Zekât kelimesi, “artma” ve “temizlenme” anlamlarına gelmektedir. Zekât, bir yönüyle malı bereketlendirirken diğer anlamıyla Allah’ın verdiği mülkte bulunan fakirin hakkını vererek malın temizlenmesini sağlamaktadır. İslam’ın bazı emirleri vardır ki hem dini hem de toplumsal boyutlu olabilmektedir. Zekât da bu kapsamdadır.
Zekât, malın şükrüdür ve malının zekâtını verene daima gıpta edilir. Hz. Peygamber (s.a.v.); “Yalnız iki kişiye gıpta edilir. Biri, Allah’ın mal verip hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimse; diğeri de Allah’ın kendisine ilim verip de onunla amel eden ve bunları başkasına öğreten (yani ilmini infak eden) kimsedir” (Buhârî, “İlim”, 15) buyurmuştur.
Zekât, vereni hatırlamaktır. Dünyada her şeyin elimizde bir emanet olduğu düşünüldüğünde, verenin Rabbimiz olduğunu, bu metanın bizden önce de birilerinin mülkünde bulunduğunu, dolayısıyla bizden sonra da birilerinin olacağını düşünerek emanetçi konumumuzun farkında olmaktır. Ezcümle zekât, geçici dünya heveslerinden sıyrılıp baki aleme dönük bir çabadır.
Zekât, adeta bağ budamak gibidir; Rabbimizin verdiği nimetlerin bereketlenmesine vesiledir. Her yıl, malımızdaki fakirin hakkını vererek onu daha saf hale getirdiğimizde, bir sonraki yılın bereketini de satın almaktır. Nasıl ki ağaçlar budandığında daha iyi meyve verirse, zekât verenler de fakirin hakkını vererek malını arızi durumlardan temizlemiş olacaktır. Zekât, temizlenmek demektir. Nitekim bu konuda Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onların kalplerini yatıştırır). Allah her şeyi çok iyi işitmekte ve bilmektedir” (Tevbe 9/103).
Zekâtsız bir İslami hayat, bereketi kaybetmeye ve bir nevi fakire hakkını vermemekten dolayı zulümle eşdeğer bir yol yürümeye benzer. Allah Rasûlü (s.a.v.); “Malının zekâtını verdiğin zaman, üzerine gereken borcunu (fakirlerin sendeki hakkını) ödemiş olursun” (Tirmizî, “Zekât”, 2) buyurmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de namazdan sonra genellikle zekâttan bahsedilmiştir. Bu, onun ne kadar önemli bir ibadet olduğunun kanıtıdır. Örneğin: “Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber siz de rükû edin” (Bakara 2/43); “….İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin, diyerek söz almıştık. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz” (Bakara 2/83).
Zekât, cennete vesile olan ibadetlerden biridir. Bu konuda şu hadis-i şerif manidardır: “Uzaktan sesini duyup ne dediğini anlayamadığımız saçı başı dağınık Necidli bir adam Rasûlüllâh’ın huzuruna geldi. Rasûlüllâh'a yaklaştı. Bir de baktık ki, İslâm'ın ne olduğunu soruyor. Bunun üzerine Rasûlü Ekrem: “Bir gün bir gecede beş vakit namaz kılmaktır” buyurdu. Adam: “Kılmam gereken başka namaz var mı?” dedi. “Hayır yok! Nafile olarak kılarsan o başka” buyurdu. Rasûlüllâh sözüne devam ederek: “Bir de Ramazan ayı orucunu tutmaktır” buyurdu. Adam yine, “Tutmam gereken başka oruç var mı?” dedi. Rasûlü Ekrem Efendimiz: “Hayır yok. Nafile olarak tutarsan o başka!” buyurdu. Rasûlüllâh adama zekât vermeyi söyledi. Adam: “Vermem gereken başka sadaka var mı?” dedi. “Hayır yok. Nafile olarak verirsen o başka” buyurdu” (Buhârî, “Îmân”, 34).
Bir başka hadiste de bir adam Peygamber efendimize, “Beni cennete götürecek bir amel söyle dedi. Rasûlü Ekrem de: “Allah'a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve akrabanı görüp gözetirsin!” (Müslim, “Îmân”, 12) buyurdu.
“Veren el, alan elden üstündür” (Buhârî, “Zekât”, 18) hadisi mucibince bir Müslüman, elindeki imkanlar çerçevesinde zekatını vermelidir. Verilmeyen her bir zekât, fakirin yenen hakkıdır. Kazandığımız mal ve mülkü sadece kendi çabamızla kazandığımızı düşünmememiz gerekir. Elbette çaba bizden, vermek ise Rabbimizdendir. Elimizdeki her türlü imkânın imtihanımız olduğunu düşünmemiz gerekir.
Zaman zaman serdedilen şöyle bir düşünce vardır: “Ben vergi veriyorum, zekât veremem!” Unutmayalım ki zekâtla vergi aynı değildir; biri devletin alacağıdır, diğeri ise dini bir vecibedir. Rabbimiz bizlere, zekâtını verebileceğimiz temiz rızıklardan nasip etsin…
Betül ÖZTOPRAK
Vaiz