Mülteci Sorunu Giderek Büyüyor
Cumhur İttifakı liderlerinin ağzından düşürmediği bir ''beka sorunu'' sloganı var. Beka Arapça kökenli bir sözcük olup ''kalıcı olma'' anlamına gelmektedir. Konuya girmeden önce şunu söylemeden geçemeyeceğim. Türkiye Cumhuriyeti'nin şu anda bir beka sorunu varsa, bunun sorumlusu 20 yıldır ülkeyi tam yetkiyle yönetenlerin eseridir. Bana göre Türkiye'nin beka sorunu diyebileceğimiz üç sorunu var şu anda. Bunlardan birisi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Bu sistemin işlemediğini, toplumda ve ekonomide çok büyük yaralar açtığını ve sürdürülemez olduğunu toplumun çoğunluğu kabul etmiş görünüyor. Yine de bu sistemin devam etmesi ihtimali hala mevcut ve bu sistemin kalıcı hale gelmesi durumunda Türkiye klasik bir orta doğu Arap diktatörlüğüne dönüşebilir.
Diğer beka sorunumuz ise artık kronikleşmiş duruma gelen PKK sorunu. Son yıllarda PKK'nın silahlı güçleri Türkiye sınırları içerisinde büyük ölçüde bastırılmış görünüyor ama silahlı mücadele kesinlikle yeterli olamaz. Önemli olan fikri mücadeledir. İnsanların zihnine ve kalbine nüfuz edip zehirli fikirleri mantık ve sevgiyle öldürmedikten sonra teröristleri öldürmek yeter çare olmayacaktır. Beka sorunlarımızdan üçüncüsü ise yepyeni ve tıpkı başkanlık sistemi gibi bizzat AKP tarafından yaratılan bir problem. Ancak bunun çözümü başkanlık sistemini değiştirmek kadar kolay değil.
Şu an itibariyle Türkiye'de kaç mülteci var tam olarak bilinmiyor. Bilinmesi de mümkün değil zaten. Çünkü ''Hudut Namustur'' prensibi terk edildi ve sınırlarımız mülteciler için ardına kadar açıldı. Her gün sosyal medyada büyük mülteci kafilelerinin güle oynaya sınırlarımızı geçtiği videoları izliyoruz. Hatta arkadan gelecekler için yol tarifi falan da paylaşıyorlar. O derece rahatlar. Sizce devlet ve ordu buna göz yummasa sınırlarımızdan binlerce Afgan, Pakistanlı, Suriyeli geçebilir mi her gün? Eğer devlet istemese sınırlarımızda kuş uçurtmaz ama görünen o ki bu mülteciler kasıtlı olarak alınıyor maalesef. Suriyeliler, Afganlar, Pakistanlılar, Libyalılar derken ülkemize yerleşen daha doğrusu yerleştirilen mülteci sayısı yaklaşık 8 milyon olarak tahmin ediliyor. Sınırlarımızın delik deşik olduğunu ve işgalin her gün devam ettiğini düşünürsek bu sayının kısa sürede 10 milyona çıkması işten bile değil. Peki bir hükümet ülkesine neden 10 milyon tane ne olduğu belirsiz insanı doldurur? Ucuz iş gücü mü? İşsizlik oranı %30'ken, yani kendi vatandaşının 3'te biri işsizken ucuz iş gücünü ne yapacaksın? Maalesef buradaki durum bu kadar masum gözükmüyor. İş gücüne ihtiyacı olan gelişmiş ülkeler işgücü ihtiyacını ve niteliklerini hesaplayıp, resmi başvuruları inceleyip ona göre göçmen alıyor. Dünyada bizim gibi sınırlarını ardına kadar açıp her geleni alan başka bir ülke yok. Bana göre buradaki amaç Türkiye'nin demografik yapısını değiştirerek Türk toplumunun orijinal özelliklerini bastırmak. Çünkü kurmak istedikleri ülke Türk toplumunun kabul edebileceği bir ülke değil. Yaratılmak istenen devlet yapısı daha önce de belirttiğim gibi klasik bir orta doğu Arap diktatörlüğü ama mevcut toplum yapısı buna uygun değil. 10 milyon mülteciyi getirme sebepleri bana göre, toplumun kimyasını değiştirme çalışması.

Başkanlık sistemini değiştirmek çok zor değil. Peki bu 10 milyon mülteciyi nasıl göndereceğiz? Hükümet değişip yeni iktidar geldiğinde ve mültecilere haydi kardeşim lütfen ülkenize dönün denildiğinde bu 10 milyon insan hay hay deyip güzellikle ülkesine dönecek mi? Yoksa direnecek mi? Peki bu direniş silahlı eyleme dönüşecek mi? Antep, Hatay ve Kilis'te daha şimdiden Suriyeliler çoğunluk olmuş durumda. Bu insanlar yarın silahlı şekilde örgütlenip burası bizim deyince ne olacak? Sorular zor. Hükümet gerçekten hepimizin başına çözülmesi çok zor bir dert açtı. İşte ben beka sorunu diye buna derim.
Son günlerde mültecilerin yaptığı şiddet eylemleri, sapıklıklar, tacizler o kadar arttı ki sosyal medya başta olmak üzere büyük bir mülteci nefreti alevlendi. Sosyal medyada, arkadaş sohbetlerinde, çarşıda, pazarda herkes bu konuyu konuşur oldu. Çünkü iş kabul edilemez boyutlara geldi artık. Bazı mülteciler kadınların videolarını çekip sosyal medyada yayınlıyorlar. Daha da beteri son zamanlarda çocukların videolarını da sapıkça emellerle çekip sosyal medyada sırıtarak paylaşıyorlar. Bazı Suriyeliler kamyonetlerin üzerinde tüfeklerle birbirine meydan savaşı açıyor. Hal böyleyken sokaklarımız emniyette mi? Halkımız güvende mi? Kadınlar, çocuklar güvende mi? Bir mülteci gece sokakta karşınıza çıkıp sizi bıçaklayıp kaçsa, o mülteciyi hangi polis nasıl bulup adalete teslim edecek? Kimlik belli değil, adres belli değil… Bugün ülkede 10 milyon mülteci varken bu kadar sorun oluyor. Yarın sayıları 20 milyon olduğunda ne olacak? Kim nasıl baş edecek? Maalesef Türkiye göz göre göre işgal ediliyor. Hem de savaşsız işgal ediliyor. Bazıları bu terimden rahatsız olacaktır. Ama gerçekten vatanseversek vatanın iyiliği için doğruları söylemek zorundayız. Bunun adı mülteci göçü değil. Bunun adı savaşsız işgaldir. Nasıl yapılır edilir bilmiyorum ama acilen bu savaşsız işgale dur demek ve mülteci sorununu çözülemez noktaya gelmeden çözmek zorundayız…

Kitap Tavsiyesi: Devlet Gibi Görmek (James Scott)
Haftanın Sözü: Gösteriş ve şatafat, cahillikten kaynaklanan aşağılık kompleksini örtme çabasıdır. (İlber Ortaylı)