Gün içinde dikkatimizi ne kadar uzun süre tek bir şey üzerinde tutabiliyoruz? Bir işe başladığımızda telefonumuza bakmak, bir şey okurken başka bir düşünceye dalmak ya da aynı anda birkaç işi yürütmeye çalışmak artık oldukça sıradan. Oysa dikkat, zihnin sınırsız bir kaynağı değil. Onu nereye yönlendirdiğimiz ve ne kadar süre orada tutabildiğimiz, günlük yaşamımızı doğrudan etkiliyor.
Yoga pratiğinin konsantrasyonla ilişkisi de tam olarak burada başlıyor.
Yoga yalnızca bedeni belirli pozisyonlara getirmekten oluşmaz. Bir asanayı uygularken bedenin konumunu, nefesin ritmini, ağırlığın hangi noktada olduğunu ve hareketin nasıl gerçekleştiğini aynı anda takip ederiz. Özellikle denge pozlarında bu durum daha belirgin hale gelir. Tek ayak üzerinde dururken zihnimiz başka bir yerdeyse beden bunu hemen fark ettirir. Dikkat dağıldığında denge de değişebilir.
Bu nedenle yoga pratiği, dikkati tekrar tekrar bulunduğumuz ana getirmek için bir alan oluşturur.
Burada önemli olan hiç düşünmemek değildir. Tıpkı meditasyonda olduğu gibi, zihnin başka bir yere gittiğini fark etmek ve dikkati yeniden yaptığımız işe yönlendirebilmek asıl pratiktir. Bir süre sonra bu yaklaşım yalnızca matın üzerinde kalmaz. Bir metin okurken, çalışırken, birini dinlerken ya da günlük bir işi yaparken dikkatimizi yeniden toplama becerisine dönüşebilir.
Nefes de bu sürecin önemli parçalarından biridir. Hareketi nefesle eşleştirmek, kişinin bedensel duyumlarını ve içinde bulunduğu ana ilişkin farkındalığını artırır. Örneğin bir akış sırasında nefesin ritmini korumaya çalışırken hareketleri otomatik olarak yapmak yerine onları daha bilinçli şekilde takip etmeye başlarız.
Yoga geleneğinde bunun çok daha eski bir karşılığı bulunuyor. Patanjali’nin Yoga Sutraları’nda yoganın önemli aşamalarından biri olarak Dharana, yani zihnin belirli bir noktaya yöneltilmesi ve orada tutulması anlatılır. Bu bakış açısında konsantrasyon, yalnızca daha verimli çalışabilmek için geliştirilen bir beceri değil; zihnin dağınıklığını fark edip onu yeniden yönlendirebilme pratiğidir.
Modern bilim açısından bakıldığında da yoga ve mindfulness temelli uygulamaların dikkat, bilişsel işlevler ve stres yönetimi üzerindeki olası etkileri araştırılıyor. Ancak burada tek bir yoga seansının konsantrasyonu kalıcı olarak artıracağı gibi kesin bir sonuçtan söz etmek yerine, düzenli pratiğin dikkat becerileriyle ilişkili olabileceğini söylemek daha doğru.
Belki de yoganın konsantrasyon konusunda bize verdiği en önemli ders oldukça basit:
Dikkatin dağılması başarısız olduğumuz anlamına gelmez. Dikkatin dağıldığını fark edip yeniden yönlendirebilmek, pratiğin kendisidir.
Matın üzerinde bunu yüzlerce kez tekrar ederiz. Zihin uzaklaşır, nefese döneriz. Düşünceler çoğalır, bedene döneriz. Denge bozulur, yeniden kurarız.
Ve zamanla fark ederiz ki yoga yalnızca bedenimizi hareket ettirmeyi değil, dikkatimizi nereye vereceğimizi seçmeyi de öğretiyor.