Üniversite dediğin nedir?

Bilimin mabedi mi, diplomanın fabrikası mı, yoksa kamu parasının dolaşıma sokulduğu geniş bir bütçe havuzu mu?

Eskişehir’de üç üniversitenin 2025 Sayıştay raporlarını okuyunca insanın aklına bu sorular geliyor.

Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi…

Üçü de bilim yuvası.

Ama Sayıştay’ın kalemi bazen öyle bir noktaya geliyor ki insan, “Burada bilim mi araştırılıyor, yoksa muhasebe mi saklambaç oynuyor?” diye sormadan edemiyor.

Anadolu Üniversitesi’nde taşınmazlara ilişkin 1 milyar 995 milyon 976 bin liralık birikmiş amortisman kayıtlardan çıkarılmış, sonra da yeniden muhasebeleştirilmemiş.

Üniversitenin gerekçesi var.

Eski kayıtlar sağlıklı izlenemiyormuş, taşınmazlar yeniden değerlenmiş.

Sayıştay ise diyor ki:

Eski kayıtların bozuk olması, amortismanı buharlaştırmanın hukuki gerekçesi olamaz.

Ne güzel!

Demek ki kamu muhasebesinde de “Eski defter karışık, yenisini temiz açalım” yöntemi geçerli değilmiş.

Keşke hayatın diğer alanlarında da bu kadar basit olsaydı.

Bir başka mesele:

194 öğretim elemanı, mevzuatta öngörülen asgari ders yükünü tamamlamamış.

Oran yüzde 15,02.

Gerekçe öğrenci sayısındaki düşüş.

İyi de öğrenci azaldı diye öğretim elemanı fazlası ortaya çıkıyorsa, üniversite yönetiminin görevi bunu seyretmek midir?

Planlama denen şey de galiba akademik takvimde okutulmayan derslerden biri!

Asıl ilginç bölüm bilimsel araştırma bütçelerinde.

Bilimsel araştırma için ayrılan paradan baskı makineleri, spor malzemeleri ve araştırmayla doğrudan ilgisi olmayan bilişim altyapısı harcamaları yapılmış.

Bazı bilgisayarların “özel nitelikli” olduğu gerekçelendirilmemiş.

Bazı kongre giderleri de gerekli koşullar sağlanmadan proje bütçelerinden karşılanmış.

Şimdi burada durup bir nefes alalım.

Bilimsel araştırma bütçesi, bilimsel araştırma içindir.

Yoksa adı “Bilimsel Araştırma ve Her İhtimale Karşı Diğer Masraflar Fonu” değildir!

Fakat Eskişehir Teknik Üniversitesi raporu işi daha da ilginç hale getiriyor.

İncelenen projelerin toplam bütçesi 2 milyon 973 bin 722 lira.

Bunun 2 milyon 388 bin 404 lirası, yani yüzde 80,32’si, yurt dışı seyahat giderlerinden oluşuyor.

Projelerin konusu ise öyle sıradan işler değil:

Linyit…

Hidrojen…

Güneş enerjisi…

Afet sonrası insansız hava araçları…

Demiryolu makinistlerinin güvenliği…

Hepsi önemli.

Ama Sayıştay soruyor:

Malzeme nerede?

Laboratuvar nerede?

Saha çalışması nerede?

Veri toplama, analiz nerede?

Projenin bütçesi kongre, uçak bileti ve harcırahla doluysa insanın aklına ister istemez şu geliyor:

Araştırma yapılmış mı, yoksa araştırma kongrede mi bulunmuş?

Üniversitenin cevabı da var elbette.

Özellikle teorik araştırmalar laboratuvar ve ekipman gerektirmeyebilirmiş.

Doğru.

Ama teorik araştırmanın da uçağa binip dönmekten ibaret olmadığı herhalde ayrıca anlatılmaya muhtaç değil.

ESOGÜ’ de ise bilimsel araştırmadan hastanenin ecza deposuna geçiyoruz.

Sayım yapılıyor.

Bazı ilaçların fiili miktarı kayıtlarda görünenden fazla çıkıyor.

İade tutanakları eksik, gecikmeli veya birbirini doğrulamıyor.

Yani depoda ilaç var; kayıtta başka bir hikâye.

Sayıştay’ın dili burada son derece sade:

Kayıt ile gerçek birbirini tutmuyor.

Döner sermayede de 21 birimin 5’i gelirini giderini karşılayamıyor, 3’ü ise 2025’te faaliyet göstermiyor.

Üstelik önceki yılın bazı bulguları da hâlâ yerli yerinde duruyor.

Bir de ESTÜ’de tezsiz yüksek lisans gelirlerinin yüzde 10’unun öğrencilerin beslenme, barınma, sağlık, spor ve kültür hizmetlerine ayrılmadığı tespit edilmiş.

Üniversite “uzaktan öğretim” diyor.

Sayıştay ise mevzuatı gösteriyor.

Sonuçta mesele yalnızca birkaç muhasebe kaydı değil.

Mesele bir zihniyet meselesi.

Kamu parası, sahibinin parası değildir diye hoyratça harcanabilecek bir para hiç değildir.

Üniversite, toplumun geleceğine ayrılmış kaynağın emanetçisidir.

Bilimsel araştırma bütçesi seyahat acentesine, kamu muhasebesi silgiye, stok kayıtları tahmin oyununa dönerse ortada yalnızca teknik hata kalmaz.

Kurumsal ciddiyet aşınır.

Sayıştay raporlarının en önemli tarafı da burada.

Çünkü Sayıştay yalnızca hesap makinesi değildir.

Bazen devletin tuttuğu aynadır.

Aynaya bakınca insanın yüzü değil, yönetim anlayışı görünür.

Ve Eskişehir’de üç üniversitenin 2025 karnesinde bazı derslerin notu açıkça belli:

Bilim var mı? Elbette var.

Ama kamu kaynağını yönetme dersinden bazı yöneticilerin sınıfta kalmaması için daha çok çalışması gerekiyor.

Çünkü üniversitenin itibarı yalnızca kürsüde kazanılmaz.

Kayıtta, bütçede, depoda ve harcanan her kuruşun hesabında da kazanılır.

Çünkü üniversiteye aktarılan kaynaklar vatandaşların vergilerinden olur.

Benim görüşüm çok açık. İşlevi olmayan, kaynak yutan, ekonomik fayda sağlamayan bölümler kapatılarak kaynaklar yüksek teknoloji, yüksek araştırma ve laboratuvar gerektiren mühendisliklere kaynakların ayrılması Türkiye’nin tek kurtuluş ve kalkınma reçetesidir. Bilimsellik adı altında palavra üreten ve ekonomik karşılığı olmayan bütün birimler kapatılmalıdır.

Gerçekler budur.