysa her insanın içinde, dışarıya yansımayan kimsenin bilmediği bir hikâye, omuzlarında taşıdığı görünmeyen bir yük ve sessizce verdiği çetin bir mücadele vardır.

Kimi bir pencere kenarında evladının geleceğini düşünerek uykusuz geceler geçirir, kimi bir anne-babanın sıcak duasına hasrettir. Kimi buğulu bir hastane koridorunun soğuk duvarları arasında bir tutam umut bekler, kimi bir hapishane koğuşunda gün sayar; kimi ise caddelerdeki kalabalıkların tam ortasında tarifsiz bir yalnızlığı yaşar.

Gülümseyen her yüzü mutlu, susan her insanı da güçlü sanmak, insanı derine inmeden, tanımadan peşinen yargılamaktır.

Ne yazık ki çağımızın en büyük ruhsal aşınması, empatiyi yitirmiş olmamızdır. Dinlemeden konuşuyor, anlamadan yargılıyor, ruhunu görmeden bedenler hakkında karar veriyoruz.

Oysa insanı gerçekten "insan" yapan; sadece zihnindeki akıl değil; göğsündeki vicdanı, merhameti ve gönlünün zenginliğidir.

Eskişehir'den yazan bir kalem olarak, gönül dünyamızı besleyen en berrak pınarın, bu toprakların Mayası olan büyük gönül eri Yunus Emre olduğunu düşünüyorum. Sevginin, hoşgörünün ve insanı sadece "Yaratandan ötürü" sevmenin ete kemiğe bürünmüş hâlidir Yunus.

Asırlar öncesinden yükselen o duru ses, bugün de modern dünyanın gürültüsü içinde kaybolan insanlığa en çok ihtiyaç duyduğu hakikati fısıldıyor. Çünkü sevgi, sadece içte hissedilen soyut bir duygu değil; insanı anlamanın, incitmemenin ve kırık gönülleri tamir etmenin en yüce yoludur.

Bugün birbirimize en çok lazım olan şey; biraz daha anlayış, biraz daha sabır ve biraz daha merhamettir. Bir insanın hayatına dokunmak bazen dağları devirmeyi gerektirmez.

Samimi bir selam, gözlerin içine bakarak verilen içten bir tebessüm, "Nasılsın?" diye sorulan sıcacık bir hâl hatır bile yorgun bir gönle cansuyu olabilir.

Hayat, yolculuğu boyunca önümüze çeşit çeşit insanlar çıkarır. Kimisi yol arkadaşı olur yükümüzü hafifletir, kimisi gönül dostu olur neşemizi çoğaltır, kimisi ise sadece sabrımızı sınayan bir imtihandır...

İşte tam da burada, kadim büyüklerimizin dilinden süzülüp gelen şu sözler, ömrün en kıymetli deniz fenerlerinden biridir:

Yolcu olmayanla yola gidilmez, yola yazıktır.

Hâlden anlamayanla sohbet edilmez, dile yazıktır.

Kıymet bilmeyene gönül verilmez, kalbe yazıktır.

Vefası olmayana dost denilmez, ömre yazıktır.

Bu dizeler bize yalnızca insan seçmeyi değil, hayatı doğru ve onurlu yaşamayı da öğretir. Çünkü ömür; etrafımızı saran, enerjimizi emen yanlış insanların gölgesinde tüketilecek kadar uzun değildir.

Bu nedenle, kıymet bilmeyen dillerin ve ruhsuz ellerin hoyratlığına emanet edilemeyecek kadar mukaddes bir hazinedir. İnsanın yaşam yolculuğundaki en belirleyici sınavı, yolu kiminle adımlayacağını seçebilmesidir. Zira ruhumuz, bizi anlayan, değer katan ve çoğaltan dostların omuzlarında yücelirken; sevgiyi tüketenlerin, bencil yüreklerin gölgesinde günden güne solup gider.

Belki de tam bu çağda, kalabalıklar içinde giderek yalnızlaşırken, yeniden ve daha gür bir sesle Yunus’un asırlar öncesinden gelen o evrensel çağrısına kulak vermenin vaktidir. Birbirimizi amansızca ötekileştirmenin, peşin hükümlerle yargılamanın o ağır ve yorucu yükünden artık kurtulmalıyız.

Sahip olduğumuz makamlar, icra ettiğimiz meslekler ya da savunduğumuz ideolojiler ne olursa olsun; günün sonunda o unvanları bir kenara bıraktığımızda geriye sadece o yalın "insan" kalır.

Her şeyden önce insan olduğumuzu hatırlayarak yaşayabilsek, emin olun aynı gökyüzünün altında çok daha adil, çok daha güzel bir dünya inşa edebiliriz.

Unutmayalım ki; aynı gökyüzünü paylaşmak, tesadüflerin bir araya getirdiği bir kaderdir. Fakat aynı vicdanda, aynı merhamet çizgisinde buluşabilmek, insan olmanın yeryüzüne bıraktığı en muazzam eserdir.

İşte tam da bu eseri inşa edebilmek, sarsılmaz bir ahlaki duruşu gerektirir. Erdemli bir insan olmanın yolu, yalnızca iyiliği arzulamaktan değil; kötülüğü ve karanlığı hayatından söküp atmaktan geçer.

Kendi çıkarı için başkalarının kuyusunu kazanlardan, fesatlıkla beslenenlerden ve samimiyet maskesi ardında gizlice iş çeviren riyakâr zihniyetlerden fersah fersah uzak durmak, bu erdemin en temel şartıdır.

Çünkü içimizdeki vicdanın aydınlığı, ancak kalbi kararmışların gölgesinden sıyrıldığımızda gerçek anlamda parlar.

(Yenigün Gazetesi'nden Alıntıdır)