“Toplumun en küçük yapı taşı aile” sözünün, hayatın hengamesi arasına girildiğinde ne kadar anlamlı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü hem iyileşme hem de bozulmanın başlangıcı bir tümevarım yolu gibi aileden meydana gelmektedir. Onun için yapıcı ve yıkıcı faaliyetlerin aile üzerinde yoğunlaştığı müşahede edilmektedir. Müslümanlar olarak toplumsal bazda ilk vazifemiz, ailemizi güzel bir şekilde inşa etmek ve korumak olmalıdır. Son zamanlarda özellikle sosyal medya vasıtasıyla yoğunlaşan menfi yönlü hamleler, meselenin ciddiyetini daha iyi anlama adına dikkat çekicidir. Bu noktada, aileyi ideal bir seviyede tutma adına temel dinamikler üzerinde durmak ve İslam’ın bu mecrada tavsiyelerini izah etmek yerinde olacaktır. Aileyi ayakta tutan temel sütunlar şunlardır:
Sevgi:
Her ilişkinin başlangıç aşaması sevgiyle başlar. İnsanlar bir araya gelirken birbirlerine olan manevi bir bağ olan sevgi ile irtibat kurarlar. Bu duygu olmadan eksikler tamam olmaz, mutluluklar artmaz, dertler hafifletilmez. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatındaki birçok örnekte bunu görmekteyiz. Mesela, “Kendi elinle eşinin ağzına koyduğun lokma dahi senin için bir sadakadır” (Buhârî, “İman”, 41). Sevgi, nezaketi, anlayışı ve yardımlaşmayı getirecektir. Bu meyanda Allah Rasûlü’nün uygulamaları şu şekildedir: Hz. Peygamber, hanımı Hz. Safiyye bineğine binerken dizini basamak yapacak kadar ince ruhlu ve sevgi dolu bir eştir. Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatır: “Hayber’den Medine’ye dönerken Rasûlullah (s.a.v.)’ı gördüm. Hz. Safiyye için devesinin üzerine (rahat etmesi için) bir örtü örtüyor, sonra devesinin yanına oturup dizini büküyordu. Hz. Safiyye de ayağını O’nun dizine basarak deveye biniyordu” (Buhârî, “Meğâzî”, 38).
Güven:
Ailede sevgiden sonra en fazla üzerinde durulması ve dikkat edilmesi gereken nokta güvendir. Eşlerin birbirlerine güvenmesi, onların aile aidiyeti açısından fevakalede mühimdir. Güveni tesis etmenin yolu da bireylerin birbirlerine karşı herhalükarda dürüst olmasıyla sağlanabilir. Aile üyeleri her zaman problemsiz bir hayatın parçası olamazlar, bu hayatın akışına aykıdır. Eğer bireyler birbirlerine karşı güven içinde olurlarsa, başa gelen sıkıntılara karşı mücadelede daha özgüvenli olacaklardır. Hz. Peygamber’in konuya dair tavsiyeleri şu şekildedir: “Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Yalandan sakının. Çünkü yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür” (Buhârî, “Edeb”, 69). “Kıyamet gününde Allah katında mevkii en kötü olacak insanlardan biri, eşiyle beraber olup da onun sırrını başkalarına yayan kimsedir” (Müslim, “Nikâh”, 123). Birinci hadis her daim doğrulukta olmanın gerekliliğini, ikinci hadis ise, doğru olunmadığında yaşanacaklardan o kişinin ahirette sorumlu olacağını zikretmektedir.
Sabır ve Hoşgörü:
“Hayat nedir?” diye sorulsa, muhtemelen sorulan kişilerin hepsi sabır ve hoşgörüye işaret edeceklerdir. Dünya hayatı bir imtihandır. İki farklı tabiatta, kültürde, ortamda ve anlayışta iken biraraya gelen bireylerin, aile inşa ettiklerinde bu farklılıkların zaman zaman problemlere vesile olması kaçınılmazdır. “Problem varsa, çözüm de vardır” anlayışı varsa, o aile başlarına gelen meseleleri aşmada ziyadesiyle dirençli olacaktır. Aksi halde, bin umutla kurulan aile bir anda paramparça olabilecektir.
Aile bireyleri arasında çözüm odaklı bir hayatı benimsemek fevkalade önem arz eder. Peygamber Efendimizin şu hadisi belki bütün problemlerin çözümü adına mihenk taşı mesabesindedir: “Bir mümin, eşine karşı nefret beslemez. Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa, başka bir huyundan memnun kalır (onu sever)” (Müslim, “Radâ”, 61). Aile fertleri evliliğin ilk yıllarında belki birçok farklı yönlerini göreceklerdir. Ancak aralarında iyi niyet, sabır ve hoşgörü olduğunda zamanla farklılıklar eriyecek ve aynı anda aynı şeyleri düşünen ve uygulayan bireyler haline gelebileceklerdir.
Paylaşma ve Dayanışma:
Aile olmanın sahadaki en büyük yansıması paylaşmaktır. Çünkü aynı takımın fertleri aynı amaca matuf çalışmalıdır ki başarılı olabilsinler. Aile bireyleri sıkıntılı anlarda içinde bulundukları halden çıkabilmek için elbirliği etmelidirler. Çünkü dertler paylaşıldıkça azalır. Aynı yöne bakan insanlar, ben merkezli bir hayattan ziyade biz ruhuna önem verdiğinde ancak başarılı olabilirler. En güzel örnek olan Allah Rasûlü bu çerçevede şu
tecrübesini aktarır: “Herkes beni yalanladığında o (Hz. Hatice) bana inandı; herkes benden bir şeyler esirgerken o malıyla bana destek oldu. Allah bana onun sevgisini rızık olarak verdi” (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 74-78).
Betül ÖZTOPRAK/ Vaiz
MEAL OKUYORUM
İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
(Âl-i İmrân, 3/104)
HER GÜNE BİR HADİS
“Dört özellik vardır ki bunlar sende varsa dünyada elde edemediklerine üzülme: Emaneti korumak, doğru sözlü olmak, güzel ahlak ve helal rızıkla beslenmek.”(İbn Hanbel, II, 177)
GÜNÜN DUASI
Allah’ım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilâh olmadığına kesinlikle şehâdet ederim. Senden bağışlanmamı diler ve sana tövbe ederim.” (Tirmizî, De’avât 38)
BİR SORU-BİR CEVAP
Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?
Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir (Fetvalar,DİB Yay.syf.239)