Siyasette seçim kazanmak kolay değildir.
Ama bazen asıl mesele seçimi kazanmak değil, kazandıktan sonra ne yapacağını bilmektir.
Odunpazarı’ nda Yeni Parti’nin 1. Olağan Kongresi’nde konuşan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un sözlerini bu açıdan okumak gerekiyor.
Çünkü Kurt, yalnızca geçen hafta yaşanan bir tartışmayı eleştirmedi. Aslında siyasetin çok daha derin bir hastalığına parmak bastı:
Kazananın kendisini imparator, kaybedenin ise tasfiye edilmesi gereken düşman sanması.
Geçen haftaki önseçimde yaşanan gerginliklere değinen Kurt, il başkanı ve belediye başkanının yuhalanmasını açıkça eleştirdi:
“Çok ayıp. Çok yazık.”
Bu söz, kongre salonundaki bir davranışa yönelik sıradan bir tepki olarak görülmemeli.
Çünkü siyasette rakip olmak başka şeydir, düşman olmak başka.
Seçimde yarışılır.
Eleştirilir.
Kazanılır ya da kaybedilir.
Ama seçim bittikten sonra aynı örgütün çatısı altında siyaset yapılmaya devam edilir.
Kurt’un asıl vurgusu tam burada ortaya çıkıyor:
“Seçim olur; seçime katılanlar, seçimin sonuçlarına itaat eder, seçimin sonuçlarına katlanır. Demokrasilerde sadece kazanmak yetmez, kaybetmek de çok önemlidir.”
İşte siyasetin unuttuğu cümle belki de budur.
Çünkü Türkiye’de siyaset uzun zamandır seçimleri bir demokrasi aracı olmaktan çıkarıp bir tür iktidar paylaşım savaşına dönüştürüyor.
Kazanan her şeyi kendisinin, kaybeden ise hiçbir şeyin sahibi değilmiş gibi davranıyor.
Oysa demokratik siyaset böyle kurulmaz.
“Siz kaybettiniz, bittiniz; siz kazandınız, imparator oldunuz” anlayışı demokrasi değildir.
Kurt’un “Olacaksak birlikte olacağız” sözü bu nedenle konuşmanın en önemli cümlelerinden biridir.
Çünkü parti örgütleri, kişilerin kariyer basamakları değil; ortak siyasal hedeflerin taşıyıcısı olmak zorundadır.
Kurt’un konuşmasında bir başka dikkat çekici nokta da “intikamcı siyaset” uyarısıdır.
“Biz intikamcı bir duyguyla siyaset yapan insanlar olamayız” diyor.
Bu cümle, önseçim sonrasında yaşanan gerilimin ötesinde, Türkiye siyasetinin kronikleşmiş başka bir sorununa işaret ediyor:
Siyaseti hizmet ve iktidar mücadelesinden çıkarıp rövanş mücadelesine dönüştürmek.
Bugün bir taraf kazanıyor, diğer tarafın bütün geçmişi çöpe atılıyor.
Yarın roller değiştiğinde aynı yöntem bu kez tersinden uygulanıyor.
Sonra herkes birbirinden intikam almaya çalışıyor.
Böyle siyaset, parti büyütmez.
Partiyi tüketir.
Kurt’un “Aslolan partidir” vurgusu da tam bu noktada önem kazanıyor.
Kişiler gelip geçer.
Yönetimler değişir.
Seçimler kazanılır, seçimler kaybedilir.
Ama örgüt kalır.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemin asıl sınavı, Yeni Parti’nin kimin kazanacağı değil; kazananla kaybedenin aynı hedef etrafında yeniden yan yana yürüyüp yürüyemeyeceğidir.
Çünkü seçim sandığında birinci olmak başka, iktidara yürüyebilecek bir örgüt yaratmak başkadır.
Kazım Kurt’un konuşmasının en çarpıcı tarafı da burada:
“İktidar olamayacaksak kimin ne kazandığının hiçbir önemi yok.”
Bu cümle, kongrenin tutanaklarına girecek bir siyasi ders niteliğinde.
Çünkü parti içindeki küçük zaferleri büyütüp asıl hedefi unutursanız, elinizde sonunda sadece birbirinize karşı kazanılmış zaferler kalır.
Ve siyaset tarihinde bunun adı başarı değil, yenilgiyi paylaşmak olur.
Eskişehir’de birinci parti olduklarını söyleyen Kurt, şimdi önlerinde daha büyük bir sorumluluk bulunduğunu hatırlatıyor:
Yan yana.
Omuz omuza.
Kol kola.
Çünkü mesele kimin kazandığı değil.
Mesele, birlikte kazanabilecek bir siyaset kültürü kurabilmek.
Ve belki de bugün siyasetin en çok ihtiyacı olan cümle tam olarak şu:
Sandıkta rakip olabilirsiniz; sandıktan sonra birbirinizin düşmanı olmayın. Çünkü parti içindeki zaferiniz, halk karşısındaki yenilginize dönüşüyorsa aslında kimse kazanmamıştır.
++++
KONGREDE YUH, SİYASETTE RÖVANŞ: KAYBEDEN BİTTİ Mİ?
Siyasetin de bir adabı vardı.
Eskiden seçimi kaybeden başını öne eğer, kazanan elini uzatırdı.
Şimdi?
Sandık kuruluyor; kazanan kendisini padişah, kaybedeni de sürgüne gönderilecek muhalif sanıyor.
İşte Odunpazarı’ndaki Yeni Parti kongresinde Kazım Kurt’un itiraz ettiği tam da bu siyaset anlayışı.
Geçen hafta yapılan önseçimde il başkanı ile belediye başkanının yuhalanmasını eleştirirken söylediği sözler, aslında yalnızca bir kongrede yaşanan gerginliğe değil, siyasetin giderek çürüyen kültürüne yönelikti:
“Çok ayıp. Çok yazık.”
Haklı.
Çünkü seçim sandığı, insanları birbirine düşman etmek için değil, iradeyi belirlemek için vardır.
Seçimde yarışılır.
Kazanılır.
Kaybedilir.
Ama sandıktan sonra hayat devam eder.
Demokrasinin asıl terbiyesi de tam burada başlar.
Kazanmayı herkes bilir.
Mesele kaybettiğinde ne yaptığındır.
Kazım Kurt’un en önemli vurgusu da bu:
“Demokrasilerde sadece kazanmak yetmez, kaybetmek de çok önemlidir.”
Ne kadar basit, o kadar unutulmuş bir söz!
Bizim siyaset düzenimizde kaybedene neredeyse cenaze namazı kıldırılıyor.
“Siz kaybettiniz, bittiniz.”
Kazanan?
“İmparator!”
Kurt’un deyimiyle böyle bir şey yok.
Olmamalı.
Çünkü siyaset, “sen yoksun, ben varım” oyunu değildir.
Siyaset ortak akıl işidir.
Ortak mücadeledir.
Ortak sorumluluktur.
Fakat bizde parti içi rekabet öyle bir noktaya geliyor ki, aynı partinin insanları birbirine rakip olmaktan çıkıp düşman kesiliyor.
Önseçim bitiyor, hesaplaşma başlıyor.
Kongre bitiyor, rövanş hazırlığı başlıyor.
Birileri koltuğa oturunca kendisini partinin sahibi sanıyor; ötekiler de koltuktan kalkınca partinin düşmanı ilan ediliyor.
Şair Eşref bugün yaşasaydı, herhalde defterini çıkarır, “Bunlar seçim kazanmış değil, birbirlerini kaybetmişler” diye yazardı.
Neyzen de ney’ ini değil, sabrını üflerdi!
Kazım Kurt’un “Biz intikamcı bir duyguyla siyaset yapan insanlar olamayız” sözü bu nedenle önemlidir.
Çünkü intikam siyaseti, önce rakibini değil, sonunda kendi örgütünü tüketir.
Bugün sen ötekini dışlarsın.
Yarın öteki seni dışlar.
Bugün sen yuhalarsın.
Yarın seni yuhalarlar.
Bugün “bittiniz” dersin.
Yarın aynı söz sana söylenir.
Sonra herkes birbirine bakar ve “Neden iktidar olamıyoruz?” diye sorar.
Cevabı da dönüp dolaşıp aynı yerde aramak gerekir:
Çünkü iktidar hedefini, parti içi rövanşa kurban ediyoruz.
Kurt’un “Aslolan partidir” sözü işte bu yüzden kişisel hesapların üzerine konulması gereken bir tabeladır.
Kişiler geçicidir.
Yönetimler değişir.
Seçimler gelir geçer.
Ama parti, eğer gerçekten parti ise, kişilerin üzerinde yaşar.
Öyleyse mesele Emine Cevahir Çalıkuşu’nun kazanması, bir başkasının kaybetmesi değildir.
Mesele, kazananın bütün örgütü kucaklayıp kucaklayamayacağı; kaybedenin de sonucu kabullenip mücadeleye devam edip edemeyeceğidir.
Çünkü demokratik siyaset, yalnızca sandıkta çoğunluğu bulmak değildir.
Azınlıkta kaldığında da siyasete devam edebilmektir.
Asıl sınav budur.
Kazım Kurt’un “Olacaksak birlikte olacağız” sözü de bu nedenle kongrenin alkışından daha büyük bir anlam taşıyor.
Çünkü Eskişehir’de birinci parti olmak yetmez.
Birinci partiyseniz, birinci parti gibi davranmak zorundasınız.
Birinci parti, kendi insanını yuhalatan parti olamaz.
Birinci parti, kaybedeni düşmanlaştıran parti olamaz.
Birinci parti, kendi içinde birbirini tüketerek halktan iktidar bekleyemez.
İktidar, önce örgüt içinde birlikte yürümeyi öğrenmekle başlar.
Kongre salonlarında birbirine parmak sallayıp dışarıda halka birlik nutku atamazsınız.
İnsanlar buna güler.
Daha doğrusu, önce inanmaz; sonra sandıkta hesabını sorar.
O nedenle Kazım Kurt’un sözleri bir kongre konuşmasından daha fazlasıdır.
Bir uyarıdır.
Hem kazanana hem kaybedene:
“Siz kazandınız, imparator oldunuz; siz kaybettiniz, bittiniz” anlayışı yoktur.
Çünkü siyasette en tehlikeli yanılgı, sandıkta kazanılan küçük bir zaferi tarihin son zaferi sanmaktır.
Şunu unutmayalım:
Parti içindeki arkadaşını yuhalayarak kazandığın seçim, halka karşı kaybettiğin seçimin provasıdır.
Ve siyaset için bundan daha ağır bir hiciv yazmaya gerek yoktur.
Çünkü bazen insanı en çok, kendi attığı sloganın yankısı rezil eder.