İslam’da bilginin değeri, bizzat vahyin ilk emriyle ortaya konmuştur: “Oku!” (Alak 96/1). Ancak burada söz konusu olan her bilgi değil, insanı hakikate ulaştıran sahih (doğru ve güvenilir) bilgidir. Dini alanda bilginin sahih olması ise doğrudan Kur’an’a ve sünnete dayanmasına bağlıdır. Çünkü din, insan görüşleriyle değil, vahiy ve onu açıklayan Peygamber (s.a.v.) örnekliğiyle öğrenilir.
Kur’an, zan ve kulaktan dolma bilginin tehlikesine dikkat çeker: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur” (İsrâ 17/36). Bu ayet, özellikle dini konularda konuşurken sağlam delile dayanma zorunluluğunu ortaya koyar. Aynı şekilde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, “Kim bile bile benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın” (Müslim, Mukaddime, 3) buyurarak, dine yanlış bilgi karıştırmanın büyük bir vebal olduğunu bildirmiştir.
Sahih dini bilgi, insanın hem inancını hem ibadetini hem de ahlakını doğru şekillendirir. Usulsüz yorum, bağlamından koparılmış ayetler ve zayıf–uydurma rivayetler ise dini hakikat gibi sunulduğunda büyük fitnelere yol açar. Yanlış bilgi ibadeti bozar, hurafeyi yayar ve dini ya aşırılaştırır ya da gevşetir. Tarih boyunca ortaya çıkan bid’at ve batıl inanışların çoğu, Kur’an ve sünnetten kopuk yorumlardan doğmuştur. Bu yüzden İslam âlimleri, güvenilir kaynaklara ve ehil âlimlere büyük önem vermiştir.
Burada asıl tehlike, din istismarıdır. Din istismarcısı, dini hakikat için değil; güç, menfaat, otorite veya kitle kontrolü için kullanır. Ayet ve hadisleri kendi keyfine göre yorumlar, insanların hassasiyetlerini sömürür. Kur’an bu tipleri şöyle tasvir eder: “Onlar Allah’ın ayetlerini az bir bedele satarlar...” (Tevbe 9/9). Bu, dini metinleri dünyevî kazanç için eğip bükmenin açık bir uyarısıdır.
Günümüzde sahih bilgi meselesi daha da kritik hale gelmiştir. Sosyal medya, video platformları ve mesajlaşma grupları üzerinden hızla yayılan dini içeriklerin önemli bir kısmı denetlenmemiştir. Ayet ve hadisler bağlamından koparılmakta, zayıf hatta uydurma rivayetler dolaşıma sokulmaktadır. İnsanlar çoğu zaman duygularına hitap eden bilgiyi doğru zannedebilmekte, kaynağını sorgulamamaktadır. Oysa dijital çağda Müslümanın sorumluluğu daha da artmıştır: Paylaşmadan önce araştırmak, kaynağa bakmak ve ehil kişilere danışmak.
Bu yaklaşım, dini hem korur hem de hayatla bağını koparmadan doğru şekilde yaşamayı sağlar. Çünkü İslam donuk bir gelenek değil, sahih temeller üzerine kurulu yaşayan bir dindir. Güncel meseleler hakkında konuşurken de ölçü yine aynıdır: Yeni durumlar olabilir, fakat hükmün kaynağı değişmez.
Sonuç olarak; sahih dini bilgi sadece bireysel takva için değil, toplumsal huzur ve dinin izzetini korumak için de gereklidir. Hurafe, cehalet ve istismarın panzehiri ilimdir. Dinin doğru öğrenilmediği yerde, din konuşulur, ama din yaşanmaz. Sahih dini bilgi, Müslümanın pusulasıdır. O pusula bozulursa yön kaybolur. Kur’an ve sünnet merkezli, güvenilir kaynaklara dayalı bir din anlayışı ise hem bireyi hem toplumu istikamet üzere tutar. Bu sebeple her Müslümanın duası şu olmalıdır: “Allah’ım, bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip et; batılı da batıl olarak göster ve ondan sakınmayı nasip et.” Âmin...
Salih BİLGİLİ
Vaiz
MEAL OKUYORUM
Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.
(Bakara 2/154)
GÜNÜN DUASI
“Allah’ım! Senden dinde sebat etmeyi istiyorum ve doğruluğa azmetmeyi de istiyorum.
Nimetine şükretmeyi ve sana güzel bir şekilde ibadet edebilmeyi istiyorum. Doğruyu konuşan bir dil ve eğriliklerden uzak bir kalb diliyorum.
Allah’ım! Senin bildiğin her çeşit şerden sana sığınıyorum.
Bildiğin bütün hayırları senden istiyorum. Bildiğin günahlarımdan dolayı senden bağış diliyorum. Şüphesiz Sen gaypları bilensin.”
(Tirmizî, De’avât, 23)
HER GÜNE BİR HADİS
“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona hainlik yapmaz, ona yalan söylemez, onu zor durumda yüzüstü bırakmaz”
(Tirmizî, Birr, 18)
BİR SORU-BİR CEVAP
Zekât, vekâlet, havale, EFT vb. yollarla ödenebilir mi?
Kişi zekâtını, bizzat kendisi elden verebileceği gibi, başkasına vekâlet vermek veya havale yoluyla da verebilir. Burada önemli olan, zekâtın, zekât alacak kişiye ulaşmasıdır (İbn bidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 187, 189). (Fetvalar,DİB Yay.syf.247)