Vaiz Akif AYKANAT'ın yazısı....


Sabahın erken saatlerinde fırınlarda üretilen sıcacık ekmeklerden 6 milyon tanesidaha bugün çöpe gidecek. Buğdayı eken, yağmurun yağmasını hasretle bekleyen, filizleri ilk çıktığında sevinçle ailesine müjde vermek için koşuşturan, kendi ayağı üzerinde durmaya başlayıp rüzgar esintisinde tatlı tatlı sallanan yemyeşil buğday başağını seyre koyulan emektar çiftçi,ürettiği buğdaylardan yapılacak ekmeklerin plansızca satın alınıp sonra da bir çöp kenarına atılacağını bilse aynı şevkle üretim yapabilir mi? Bir gıda üreticisi, ürettiği gıdanın Türkiyede yılda israf edilen19 Milyon Ton Gıdanın içerisine dahil olacağını bilse aynı istek ve özenle işine devam edebilir mi? Dünyanınbir tarafında, bir yılda üretilen gıdaların üçte biri çöpe giderken, diğer ucunda bir baba, açlıktan ölen evladını sessiz sakin bir şekilde defnediyor.
Allah (c.c) insanoğlunu yeryüzüne halife ve idareci olarak gönderdi. Ona sayısız nimetler bahşetti. (Nahl Suresi 18) İnsanlar bu nimetlerin sahibi değil emanetçisidir. Kafirler ise sahip oldukları mallarını Cenab-ı Hakk'ın kendilerine bahşettiğini unutarak onlar üzerinde kuralsızca istedikleri gibi tasarrufta bulunabileceklerini iddia ederler. Örneğin Şuayb a.s'ın kavmi: 'Ey Şu'ayb! … mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor?...' (Hûd; 87) diyerek; tartıda hile yapmamak, israf etmemek gibiher şeyin gerçek sahibi olan Allah (cc) 'ınkoyduğu kuralları tanımadıklarını söylemişlerdir. Musa a.s'ın kendisinden zekat istemesi üzerine Karun 'Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir'diyerek malının mutlak sahibinin kendisi olduğunu ve üzerinde de istediği gibi tasarrufta bulunabileceğini iddia etmiştir. (Kasas; 78)Ancak bu iddiasının doğru olmadığını malıyla birlikte yere batarak öğrenmiştir. (Kasas; 81) Malına mülküne güvenerek kendilerini yenilmez zanneden Mekke'nin şımarık ileri gelenleri de kibirle: 'Ben pek çok mal harcadım' demiş (Beled;6) ve hiçbir kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini sanmışlardır. (Beled; 5) Müslümanlar sahip oldukları malların gerçek sahibinin Allah (c.c.) olduğunu hiç akıllarından çıkarmazlar ve bunlardan bu mal ve imkanları kendilerine ihsan eden Rabbimizin koymuş olduğu ilkeler çerçevesinde yer, içer, paylaşır ve şükrederek istifade ederler. İşte bu ilahî kuralların en önemlilerinden bir tanesi de malı boş yere yok etmemek, kullanımda aşırıya kaçmamak ve israf etmemektir.Bu durum sadece kaynakların tükenmemesi amacına yönelik de değildir. Bir Müslüman için ana amaç, yaratıcısına saygısını / takvasını sunmasıdır. Örneğin bir gün Peygamberimiz (s.a.v.), sahabelerden birinin abdest alırken suyu israf ettiğini görür. 'Bu israf nedir?' diye sorar. Bunun üzerine bu sahabe, 'Abdestte israf olur mu?' diye karşılık verir. Peygamberimiz (s.a.v.): 'Evet, akan bir nehrin kenarında bile olsan, normal bir miktarın üzerinde su kullanman israf olur' buyurarak nehrin kenarında su akıp gidecek olmasına rağmen mubahların aşırı kullanımını tasvip etmemiştir.
Bir Müslümanda 'mal benim istediğim gibi kullanırım' anlayışı olmaz. Doğalgaz, elektrik, su, zamanvb. gibi kaynaklarımızı kullanırken, kullandıklarımızın hesabını vereceğimizin farkında olarak hareket etmeliyiz. Alışveriş yaparken, market sepetini doldururken dünyanın öbür ucunda yiyecek ekmek bulamayan, temiz içme suyuna ulaşabilmek için kilometrelerce yol giden insanları, içerisinde yemek varmış gibi boş bir demir tabağa ekmek bandıran çocukları da aklımızın bir ucunda tutarakkarar vermeliyiz ki israfa düşüp pişman olmadığımız bir hayatı yaşayalım.


Günün Duası:
'Bana yeten, beni barındıran, beni yediren ve içiren, bana iyilik edip (iyiliğini) arttıran, bana nimet verip (nimetini) bollaştıran Allah'a hamdolsun. Her hal ve durumda Allah'a hamdolsun.Her şeyin Rabbi, hükümdarı ve ilahı olan Allah'ım! Cehennemden sana sığınırım.'(Ebû Davûd, Edeb, 97, 98)