Dışardan bakıldığında çok iyi gibi görünen birçok kişiye yakından bakıldığında onların hiç de öyle olmadığına sıklıkla şahit olmuşuzdur.
‘Minare de doğru ama içi eğri.’ atasözümüzdeki gibi bir şeyin dış görünüşü ile içi arasındaki ilişki bilinirse işler, daha rahat yapılır. Bunu bilsek de çoğu kere beceremiyoruz.
Gördüklerimiz, her zaman bizim anladığımız gibi olmuyor. Yanılmak, yanlış fikir yürütmek, elbette, mümkündür. Önemli olan doğru gözlem ve inceleme sonunda hüküm verebilmektir. Hemen hepimiz çoğu kere bunu başaramıyoruz. İşin bir yanı herhangi bir sebeple herhangi bir şekilde hep eksik kalıyor. Bu iş, sürekli olduğunda da ön yargılarımız arttıkça artıyor.
Bir durumun gerçekliğini gözlemeden ya da tecrübe etmeden ön yargılı ve temelsiz kaygılara kapılmanın mantıksızlığını hepimiz kabul ediyoruz aslında. Kabul ediyoruz ama doğrusunu beceremiyoruz bir türlü. Nefsimize engel olamıyoruz bir türlü. Nefsimizin dizginlerini elimize alalım aman.
Başkaları hakkında peşin hükümlü olmamamız gerekiyorsa kendimiz hakkında da peşin hükümlü olmayalım aman.
Her şeyi en doğru, en gerçek, en güvenilir biz bilemeyiz ki. Kendi ön yargılarınızın farkına varalım aman.
Anlamanın ilk şartı peşin fikirli olmamaktır. Buna uyalım yeter. Başkalarını yargılarken kendi korkularımız ve ön yargılarımızın ortaya çıktığını fark edelim yeter.
İnsanlar bizi çözemediklerinde de biz insanları çözemediğimizde de ön yargıların kullanıldığını unutmayalım yeter.
Ön yargıyı kırmak, zor olmasına zor hem de pek zor. Olsun varsın. Yapabildiğimiz kadar başlangıç için bize yeter.
Önyargı temasla azalır. Yakın çevremizden başlayarak teması artıralım yeter.
‘Değerli ve olgun insan, kılık kıyafeti nasıl olursa olsun kendini her yerde davranışlarıyla belli eder. Kişinin değeri, kılık kıyafetiyle değil kişiliğindeki niteliklerle ölçülür.’ anlamındaki aşağıdaki atasözlerimiz, bu konuda bize yardım eder: ‘Kepenek altında er yatar.’, ‘Alçacık gördüğünü, bozacı eşeği sanma.’, ‘Atı çulundan bilmezler.’, ‘Çarığına bakma, yüreğine bak.’, ‘Çuluna bakma, tazısına bak.’, ‘Küheylan at, çul içinde de bellidir.’
Unutmayalım. ‘Tanımayan, bilinmeyen kişiler hakkında hüküm verilirken acele edilmemelidir. Dıştan iyi görünen her insana hemen aldanmamalı, öncelikle o kişi iyice tanınıp huyu suyu öğrenilmelidir. Görünüşe aldanmak, yanıltır.’ anlamındaki aşağıdaki atasözlerimiz de yol göstericimizdir:
‘Her parlayanı yıldız sanma.’, ‘Her sarı, altın; her parlayan, ışık; her akan, su değildir.’, ‘Her gördüğün sakallıya dede deme.’, ‘Eğri ağaca yayım deme, her gördüğüne dayım deme.’, ‘Her tak tak eden dülger olmaz.’, ‘Her uzun ağaç servi değildir.’, ‘Çotuğu sopa ekmeği mama sanma.’
Evet. Durum böyle işte.
Konu ilgili anonim bir kıssa da şöyle:
“Yaşlı bir bilge, öğrencilerine ders veriyormuş. Bir gün onları evinin bir odasına götürmüş. Odanın bir duvarı tamamen camdan oluşuyormuş. Camın dışı güzel bir bahçeye bakıyormuş: Kuşlar uçuşuyor, çiçekler açmış, çocuklar neşe içinde oynuyormuş. Bilge, ‘Ne görüyorsunuz?’ diye öğrencilerine sormuş.
Öğrenciler, pencereden bakarak şöyle cevaplamış. ‘Hayat dolu bir bahçe görüyoruz, çocuklar oynuyor, çiçekler açmış, her şey ne kadar güzel!’
Bilge sonra aynı camın üzerine ince bir gümüş tabakası sürmüş. Cam aynaya dönüşmüş.
‘Peki şimdi ne görüyorsunuz?’ diye tekrar sormuş Bilge.
Öğrenciler ‘Sadece kendimizi’ diye cevaplamış.
Bilge tebessüm etmiş ve şöyle demiş:
Gördünüz mü? Aynı cam ama üzerine biraz gümüş sürdüğünüzde artık dışarıyı değil yalnızca kendinizi görüyorsunuz. İşte ön yargı da böyledir. Kalbinizin üzerine sürdüğünüz nefsin, egonun, gururun gümüşü; sizi dışarıdan, hakikatten ve insanlardan koparır. Artık sadece kendinizi görür, kendi bildiklerinizi doğru sanırsınız. Oysa temiz bir kalp, berrak bir cam gibidir; içindekini değil, dış dünyayı olduğu gibi yansıtır.