Gündelik hayatın en büyük sorunlarından biri artık faturalar. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılarken hesap yapıyor, elektrik düğmesini açarken tedirgin oluyor, kombiyi biraz fazla çalıştırınca ay sonunu nasıl getireceğini kara kara düşünüyor. Ama son doğalgaz faturaları açıkça gösteriyor ki mesele artık sadece zam değil; sistemin kendisi vatandaşın aleyhine çalışıyor.
Nisan ayında 11,17 TL olan doğalgazın metreküp fiyatı, benim evime gelen Mayıs ayı faturasında 21,04 TL’ye çıktı. İktidar çıkıp “zam oranı yüzde 25” diyor ama vatandaşın cebinden çıkan para neredeyse yüzde 90 artıyor. Çünkü işin içinde artık sadece fiyat artışı yok; bir de “kademeli tarife” adı verilen görünmez bir tuzak var.
Sistem kağıt üzerinde mantıklı gibi anlatılıyor. “Az tüketen az ödesin” deniyor. Ama uygulamaya bakınca işin öyle olmadığı çok açık. EPDK tarafından belirlenen aylık tüketim limitlerinde; tek kişinin yaşadığı 35 metrekarelik 1+1 evle, 5-6 kişilik bir ailenin yaşadığı 130 metrekarelik 3+1 ev için belirlenen tüketim limiti aynı. Yani devlet sizin evinizde kaç kişi yaşadığına, evin büyüklüğüne, yaşam koşullarına bakmıyor. Herkesi aynı sepete koyuyor ve bu iki dairenin ısınma ihtiyacını eş değer görüyor.
Üstelik şehirler arasındaki limit farkları da ayrı bir adaletsizlik yaratıyor. Örneğin Şubat ayı tüketim limitlerinde; Eskişehir gibi ayazıyla meşhur, nisan ayında bile kar sürprizi yaşayan bir şehirde yaşayan vatandaşın tüketim limiti, İzmir, Denizli, Balıkesir gibi çok daha ılıman Ege illerinden daha düşük tutuluyor. Evet yanlış okumadınız, EPDK İzmir’deki bir hanenin, şubat ayında Eskişehir’deki bir haneden daha fazla doğalgaz ihtiyacı olacağını söylüyor.
Şimdi soralım: Şubat ayında İzmir’deki bir hanenin ısınma ihtiyacı gerçekten Eskişehir’deki bir haneden daha fazla olabilir mi?
Peki bunun sebebi ne olabilir?
Muhtemelen hesaplama yöntemi.
Çünkü limitler belirlenirken “hane başı ortalama tüketim” dikkate alınıyor. Eskişehir ise büyük bir öğrenci şehri. Şehirde çok sayıda 1+1, stüdyo daire ve tek kişinin yaşadığı ev bulunuyor. Bu durum hane başı tüketim ortalamasını aşağı çekiyor olabilir. Ama ortaya çıkan sonuç tam anlamıyla absürt.
Yani Eskişehir’de insanlar daha az doğalgaza ihtiyaç duyduğu için değil, daha küçük evler ve daha kalabalık olmayan yaşam düzeni yaygın olduğu için hane başı ortalama düşük çıkıyor olabilir. Devlet de bu veriye bakıp, bunu gerçek kabul edip Türkiye’nin en soğuk şehirlerinden birine, İzmir’den daha düşük limit uyguluyor. Sonuçta olan yine vatandaşa oluyor.
Nisan ve Mayıs aylarında limitler daha da aşağı çekiliyor. Takvimde bahar göründüğü için sanki Eskişehir’de hava bir anda Antalya’ya dönmüş gibi davranılıyor. Oysa insanlar hâlâ sabah montla evden çıkıyor, akşam kombi açmadan oturamıyor. Hatta geçtiğimiz günlerde yaşadığımız gibi, bahar aylarında güne kar yağışıyla bile uyanabiliyor.
Kademeli tarife bugün vatandaşın tasarruf yapmasını teşvik eden bir sistem değil; vatandaşı sınırın üstüne itip daha pahalı tarifeye mahkûm eden bir yöntem hâline geldi. Üstelik belirlenen limitler, hesaplama kriterleri akla ve mantığa uygun değil. Adil olmayan bu limit sistemi, kalabalık aileleri, müşterek ev kullanan öğrencileri tuzağa düşürmek üzerine kurulmuş gibi görünüyor. İktidar bir yandan nüfus artışına teşvik ediyor, öte yandan geniş ailelere dezavantaj yaratacak bir fiyatlandırma sistemi ortaya koyuyor.
Bu gidişle Eskişehir’de insanlar bahar gelince yağmur duasından önce sıcak duasına çıkacak gibi görünüyor.