Eskişehir’de siyasetin yerel koridorlarından çıkıp sokağın ortasına indiğinizde, Türkiye’nin gerçek gündemiyle karşılaşırsınız.

Salı günü ES TV’nin Günaydın Eskişehir programında Eskişehir Büyükşehir Belediye Meclisi 1. Başkan Vekili Hasan Ünal konuğuydu. Programın ortak sunucuları Tarkan Demir ve Ayşegül Hümmet, her sabah ulusal ve yerel gazetelerin ön sayfalarındaki haberleri değerlendiriyor, ardından gündemin önemli başlıklarını konuklarıyla tartışıyorlar.

Hasan Ünal da bu programlara zaman zaman konuk olan isimlerden.

Üstelik sıradan bir siyasetçi olarak değil; harita mühendisi kimliğiyle belediyecilik meselelerine teknik açıdan yaklaşan, yıllardır hem Yılmaz Büyükerşen hem de Ayşe Ünlüce dönemlerinde teknik konularda katkı sunan bir vazife adamı olarak.

Tam da bu nedenle programın başında kendisine yöneltilen soru beni şaşırttı.

Konu: Fonlar.

Açık söylemek gerekirse bu, birkaç cümleyle ahkâm kesilecek bir alan değil. Finansal sistemin, fonların, denetim mekanizmalarının ve paranın nasıl hareket ettiğinin bilinmesini gerektiren son derece teknik ve çok katmanlı bir mesele.

Dolayısıyla bu konuda ayrıntılı bilgi sahibi olmayanların kesin hükümler vermesi doğru değil.

Hasan Ünal da zaten sözlerine “Ben ekonomist değilim” diyerek başladı.

Bence bu cümle, aynı zamanda diplomatik bir ikazdı.

Ancak teknik bir insanın, bilmediği alanda kesin konuşmak yerine sınırını bilerek konuşması da başlı başına bir sorumluluk göstergesidir.

Ve sınırlı da olsa yaptığı değerlendirmeler, meselenin temel mantığına ilişkin önemli bir noktaya işaret ediyordu.

Çünkü bazı meseleler vardır; ne kadar üstünü örterseniz örtün, mızrak artık çuvala sığmaz.

Bugün 131 fonda 455 bin vatandaşın doğrudan etkilendiği belirtilen devasa bir tablo konuşuluyor. Aileleri de hesaba kattığınızda milyonlarca insanın hayatına dokunan ağır bir ekonomik ve toplumsal sarsıntıdan söz ediyoruz.

Asıl soru da burada başlıyor:

Bu insanlar parasını nasıl kaybetti? Sistem nasıl işledi? Kim denetledi? Hangi kurumlar ne zaman devreye girdi? Nerede aksama oldu?

Hasan Ünal’ın söylediği şu söz, meselenin mantığını özetliyor:

“Olmayan bir şeyi yoktan var etmek fiziğin de ekonominin de kurallarına aykırıdır.”

Gerçekten de banka hesabınızdaki para durduk yere katlanmaz.

Bir yatırım aracının değeri gökten düşmez.

Yüz binlerce insanın parasını içine alan bir sistem, yalnızca “tutukladık” veya “komisyon kurduk” denilerek açıklanamaz.

Çünkü tutuklamak başka, kaybolan paranın hesabını vermek başka şeydir.

Üstelik sorumluluk yalnızca parayı yönetenlerle sınırlı değildir.

SPK’dan BDDK’ya, MASAK’ tan ilgili finans kuruluşlarına, denetim mekanizmalarından siyasi sorumluluğa kadar zincirin bütün halkaları sorgulanmalıdır.

Çünkü büyük sistemlerde yalnızca son halkaya bakarak bütün zinciri açıklayamazsınız.

Tam burada algı siyaseti tartışması başlıyor.

Ekonomik sıkıntıların, fon meselesinin ve toplumsal güvensizliğin konuşulması gereken bir dönemde kamuoyunun dikkatini sürekli başka siyasi tartışmalara yöneltmek, temel soruları ortadan kaldırmaz.

Eskişehir’de iktidar temsilcilerinin muhalefet partilerinin kongrelerine gösterdiği yoğun ilgi de bu açıdan düşündürücü.

Millet geçim derdindeyken, insanlar yatırımlarının akıbetini sorarken; siyasetçilerin “hangi partinin il başkanı kim olacak, hangi ilçeye kim gelecek?” tartışmasına bu kadar enerji harcaması, siyaset ile toplumun gerçek gündemi arasındaki mesafeyi büyütüyor.

Ama Eskişehir’in de kendi gerçek gündemi var.

KUŞAK YOLLARI.

Ayşe Ünlüce’nin seçim döneminde Eskişehirliye verdiği önemli sözlerden biri olan bu proje, kentin ulaşım geleceği açısından kritik.

Hasan Ünal’ın verdiği bilgilere göre Büyükşehir Belediye Meclisi gerekli kamu yararı kararını aldı. Dosya, ilgili bakanlıkların onayını bekliyor. Onayların ardından bütçesi ayrılmış parsellerde kamulaştırma sürecinin başlaması ve yolların açılması hedefleniyor.

DEPOLAMA ALANLARI VE YANGIN GÜVENLİĞİ.

Hasan Ünal bu konuda da ayrıntılı açıklamalar yaptı. Meselenin bugüne kadar neden çözülemediğini anlatırken önemli bir gerçeğin altını çizdi:

İnşaat malzemelerinin depolandığı alanlarda yanıcı ve patlayıcı maddelerin gelişigüzel biçimde bir arada tutulması kabul edilemez. İşletmelerin çok yüksek düzeyde güvenlik tedbirleri alması gerekiyor.

Elbette belediyenin de sorumluluğu var.

Büyükşehir Belediyesi itfaiye teşkilatını hem personel hem teknik ekipman açısından güçlendiriyor ve ekipler sürekli eğitiliyor.

Üstelik Batıkent ve Baksan gibi yerleşim alanlarıyla işletmelerin iç içe olduğu bir kentte, yangına müdahalenin dakikalarla yarıştığı da ortada.

Ancak burada da bir gerçeği kabul etmek gerekiyor:

Her sorumluluğu belediyeye yükleyerek, işletme sahiplerinin kendi sorumluluklarını görmezden gelemeyiz.

İşletme sahibinin de sorumluluğu vardır.

Güvenlik tedbirlerini almak, uygun depolama koşullarını sağlamak, mevzuata uymak ve olası bir felaketin önüne geçmek yalnızca belediyenin görevi değildir.

Eskişehir’de herkes her şeyi belediyeden beklerken, kendi sorumluluğunu pas geçersek sorunları çözemeyiz.

İşte bütün bu tartışmalar bizi aynı noktaya getiriyor:

Şeffaflık ve sorumluluk.

Fon mağduru parasının nereye gittiğini bilmek istiyor.

Eskişehirli kuşak yollarının neden beklediğini bilmek istiyor.

İşletme sahibi güvenlik sorumluluğunu, belediye denetim görevini, devlet ise düzenleme ve denetim mekanizmasını yerine getirmek zorunda.

Vatandaş artık slogan istemiyor.

Cevap istiyor.

Çünkü siyasetin en büyük yanılgısı, halkın gerçeği görmediğini sanmasıdır.

Oysa halk görüyor.

Kimin gerçekten sorun çözdüğünü de görüyor, kimin gündemi değiştirdiğini de.

Ve mızrak artık çuvala sığmıyor.

Ne fon tartışmasının gerçek soruları, ne ekonomik krizin sonuçları, ne kuşak yollarının akıbeti, ne de depolama alanlarındaki güvenlik sorunları birkaç siyasi manevrayla ortadan kalkar.

Sonunda bütün mesele gelip iki basit soruya dayanıyor:

Paranız nereye gitti?

Ve Eskişehir için: Yolumuz neden hâlâ bekliyor?

Belediyecilik teknik bakışı ister. Hamasi nutuklarla değil, hizmetler akılcı yaklaşımlar ve gelirleri öncelikler sırasına göre plan ve programlarla yapılır.

Siyasetin artık bu sorulara sloganla değil, belgeyle, bilgiyle ve sorumlulukla cevap verme zamanı.

Bunu da Hasan Ünal cevapladı.