Mübarek Ramazan ayının son on gününe, yani “cehennem azabından kurtuluş” müjdesinin arandığı o eşsiz iklime girdiğimiz şu günlerde, gönüllerimiz hem bir vuslatın neşesi hem de ayrılığın zarif hüznüyle dopdolu. Ramazan’ın 20. gününde, bu rahmet ayının bereketi ruhumuza iyice sinmişken, aslında hayat boyu üzerine titrememiz gereken asıl hazineyi tekrar hatırlıyoruz: Allah ve Hz. Peygamber sevgisi.
Sevginin En Yüce Hali
Sevgi, insanoğluna bahşedilen en kıymetli cevher, ruhun en temel ihtiyacıdır. Ancak fani dünyaya, geçici makamlara veya tükenecek olan eşyaya yönelen her sevgi, bir gün ayrılıkla noktalanmaya mahkûmdur. Müminin kalbinde Allah sevgisi, diğer tüm sevgilerin kaynağı, sığınağı ve pusulasıdır. Bizler Allah’ı; bizi yoktan var ettiği, her an gözettiği, nefes aldığımız her saniye sayısız nimetle rızıklandırdığı ve onca hatamıza rağmen tövbe kapısını ardına kadar açık tuttuğu için severiz.
Allah sevgisi, sadece dilde kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir. Gerçek sevgi, O’nun rızasını her türlü kişisel menfaatin üstünde tutmak, O’nun yarattığı her zerreye “Yaratandan ötürü” şefkatle bakabilmektir. Bu yirmi gündür sabırla tuttuğumuz oruçlar aslında bu sevginin en güçlü beyanıdır: “Ya Rabbi, seni her şeyden çok seviyorum ve senin rızan için nefsimin arzularından vazgeçiyorum.”
Peygambersiz Bir Din Mümkün mü?
Son yıllarda “Sadece Kur’an bize yeter” diyerek Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dindeki belirleyici konumunu gölgelemeye çalışan, O’nun sünnetini ve rehberliğini dinden soyutlamaya gayret eden yaklaşımların büyük bir yanılgı içinde olduğunu görmekteyiz. Bu sığ bakış açısı, Allah’ın Elçisi (s.a.v.)’ni -hâşâ- sadece bir “postacı” gibi görmekte, vahyi getiren ve vazifesi biten bir aracı olarak konumlandırmaktadır. Oysa bu yaklaşım, hem Kur’an’ın özüne hem de İslam’ın ruhuna aykırıdır.
Peygambersiz bir din anlayışı, ruhsuz bir beden gibidir. Biz namazın nasıl kılınacağını, zekâtın nasıl verileceğini, orucun inceliklerini ve ahlakın zirvesini Kur’an’ın yaşayan tefsiri olan Efendimiz’den öğrendik. Allah, bizlere dini sadece bir metin olarak göndermemiş; o metni hayata dönüştüren, ete kemiğe büründüren bir “model insan” ile rehberlik etmiştir. Peygamberi sadece bir ileticiye indirgemek, aslında vahyin uygulama alanını yok etmek ve dini kişisel yorumlara açık hale getirerek savurmak demektir. Rasulullah’ın örnekliği olmadan İslam’ın doğru anlaşılması mümkün değildir; zira O, Allah ile kulu arasındaki o mukaddes bağın en temel köprüsüdür. Kur’an-ı Kerim bu hakikati şöyle beyan eder: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin...” (Âl-i İmrân 3/31).
Rehberin İzinde Muhabbet
Peygamber sevgisi, sadece O’nun adını andığımızda salavat getirmekle sınırlı kalmamalıdır. O’nu sevmek; O’nun nezaketini kuşanmak, dürüstlüğünü rehber edinmek, bir yetimin başını okşarken duyduğu o derin merhameti kendi kalbimizde hissetmektir. Sahabeden Hz. Sevban’ın, Peygamberimizden bir an ayrı kaldığında duyduğu o derin hüzün, bugün bizim modern dünyanın gürültüsü içinde kaybolan gönüllerimize örnek olmalıdır.
Kurtuluşa Doğru Muhabbeti Tazelemek
Ramazan’ın bu 20. gününden itibaren başlayan son on günlük süreç, “Bin aydan daha hayırlı” olan Kadir Gecesi’ni aradığımız, itikaf ruhuyla kendi iç dünyamıza çekildiğimiz bir dönemeçtir. Unutmamalıdır ki; gerçek sevgi emek ister. Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek, imanın en sağlam kulpudur. Eğer bu mübarek ayın sonuna yaklaşırken dilimizden dökülen zikir, davranışlarımızdaki zarafetle birleşirse; Allah ve Rasulü’nün sevgisine layık bir kul olma yolunda en büyük adımı atmış sayılırız.
Netice itibarıyla; Allah ve Hz. Peygamber sevgisi bir mümin için hayatın asıl gayesidir. Peygamberimizin rehberliği olmadan Allah’a ulaşma iddiası, temeli olmayan bir bina kurmaya çalışmak gibidir. Rabbimiz kalan günlerimizi, O’na olan sevgimizin arttığı, Efendimiz (s.a.v.)’in güzel sünnetiyle nurlandığımız ve bayrama gerçekten bağışlanmış olarak ulaştığımız bir kurtuluş vesilesi kılsın...
Ahmet UYAR
Vaiz
MEAL OKUYORUM
Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.
(Şuarâ, 26/182-183)
HER GÜNE BİR HADİS
“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona hainlik yapmaz, ona yalan söylemez, onu zor durumda yüzüstü bırakmaz…”
(Tirmizî, Birr, 18)
GÜNÜN DUASI
Allah’ım! Beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gelebilecek her türlü bela ve musibete karşı)
muhafaza eyle. Altımdan kahrına uğramaktan (depremden) senin azametine sığınırım.” (Ebû Davud, Edeb, 110; İbn Mâce, Dua, 14)
BİR SORU-BİR CEVAP
Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?
Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir (Fetvalar,DİB Yay.syf.239)