Bedenimizle zihnimiz arasında sandığımızdan çok daha güçlü bir bağ var. Uzun süre aynı pozisyonda kaldığımızda bedenimiz nasıl sertleşiyorsa, sürekli aynı düşüncelere tutunduğumuzda zihnimiz de katılaşabiliyor.
Yoga pratiğinde esneklik yalnızca bir hareketi daha ileri yapabilmek anlamına gelmez. Bedenimizi zorlamak yerine dinlemeyi, nefese alan açmayı ve bulunduğumuz noktayı kabul etmeyi öğreniriz. Zamanla beden nasıl açılıyorsa, zihnimizde de yeni alanlar oluşmaya başlar.
Günlük hayatımızda da “Ben böyleyim”, “Bunu yapamam”, “Artık değişemem” gibi cümleler zihnimizin sınırlarını belirleyebilir. Oysa insan değişebilen bir varlıktır. Fikrimizi değiştirebilir, yeniden başlayabilir, alışkanlıklarımızı dönüştürebiliriz.
Üstelik beden ve zihin birbirini sürekli etkiler. Stresli olduğumuzda omuzlarımızı sıkar, nefesimizi yüzeyselleştiririz. Bedenimizi gevşettiğimizde ise zihnimizin de sakinleştiğini fark edebiliriz.
Asıl mesele, ne kadar esneyebildiğimiz değil; değişime ne kadar alan bırakabildiğimizdir.
Çünkü gerçek esneklik, hayatın değişen koşulları karşısında kendimizi kaybetmeden uyum sağlayabilmektir.