Bazı cümleler anlatmak için değil, saklanmak için kurulur. Söylenen şey vardır ama asıl söylenmesi gereken, cümlenin gerisinde kalır. Kaçış, çoğu zaman yüksek sesle değil; yuvarlatılmış kelimelerle, eksiltilmiş ifadelerle ortaya çıkar.
Bu tür cümleler genellikle netlikten uzak durur. “Şu an uygun değil”, “bir ara bakarız”, “şimdilik böyle kalsın” gibi ifadeler, kesin bir duruş sergilemez. Karşı tarafa kapıyı kapatmaz ama içeri de almaz. Böylece konuşan kişi, sorumluluk almadan konuşmayı tamamlamış olur.
Kaçış dili çoğu zaman bilinçlidir. İnsan, yüzleşmek istemediği bir konuda kelimeleri kalkan olarak kullanır. Açık bir “hayır” demek yerine cümleyi uzatır, konuyu dağıtır, zamanı öne sürer. Böylece gerilim ertelenir ama çözülmez. Cümle bitmiş görünür, mesele ise olduğu yerde kalır.
Bazen bu kaçış, kırmamak için seçilir. Karşı taraf üzülmesin diye netlikten vazgeçilir. Ancak bu iyi niyetli tutum, çoğu zaman daha büyük bir belirsizlik yaratır. Net olmayan bir cevap, açık bir redden çok daha yıpratıcı olabilir. Çünkü umutla belirsizlik arasında bırakır.
Kaçışın en belirgin özelliği, cümlelerin hep geçici olmasıdır. Bugün söylenen, yarın geçerliliğini yitirir. “Şartlar değişti”, “o an öyle hissetmiştim” gibi ifadeler, geriye dönük bir kaçış alanı yaratır. Söylenen söz, sahibine ait olmaktan çıkar.
Bu dil biçimi zamanla güveni aşındırır. Karşı taraf, söylenenin mi yoksa söylenmeyenin mi esas olduğunu ayırt edemez. Her yeni cümlede bir boşluk arar. İletişim, netleşmek yerine temkinli bir mesafeye dönüşür.
Oysa kaçış, cümleleri hafifletmez; yükünü artırır. Açıkça söylenmeyen her şey, cümlenin arkasında birikir. Netlik bazen rahatsız edicidir ama açıklık, belirsizlikten daha adildir. Çünkü iletişimde en yıpratıcı olan şey, söylenmeyenin sürekli hissedilmesidir.
Kaçış, cümlelerin arkasında kaldıkça büyür. Söze döküldüğünde ise etkisini kaybeder. Bazen tek bir net cümle, uzun uzun kaçınarak kurulan cümlelerden çok daha onarıcıdır. Çünkü kaçmadan konuşulan her söz, iletişimi bir adım ileri taşır.