Yargı Bağımsızlığı?
Adalet bir devletin var olma amacıdır. En temel fonksiyonudur. Olmazsa olmazdır. Adalet olmazsa huzur da olmaz, refah ve zenginlik de olmaz. En mutlu, en huzurlu ve en zengin devletler adalet sistemi en kaliteli olan, yani yargının siyasetten bağımsız olma derecesinin en yüksek olan devletlerdir. Bu durum ta ilk çağlarda da böyleydi, günümüzde de böyle. Bir gün başka bir yazıda tarihten güzel örnekler veririm. Ama bu yazıda maalesef güzel örnekler veremeyeceğim. Bu yazıdaki örnek maalesef tarihimize kara bir leke olarak geçecek. İmamoğlu davasından bahsediyorum tabii ki. Olayı kısaca anlatacak olursak Süleyman Soylu, İmamoğlu'na ''ahmak'' diyor. İmamoğlu ise cevap olarak asıl ahmaklar 2019'da İstanbul seçimlerini iptal edenlerdir diyor. Bunun üzerine İmamoğlu'na jet hızıyla dava açılıyor, jet hızıyla yargılanıp cezalandırılıyor. 2 yıl 7 ay hapis ve siyasi yasak… Tarafsız ve bağımsız düşünebilen hangi akıl, hangi mantık ve hangi vicdan bunu kabul edebilir? Kararın hukuki değil de siyasi olduğu çok açık değil mi? Eminim ki bu karar sadece muhalif partileri değil, vicdan sahibi tüm vatandaşları üzmüş ve düşündürmüştür. Çünkü adalet hepimize lazım. 2019'da İmamoğlu'nun kazandığı seçim YSK tarafından iptal edilip yenilendiğinde hepimiz görmüştük toplumun bu durumdan rahatsız olduğunu ve böyle oyunları sevmediğini.
Kararın siyasi olduğunun ilk işareti, davanın hakiminin görevden alınması ve bunun üzerine hakimin İmamoğlu'na siyasi yasak vermesi için kendisine baskı yapıldığını itiraf etmesiydi. Demokratik ülkelerde bu bile büyük bir skandaldır ve bu olaya hemen soruşturma açılır. Ama demokrasi seviyemiz malum… Madem İmamoğlu ahmak kelimesi yüzünden hapis ve siyasi yasak cezası alıyor, aynı cezaların aynı ifadeyi kullanan bir diğer kişi için de geçerli olması gerekmez mi?
1999 yılında Recep Tayyip Erdoğan okuduğu bir şiir nedeniyle 4 aylığına cezaevine girmişti. Tabii o günler de yargı bağımsızlığı sınırlıydı ve o günkü karar da yanlıştı. Ancak o ceza Erdoğan'ın o kadar işine yaramıştır ki Türkiye çapında bir popülarite kazanmıştır. Şimdi aynısı İmamoğlu'nun başına geliyor. Eğer siyasi etki altında kalan yargı mensupları İmamoğlu'na zarar vermeye çalışıyorlarsa başaramıyorlar, çünkü tam tersi oluyor. Bu durumda ya İmamoğlu'nu kasıtlı olarak parlatıyorlar veya gerçekten büyük bir hata yapıyorlar, sonuçları hesaplayamıyorlar. Bir üçüncü ihtimal ise İmamoğlu'nun gerçekten Cumhurbaşkanı adayı olmasından çok korkuyorlar ve bunu ne pahasına olursa olsun engellemek istiyorlar. Üçüncü ihtimal bana daha yakın geldi ama ne olup bittiğini anlamak gerçekten çok zor…
Tüm bunlar bir yana, ülkemizde yargının ve yargı bağımsızlığının geldiği içler acısı hale bakıp üzülmemek mümkün değil. En çok güvenilmesi gereken mercii olan, en tarafsız, en objektif kurum olması gereken yargı, maalesef siyasetle kirletilmeye çalışılıyor. Gerçekten artık diyecek bir şey bulmakta zorlanıyorum. Çünkü artık tuz bile koktu…
Asgari Ücret
Asgari ücret demişken her zaman olduğu gibi şu hususu tekrar belirtmek istiyorum. Asgari ücret artışı hangi oranda olursa olsun hiçbir şekilde sorunların temel çözümü değildir. Bizim ekonomik sorunlarımız asgari ücret artışıyla çözülebilecek sorunlar değil. Son iki yıldır asgari ücrete büyük zamlar yapıldı. Bu zamlar sonucunda alım gücünüz arttı mı yoksa azaldı mı? Asgari ücrete bir zam geliyorsa piyasadaki ürünlere iki zam geliyor öyle değil mi? Bu temel ekonomik olguyu iki yıldır birebir yaşamamıza rağmen hala asgari ücret artışıyla bir şeylerin çözülebileceğini zanneden insanlar gördükçe ülkemiz adına üzülüyorum. Hatta asgari ücret açıklandıktan sonra davul zurnayla halay çekip hükümete teşekkür edecekler şimdiden gözümün önüne geliyor ve daha da moralim bozuluyor. Asgari ücretin artması demek enflasyon demektir. Eğer asgari ücreti haddinden fazla arttırırsanız, haddinden fazla para basmak zorunda kalırsınız. Bu da paranın değerini düşürür, enflasyon yaratır. İşletmelerin altına gireceği yük de cabası. Yani çözümü asgari ücrette değil, akılcı ve bilimsel ekonomik politikalarda aramak lazım. Para basarak hiçbir şey çözülmüyor.
Diyeceksiniz ki asgari ücret hiç mi artmasın? Artsın tabii ki, günü kurtarmak için artmak zorunda. Bu işin normali asgari ücretin yıllık enflasyon kadar artmasıdır. Ama bizde enflasyonun dağları, denizleri ve arş-ı alayı geçtiği için enflasyon kadar zam yapmak piyasaları zora sokacak ve enflasyonist kısır döngümüzü daha da derinleştirecektir. Bu arada TÜİK enflasyonu değil, ortalama %150 olan gerçek enflasyondan bahsediyorum…
4 kişilik bir ailenin açlık sınırı olan 7700 lira göz önüne alınarak ve bunun da sene içinde artacağını öngörerek asgari ücretin %50-55 oranında arttırılarak 8.000-8.500 bandına çıkarılmasını bekliyorum.
Kitap Tavsiyesi:Türklerin Altın Çağı (İlber Ortaylı)
Haftanın Sözü: İstiklal, istikbal, hürriyet, her şey adaletle kaimdir. (Atatürk)