Hızla akıp giden zaman içerisinde, ruhumuzun en çok ihtiyaç duyduğu şey “durmak” ve “hatırlamak” tır. Peki, bu dünya telaşında unutmamamız ve hatırımızdan çıkarmamamız gereken şey nedir? Elbette bizi yoktan var eden Yaratıcımız... Yüce Rabbimiz; “...Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” (Ra’d 13/28) buyururken, bizlere gerçek huzurun Allah’ı anmakla, O’nu zikretmekle mümkün olduğunu hatırlatmaktadır.
“Allah’ı anmak ve zikretmek” sadece O’nun ismini telaffuz etmek değil elbette. İnsanın Rabbine yönelmesi, O’nunla bağ kurması demektir ki; bu da ibadetin ta kendisidir. İbadet ise yaratılış gayemizdir. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyât 51/56) ayeti bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.
Ancak unutulmamalıdır ki; İslam, ferdi bir kurtuluşun ötesinde, toplumsal bir dirilişi hedefler. Bu dirilişin en somut hali ise cemaatle kılınan namazdır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir” (Buhârî, Ezan, 30) buyurarak, bizleri bu birlikteliğe teşvik etmiştir. Omuz omuza saf tutarak, dünyevi makamları, rütbeleri ve servetleri cami kapısında bırakan ve aynı kıbleye yönelen müminler, “Müminler ancak kardeştirler...” (Hucurât 49/10) ayetinin yaşayan şahitleri olurlar.
Allah Rasulü (s.a.v), namazın farz kılınmasından itibaren vakit namazlarında cemaate imam olmuş, hastalandığında ise cemaate katılarak Hz. Ebu Bekir (r.a.)’in arkasında namaz kılmıştır. Bu itibarla cemaatle namaz kılma, İslâm’ın bir şiarı ve sembolüdür. Asr-ı saadetten günümüze vazgeçilmez bir uygulama olarak gelmiş ve aynen de kıyamete kadar devam edecektir.
Ramazan-ı Şerif’in rahmet günlerini birer birer idrak ettiğimiz şu günlerde; cemaatle namaz denilince aklımıza tabii ki Teravih namazı gelmektedir. Zira Teravih; hep birlikte okunan salavatlar ve getirilen tekbirlerle gönüllerin pasının silindiği, manevi doruğa ulaşılan müstesna bir zaman dilimidir. Bu manevi atmosfer, bilhassa birçok camimizde yeniden ihya edilen Enderun Usulü Teravih ile bambaşka bir boyuta taşınmaktadır. Farklı makamlarda eda edilen namazlar; namaz aralarında okunan ilahiler, kasideler ve salavatlarla birleşince, teravih; cami kubbesinin altında yankılanan muazzam bir zikre dönüşmektedir.
İşte bu zikrin, bu coşkunun ve bu manevi dirilişin merkezi ise şüphesiz camilerimizdir. Camiler; sadece taş ve duvardan ibaret yapılar değil, Kâbe’nin birer şubesi, şehirlerimizin atan kalbi ve İslam’ın bu topraklardaki en güçlü mührüdür. Bir beldenin Müslüman oluşu minarelerinden, o beldenin halkının diri oluşu ise cami saflarındaki doluluktan anlaşılır. Ne var ki camilerimizin süsü ne çinileridir ne de devasa avizeleridir; caminin asıl süsü cemaattir, safları dolduran gençlerdir, arka saflardan gelen çocuk sesleridir. Mehmet Akif’in; “Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli/ Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” dizesi, ancak bizler o ezana icabet edip camiye koştuğumuzda mana bulacaktır.
Geliniz; Ramazan-ı Şerif’in bereket iklimini solukladığımız şu günlerde, huzuru uzakta değil; Rabbimizi zikretmekte, alnımızı secdeye götürmekte ve camilerimizde omuz omuza saf tutmakta arayalım. Mabetlerimizi garip, minarelerimizi mahzun, saflarımızı boş bırakmayalım. Bugün bireyselliğin yalnızlığa dönüştüğü dünyamızda, cami ve cemaat kültürü, bize kaybettiğimiz o sıcaklığı yeniden sunuyor. Unutmayalım ki, safları sıklaştırmak sadece omuzların birbirine değmesi değil, gönüllerin arasındaki mesafelerin de kapanmasıdır. Camiye atılan her adım, Allah’a olduğu kadar, kardeşliğimize ve birliğimize atılan bir adımdır...
Selçuk ARAP
Dini İhtisas Merkezi Eğitim Görevlisi
MEAL OKUYORUM
Ey Âdemoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. (A'râf, 7/31)
HER GÜNE BİR HADİS
Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.
(Ebû Dâvud, "Zekât", 45)
GÜNÜN DUASI
Allah'ım! Geçmiş ve gelecek günahlarımı, gizlice ve açıktan yaptıklarımı, Senin benden daha iyi bildiklerini bağışla.
(Tirmizî, "Deavât", 32)
BİR SORU-BİR CEVAP
Göz damlası orucu bozar mı?
Konunun uzmanlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç, miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20’si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesâmat (gözenekler) yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Kaldı ki bu işlem yeme içme yani gıdalanma anlamı da taşımamaktadır. Dolayısıyla göz damlası orucu bozmaz (DİYK 22. 09. 2005 tarihli karar; bkz. Kâsânî, Bedâî’, II, 98). (Fetvalar,DİB Yay.syf.276)