Odunpazarı Belediye Meclisi'nde yapılan ilk toplantının sonunda, gündem dışı konuşmalarda ilginç bir tablo vardı.
Başkan Kurt AK Partililerin yaptıkları eleştirilere tek tek yanıtladı.
Masanın üzerinde ekonomik kriz vardı...
İflas eden esnaf vardı...
Karşılıksız çekler vardı...
Geçinemeyen emekliler vardı...
Asgari ücretlinin ay sonunu değil, haftayı bile çıkaramadığı bir Türkiye vardı.
Ama bütün bunların üzerine öyle büyük bir perde çekilmişti ki...
Perdenin üzerine tek cümle yazılmıştı:
"CHP'de ne oluyor?"
Çünkü bu ülkede artık ekonomi rakamlarla değil, gündem mühendisliğiyle yönetiliyor.
Ekmeğin fiyatı konuşulmasın...
Pazar filesi boş konuşulmasın...
Kiralar konuşulmasın...
İşsizlik konuşulmasın...
Yeter ki Cumhuriyet Halk Partisi konuşulsun.
Kazım Kurt'un mecliste verdiği cevap tam da bu fotoğrafın ortasına oturuyor.
Diyor ki;
"Gerçek sorunlar konuşulmasın diye CHP sürekli gündemde tutuluyor."
Haklı mı?
Buna karar verecek olan siyasetçiler değil...
Televizyon ekranlarına bakmak yeter.
Düne kadar Kemal Kılıçdaroğlu'nun sesini bile duymayan ekranlar...
Bugün sabah programında Kılıçdaroğlu...
Öğlen bülteninde Kılıçdaroğlu...
Akşam haberlerinde yine Kılıçdaroğlu...
Sanki ülkede enflasyon yüzde yüz değil...
Sanki gençler işsiz değil...
Sanki esnaf siftahsız kepenk kapatmıyor.
Bir ülkenin gündemi bu kadar ustalıkla değiştirilebiliyorsa...
Orada yalnızca siyaset yapılmıyor...
Algı yönetiliyor.
AK Parti cephesinin eleştirisi ise tanıdık.
"Kendi içinizde kavga ediyorsunuz, ülkeyi nasıl yöneteceksiniz?"
İlk bakışta mantıklı gibi geliyor.
Ama aynı soru tersinden de sorulabilir.
Ekonomi bu haldeyken...
Vatandaş pazarda meyveyi tane hesabıyla alırken...
Emekli ilaç mı alsın ekmek mi diye düşünürken...
İktidar neden sürekli CHP'nin iç tartışmalarıyla ilgileniyor?
Demek ki herkes birbirine aynı soruyu soruyor
Kazım Kurt'un en sert cümlesi ise belediye transferleri üzerineydi.
"Seçimle kazanamadığınız belediyeleri baskıyla almaya çalışıyorsunuz."
Bu cümle yalnızca bir siyasi polemik değildir.
Demokrasinin özüne ilişkin bir itirazdır.
Çünkü sandıkta alınamayan sonucun başka yöntemlerle değiştirilmeye çalışıldığı algısı oluşuyorsa...
Sorun yalnızca belediye değildir.
Sistemin kendisi tartışılmaya başlanır.
Demokrasi yalnızca sandık günü değil...
Sandıktan sonraki beş yıl boyunca da demokrasi olmak zorundadır.
Mecliste konuşulan bir başka konu daha vardı.
TOKİ.
Konutlar.
Plansız şehirleşme.
Belediyeye danışılmadan yapılan projeler.
Türkiye'nin en büyük hastalıklarından biri de budur.
Merkez planlar.
Yerel yönetimler sonradan haberdar olur.
Sonra yollar yetmez.
Okullar yetmez.
Parklar yetmez.
Alt yapı çöker.
Ama faturayı kim öder?
O mahallede yaşayan vatandaş.
Ve yıllar sonra insanlar dönüp yalnızca şu soruyu sorar:
"Bu şehri kim böyle yaptı?"
Kazım Kurt'un "Biz töhmet altında kalıyoruz." sözü tam da bunun ifadesidir
Temizlik eleştirilerine verdiği cevap ise siyasetin değil, yönetimin konusuydu.
Araçlar bozulmuş.
Bayram tatili uzamış.
Yoğun yağış olmuş.
Bunlar mazeret olabilir.
Ama vatandaş sonuçla ilgilenir.
Çöpü görür.
Sivrisineği hisseder.
Belediyecilikte niyet değil, hizmet görünür.
Bu yüzden yerel yöneticilerin en güçlü savunması sözleri değil, sokakların temizliğidir.
Odunpazarı Meclisi'nde aslında iki farklı Türkiye konuşuyordu.
Bir taraf;
"Önce kendi partinizi düzeltin."diyordu.
Diğer taraf ise;
"Önce vatandaşın mutfağını düzeltin."cevabını veriyordu.
Asıl soru ise hâlâ masada duruyor.
Bu ülkede gerçekten neyi konuşuyoruz?
Ekonomiyi mi?
Yoksulluğu mu?
Hukuku mu?
Yoksa her gün önümüze konulan yeni bir siyasi dizinin bir sonraki bölümünü mü izliyoruz?
Çünkü bazen en büyük propaganda, gerçeği yalanlamak değildir.
Gerçeğin yerine daha gürültülü bir gündem koymaktır.
Ve gürültü arttıkça...
Vatandaşın boş tenceresinin sesi duyulmaz olur.
(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)