Bir kişi, grup, olay, durum ya da bir şey hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan, önceden oluşan, çoğu zaman değişime kapalı, genelde haksızlığa yol açabilen olumlu ya da olumsuz yargılara ‘ön yargı’, ‘peşin hüküm’ diyoruz.

Hepimizin ön yargısı o kadar çok ki. Ön yargılarımızdan o kadar çok konuda besleniyoruz ki.

Bunun bize verdiği zararı er ya da geç anlıyoruz. Anlıyoruz anlamasına da iş işten çoğu kere geçmiş oluyor.

Ön yargılardan beslendiğimiz hususları törpülemek gerekiyor. Ön yargılarımızın farkına varmak ve bunları sorgulamak gerekiyor. Sorgulayıcı bir bakış açısı geliştirmek gerekiyor.

Genel anlamda başkası için ne düşünüyorsak kendimiz için de aynı şeyi düşünmek gerekiyor.

Kendimiz için neyin doğru, âdil ya da güzel olduğunu düşünüyorsak, aynı hakları başkalarına da tanımamız gerekiyor.

Kendimize istediğimizi başkasına da layık gördüğümüzde gerçek adaletin ortaya çıkacağına inanmak gerekiyor.

Empatinin sadece bir erdem değil aynı zamanda sosyal bir sorumluluk olduğunu unutmamak gerekiyor.

Hakkın, hukukun, eşitliğin, başkasına gösterdiğimiz adaletin kendimize döneceğini bilmek gerekiyor.

Kendimiz için istediğimizi başkası için de istemenin toplum huzurunun temeli olduğunu bilmek gerekiyor.

Çok şey gerekiyor çok.

Başımızdan pay biçelim. Durumu, işi, o şeyi kendi durumu ile karşılaştırıp kesin hükme ondan sonra varalım. Çağlar ötesinden Yunus Emre’nim söylediğine bir kulak verelim:

Sen sana ne sanırsan

Ayruğa da onu san

Dört kitabın manası

Budur eğer var ise

Evet.

Karşılaştırma ve değerlendirme yaparak bir sonuca ulaşmaya çalışalım. Ahkâm kesmeyelim, damga vurmayalım, kestirip atmayalım, bilir bilmez konuşmayalım.

‘Üstümü unlu gördün de değirmenci mi sandın.’ deyiverirler de mahcup oluruz.

‘Öküz olmadan küpe s.çma!’ derler de utanıp kaçacak yer ararız.

Tedbiri elden bırakmayalım hiç.

İşin içinde olmayıp sorumluluk almayınca işin kolaylığından bahsetmek mümkündür. Ama bu, her zaman geçerli olamaz. Tedbirde her zaman çok fayda vardır.

Başından önemli olay ya da kötü bir iş geçmemişler, o iş hakkında ön yargıda bulunur. Aman dikkat edelim. Onlar gibi olmayalım.

Bekâra karı boşamanın kolay geldiği gibi ulu orta laf etmeyelim. Bekâr oğlana avrat dövmesinin kolay olduğu gibi uygunsuz iş tutmayalım. Oğlağı olmayana oğlak kesmenin kolay geldiği gibi kendimizi ele güne rezil olmayalım aman. İnsanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler. Haklarında hüküm vermekte acele etmeyelim aman. Aman ha aman.

Genellikle ilk bakışta güzel veya albenili görünen bir şeyin, içine girildiğinde ya da yakından tanındığında beklendiği gibi olmadığını anlatmak için kullan aşağıdaki anonim kıssayı (Dışından baktım yeşil türbe) bir kere daha hatırlayalım:

Fakır bir derviş; soğuk bir kış akşamı geceyi geçirmek için barınacak bir yer ararken pencere, kapı ve duvarları boyalı, yeşil çinili bir türbeye rastlar. Türbenin kapısını zorlar, açamaz. Arka bahçeden dolaşıp pencereden içeri girer. Yerdeki seccade ve kilimlerden kendine bir yatak uydurup kıvrılır.

Gece yarısı büyük bir gürültüyle uyanır. Beline ve sırtına tekmeler, kamçılar vurulmaya başlar. Can acısı ile doğrulayım derken dayağın şiddeti daha artar. Kafasına, gözüne yumruğun biri inip biri kalkar. Neye uğradığını şaşırır, korkudan dili tutulur. Dayağın türbede yatan evliyaya bir saygısızlık yaptığından ileri geldiğini zanneder.

Meğer orası, azılı eşkıyanın gece barındığı boş bir türbe imiş. Hırsızlar, orada çaldıkları malları paylaşırlarmış. Adamın gözlerini, el ve ayaklarını bağlarlar. Ağzına mendil tıkarlar. Baygın bir hâlde bırakıp sabaha karşı giderler. Derviş, bir iki gün sonra iniltisini duyanlarca ancak kurtarılabilir.

Zavallı derviş, türbeyi uzaktan her görüşünde bu dayağın manevî bir kuvvet tarafından atıldığına hükmederek ‘Dışından baktım bir yeşil türbe; içine girdim Estağfurullah tövbe.’ der.