Günün içinde sessiz kaldığımız anlar giderek azalıyor. Sabah gözümüzü açar açmaz telefona bakıyor, işe giderken müzik ya da podcast dinliyor, çalışırken sürekli bildirimlerle bölünüyor, akşam olduğunda ise zihnimizi televizyon veya sosyal medya ile meşgul ediyoruz. Sanki birkaç dakikalık sessizlik bile zihnimizin alışık olmadığı bir boşluk yaratıyor.

Peki sessizlik neden bizi rahatsız ediyor?

Çünkü sessizlik, zihnimizin içindeki düşünceleri fark edebileceğimiz bir alan açıyor. Gün boyunca üzerini örttüğümüz kaygılar, planlar, endişeler ve duygular sessizlikte daha görünür hale gelebiliyor. Bu nedenle bazen sessizlikten değil, kendi zihnimizle baş başa kalmaktan kaçıyoruz. Yoga geleneğinde zihni dinlendirmek, beden kadar önemli kabul edilir

. Meditasyon ve nefes çalışmaları, düşünceleri tamamen yok etmeye çalışmak yerine onları gözlemlemeyi ve zihnin sürekli ürettiği düşüncelere kapılmadan kalabilmeyi öğretir. Zihnin de tıpkı beden gibi dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bunun için her gün uzun saatler meditasyon yapmamız gerekmez. Birkaç dakika telefonu bırakmak, sessizce oturmak, nefesimizi dinlemek ya da sadece pencereden dışarı bakmak bile zihne küçük bir mola verebilir. Sessizlik, kaçmamız gereken bir boşluk değil; kendimizi yeniden duyabilmemiz için ihtiyacımız olan bir alandır aslında.

(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)