Belediye başkanları yerelde güçlü aktörlerdir. Milletvekillerine benzemezler. Çünkü yalnızca kendi partilerinin değil, toplumun bütün kesimlerinin rızasını almak zorundadırlar.
Tek dereceli seçimle gelirler.
Bu yüzden yerel demokrasi, siyasetin en stratejik basamaklarından biridir.
Son yerel seçimler bunun en somut örneğini ortaya koydu.
Eskişehir'de Yılmaz Büyükerşen, DSP tarihin derin sularına gömülmüş olmasına rağmen yüzde 51'in üzerinde oy alarak tarihi bir başarıya imza attı. Partisi siyaset sahnesinden çekilirken, o mavi zemin üzerindeki güvercin bayrağını Eskişehir semalarında üçüncü kez dalgalandırdı. Ardından iki dönem de CHP'nin bayrağını taşıdı.
Neden?
Çünkü ideolojik sloganlarla değil, hizmet siyasetiyle yol aldı.
Çünkü Eskişehir'i tanıyordu.
Şehrin ihtiyaçlarını parti hesaplarının önüne koydu.
Yaptığı hizmetlerin somut karşılığını, toplumun her kesiminden aldığı oylarla gördü.
Buna siyasette "rıza" denir.
Vatandaş, aldığı hizmetten razı olduğu için oy verdi.
CHP'ye geçtikten sonra zaman zaman parti içi siyasetin içine çekilmeye çalışılsa da partiler üstü duruşunu korumayı başardı. Belediyeyi hiçbir zaman dar parti hesaplarının merkezi haline getirmedi.
Bu özgüven ve liderlik anlayışı ona uzun yıllar süren bir başarı getirdi.
Partisini de, partinin iç dinamiklerini de iyi biliyordu.
Zaman zaman bir fıkrayla, bazen bir metaforla söylemek istediğini açıkça söylemekten çekinmedi.
Kendi içinde tutarlı kaldı.
Seversiniz ya da sevmezsiniz...
Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz...
Ama ortaya koyduğu başarıyı görmezden gelemezsiniz.
Bugün kendisine, "CHP'nin izlediği siyasetten memnun musunuz?" diye sorulsa, büyük ihtimalle memnun olmadığını açıkça ifade eder.
Çünkü onun hayalindeki siyaset; Atatürk ilke ve inkılaplarını, aydınlanmacı düşünceyi, bilimi ve çağdaşlaşmayı merkeze alan bir siyasal anlayıştır.
Bu idealin tam anlamıyla hayata geçirilemediğini düşündüğü de sır değildir.
Türkiye'de siyasal yapı hâlâ nitelikli kadroları ve vizyonu yeterince öne çıkaramıyor.
Ülkenin temel sorunlarını çözebilecek güçlü bir siyasal sistem henüz kurulabilmiş değil.
Bunun yerine çoğu zaman particilik yapan profesyonel siyasetçiler ön plana çıkıyor.
Ekonomide nasıl "kötü para iyi parayı kovar" deniliyorsa, siyasette de kötü particiler, nitelikli siyasetçileri sistemin dışına itiyor.
Bunu en iyi gözlemleyen isimlerden biri de Yılmaz Büyükerşen'dir.
Çünkü arkasında yarım asrı aşan bir siyasi tecrübe ve güçlü bir entelektüel birikim vardır.
Eskişehir siyasetini yaklaşık çeyrek asır boyunca etkileyen bir isim oldu.
DSP'de de CHP'de de milletvekili adaylarından belediye başkan adaylarına, meclis üyelerinden yerel siyasetin dengelerine kadar belirleyici bir ağırlık taşıdı.
Bu nedenle bugün bazı gazetelerde çıkan "Büyükerşen istifa etti mi, etmedi mi?" tartışmalarına gülümsüyorum.
Asıl mesele onun istifa edip etmemesi değildir.
Asıl mesele, yaşananların nedenlerini doğru okuyabilmektir.
Sorunun kaynağı anlaşılmadan sonuçlar üzerinden tartışma yürütmek kimseyi doğru yere götürmez.
Ama siyasette fırsat kollayanlar da eksik olmaz.
Tilki sabrıyla bekleyenler...
Mamanın olduğu yere yanaşmayı siyaset sananlar...
Fırsatı ilke yerine koyanlar...
Bu anlayışın egemen olduğu partilerin ömrü de uzun olmaz.
Tam bu tartışmalar sürerken Yılmaz Büyükerşen, ESGROUP Haber Merkezi'ne önemli açıklamalarda bulundu.
CHP'den istifa etmediğini açık bir dille ifade etti.
Ancak partinin içine sürüklendiği tablonun kendisini derinden üzdüğünü de saklamadı.
"Atatürk'ün 'En büyük iki eserimden biridir' dediği ve benim de ömrüm boyunca ruhumda ve kalbimde taşıyacağım Cumhuriyet Halk Partisi'nin, yasal oyunlarla içine düşürüldüğü bu duruma üzülmemek elde değildir. Bu buhranlı dönemden bir an önce kurtulmamız en büyük temennimdir." sözleri, aslında tartışmaların özünü de ortaya koyuyor.
Ayrıca Ayşe Ünlüce ile yaptığı görüşmeye ilişkin iddialara da açıklık getirdi.
Yeni bir parti konusunda ortak bir karar ya da ortak bir açıklama olmadığını, yaptığı değerlendirmenin tamamen şahsi görüşü olduğunu özellikle vurguladı.
Dolayısıyla bugün tartışılması gereken konu, Yılmaz Büyükerşen'in istifası değildir.
Asıl tartışılması gereken, CHP'de giderek belirginleşen fay hatlarının neden harekete geçtiği ve bu kırılmanın partiyi nereye taşıyacağıdır.