Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan zaruri ayrılık, günlerdir Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri. Saatlerce ekranlarda aynı görüntüler dönüyor, aynı yorumlar yapılıyor, aynı cümleler kuruluyor: “CHP bölündü.”
Evet, CHP’de tarihi bir kırılma yaşandı. Özgür Özel ve ekibi 91 milletvekiliyle yeni bir siyasi yol açtı. Üstelik bu ayrılıkta parti tabanının ve seçmeninin ezici çoğunluğu da tercihini Yeni Parti’den yana kullandı. Tabanda yaklaşık yüzde 95’e yüzde 5 gibi bir tablo ortaya çıktı. İnsanlar memleketin geleceği için gerektiğinde yüz yıllık bir partiyi bile bırakmayı göze alabileceğini ortaya koydu.
Peki bu bölünme sorusunu iktidar cephesi için sormanın zamanı gelip geçmedi mi?
AK Parti gerçekten ilk kurulduğu günkü gibi, ilk dönemlerindeki kadar tek parça mı?
Bana göre asıl büyük çözülme orada yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.
Bir düşünelim…
Cumhurbaşkanlığı yapan ve AK Parti’nin kurucu isimlerinden Abdullah Gül bugün Erdoğan’ın yanında mı?
Hem genel başkanlık hem başbakanlık yapan Ahmet Davutoğlu bugün iktidara muhalif bir partinin genel başkanı.
Partinin kuruluşundan itibaren en önemli isimlerden biri olan Hüseyin Çelik, şehir şehir dolaşıp mevcut iktidarın yanlış uygulamalarını anlatıyor.
Yine partinin kurucu isimlerinden ve ilk hükümetin Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener, daha yıllar önce yollarını ayırdı ve o günden bu yana iktidarı eleştiriyor.
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, neredeyse her kritik konuda mensubu olduğu partiye yönelik eleştiriler dile getiriyor.
AK Parti’nin ekonomiyle övündüğü yılların mimarlarından Ali Babacan bugün farklı ve muhalif bir siyasi hareketin genel başkanı.
Yine eski TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı üzerine yaptığı açıklamaları dinleyen biri, onu iktidarın değil muhalefetin sözcüsü sanabilir.
Bunlar sadece akla ilk gelen isimler. Listeyi uzatmak mümkün.
AK Parti’deki çözülme öyle bir mahkeme kararıyla ya da işgalle de yaşanmadı. Yıllara yayılan bir kopuş söz konusu. Kurucu kadrolar birer birer uzaklaştı, milyonlarca seçmen de sessizce partiden koptu.
Bunun en somut göstergesi ise sandık.
2011 seçimlerinde yüzde 49,83 oy alan AK Parti, bugün kamuoyu araştırmalarında tek başına yüzde 30 bandını aşmakta zorlanıyor. Demek ki bölünme bazen parti tabelasının değişmesiyle değil, insanların sessizce yönünü değiştirmesiyle de yaşanabiliyor. Hem de çok büyük bir bölünme…
Ne var ki bu tabloyu ekranlarda görmek pek mümkün değil. Muhalefette yaşanan her ayrılık günlerce tartışılırken, iktidar partisindeki bu büyük çözülme çoğu zaman görmezden geliniyor; sanki hiçbir şey olmamış gibi bir hava estiriliyor.
Daha ilginci ise şu…
“Yıllarca genel başkanlığınızı yapan bir isme nasıl karşı çıkarsınız?” diye muhalefete ahlak dersi verenler, aynı soruları AK Parti’ye yöneltmiyor.
Sizin desteğinizle cumhurbaşkanlığı yapan, başbakan yapan, meclis başkanlığı yapan, partinizin kurucuları arasında yer alan, yıllarca en kritik görevlerde bulunan isimlerin bugün hakkınızda dile getirdiği ağır eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu soruyu sormak yerine sadece muhalefetteki ayrılığı konuşmayı tercih ediyorlar.
Mevcut medya düzeni her ne kadar iktidar partisindeki yıllara yayılan çözülmeyi görmezden gelse de, sandık bunu çok net olarak gösteriyor. Ve göstermeye devam edecek…