Ülkenin içinde bulunduğu durumun bir başka tanımlaması olabilir mi bilmiyorum, benim gördüğüm resim tam da bu…
Farklı görüşler üzerinden şekillenen siyasi tablodaki ayrıştırmanın en yalın özeti, biz, siz ve onlar başlığı…
Herkesin bir saf tutması bekleniyor, taraf olması isteniyor, öyle yüzeysel değil, etinle kemiğinle de değil, bütün doğruların üstüne bir çizgi çekip, beynine zihnine yeni bir format atıp, teslim olman isteniyor…
Eğer bir savunucuysan, taraf olmanda gerekiyor zaten ama neyi, niçin savunduğunda önemini yitirmemeli. Değişmeyecek doğrular, telafisi olmayacak olan değerler kıymetler var yeryüzünde…
Toplumları diğerlerinden ayıran ve gelişimin değişimin terazisini ayarlamak kendini uyum ve durum açısından güncellemen gerekiyor buna evet ama ortak paydaların mahremiyetine dokunulmadan olursa anlam kazanır bütün bunlar…
Boz yap tahtası gibi deneme yanılma yöntemiyle bir kayboluşun içinde aranan doğrular, elde var olanların kıymetini kabul etmeyen egolar, bizi birbirimize dolayan komutlar, son gerçekliğimizin satır başlarıdır…
Üzerimize yüklenen baskısılar neticesinde, fikir doğurmak, fikir üretmek imkansızlığı gün yüzünde. Herkes kendi gibi düşünülsün istiyor nedense. Böyle bir yaptırım uygulama zihniyeti oldukça, mutsuz amaçsız insanlar çoğalmaya devam edecek. İnsanlık üzerindeki hastalık, ilerleyen evreleriyle korkutucu boyut kazanacak.
Ortaya bir proje koyacaksanız bunun öncesinde bir hazırlık dönemi araştırma bilgilenme evresi geçirmeniz gerekir. Fizibilite çalışması yapılmadan herhangi bir işe başlarsanız başarısızlık olasılığını da göze almış olmalısınız…
Proje olarak kabul edilen ve bir tazelenme zorunluğuyla projeyi tamamlama gayretleri gündemimizin ana konusu…
* * *
Malum gündemimiz erken seçim, siyaset, politika. Muhalefet 2026 da erken seçim istiyor. İktidar “2028’i bekleyin” diyor. İyiler, kötüler, başarılı olanlar ve başarısızlıklarının faturasını dünyadan bihaber olanların üstüne kesen kurt adamlar.
Başarıyı değil başardıklarını sahiplenenler başaramadıklarında ise kabullenmeyenler var oldukça bir ileri iki geri debelenir durur insanlık…
Akıl işi değil galiba bu siyaset denilen kavramın içeriğini anlayabilmek!
Bir bütünü parçalamak ve o parçaların her birini farklı düşünceler farklı bakış açılarıyla şekillendiren ideolojilerin, birbirlerine olan tahammülsüzlüklerinin faturasını ödüyoruz. Hem de ne ödeme maddi manevi…
Yine bir yol yön bulma evresindeyiz, benim duruşum bakış açım net diyenleri artık dikkate almıyorum…
* * *
Asıl kendinden emin olduklarını söyleyenler çok çabuk değiştiriyor rotasını. Bin bir saçma sapan bahaneyle kendilerini haklı çıkartmaya çalışanların öngörülerine de inanmıyorum… Hiç kimse kaybedeceğine bile bile bir mücadelenin içine girmez hele ki ipi göğüslemişken…
Kazananların neden kazandıkları ortada, kol kırılsa da yen içerde kalır sözünde olduğu gibi…
Diğer türlü kol kırılmadan önce kırıkçı aramaya kalktığınızda alçı tutmayacak bir gerçek sizi bekliyordur… Saflarını belirlediklerini düşünenler ne kadar dürüstler bir zahmet sorsunlar kendilerine. Her kaybedişin bahanesi vardır mutlaka. Ama kazanmanın başlıca formülü önce inanmak sonra savaşmaktır…
* * *


MUTLULUĞUN, SAHIP OLDUKLARINDADIR...
*Tabağında ağız tadına uymayan bir yiyecek bulduğun zaman şikayetçi olma…
Tabaklarında karınlarını doyurmak için bile bir şey bulamayan insanları düşün.
*Sıkışık trafikte kendini umutsuz hissettiğin zaman talihsizliğine yanma…
Dünyada özel arabasına binme kısmeti olmayan insanları düşün.
*İşinde zor bir gün geçirdiğin zaman kendi kendine söylenme…
Yıllarca işsiz kalanları düşün.
*Araban evinden uzak bir yerde bozulduğu zaman hayata küsme…
Doğduğu günden bu yana böyle bir yürüyüş yapmayı özlemiş bir felçliyi düşün.
*Aynaya baktığında saçındaki yeni bir beyaz saç teli daha seni üzmesin…
Saçlarına yeniden sahip olmayı bekleyen ve kendisine kemoterapi tedavisi uygulanan bir hastayı düşün.
*Hayatın anlamını ve amacını düşünmeye başladığında kafan karışmasın…
Bunu düşünmeye bile fırsatı olmayanları düşün.
*Ve bir gün insanların sertliği, umursamazlığı, kibiri ve güvenilmezliği karşısında kendini aşağılanmış ve harcanmış hissedersen, yine de gülebilmeyi dene…
Çevresindekilere sert, umursamaz, aşağılayıcı ve ezici davranan bir kişi olmadığına şükret.
(alıntı)