Haftalar, aylar çok hızlı akıyor. Sayılı ömrümüzün günleri birbirini kovalarken çoğu zaman; yaratılış gayemizi, hayatın geçici olduğunu ve bizi biz yapan değerlerimizi unutuyoruz. Oysa biraz durup düşünsek; bugün ayakta duruşumuzun, bu günlere gelişimizin arkasında kimlerin emeği var? Kimlerin uykusuz geceleri, kimlerin sessiz duaları var? İşte tam burada dinimizin ve kültürümüzün en önemli ahlaki ilkelerinden biri karşımıza çıkıyor: “Büyüklerimize Vefa”. Özellikle içinde bulunduğumuz mübarek günler, kalbimizi yoklamak ve bu sorumluluğu yeniden hatırlamak için eşsiz bir fırsattır.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbin, yalnız O’na ibadet etmenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara ‘öf’ bile deme; onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle” (İsrâ 17/23). Bu ilahi emir, merhamet duygularımızın yoğunlaştığı Ramazan günlerinde daha da anlam kazanıyor. Oruçla terbiye edilen nefis, büyüklerimize karşı hoşgörü ve inceliği de özümsemelidir. Ramazan; kalbi arındırmak, geçmişi hatırlamak ve hakkı olanı sahibine teslim etmektir. Başta anne-babamız olmak üzere büyüklerimize saygı göstermek, onların hayır dualarını almak, esasında Rabbimizin rızasını ve cenneti kazanmamızın vesilesidir.
Modern hayatın telaşı içinde büyüklerimiz, maalesef zaman zaman yalnızlığa düçar olsalar dahi, onlar geçmiş ile gelecek arasındaki köprüdür. Tecrübeleriyle yol gösterir, hatıralarıyla kimliğimizi diri tutarlar. Bir toplumun hafızası yaşlılarıdır; hafızasını kaybeden toplum ise yönünü de kaybeder. Bugün biz bu satırları okuyabiliyorsak, dün birileri göz nuru döktü. Bugün bu sokaklarda güvenle yürüyebiliyorsak, dün birileri vatan için canını siper etti. Büyüklerimiz, bu toprakların sessiz kahramanlarıdır. Onlar, savaş görmüş, kıtlık yaşamış, ama yine de umudunu kaybetmemiş bir neslin temsilcileridir. Bu sebeple onlara gösterdiğimiz hürmet, sıradan bir nezaket değil, tarihimize ve kimliğimize olan sadakatimizdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen kimse bizden değildir” (Tirmizî, Birr, 15) buyurarak, büyüklerimize vefanın imanımızla doğrudan bağlantılı olduğunu bildirmektedir. Bir başka hadis-i şerifte ise Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:“Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşından dolayı hürmet ederse, Allah Teâlâ da ona yaşlılığında kendisine hürmet edecek birisini hazırlar” (Tirmizi, Birr, 75). Ramazan, işte bu merhameti hayata taşıma ayıdır. İftar sofralarında yalnız kalmış bir büyüğümüzü hatırlamak, bir gönlü sevindirmek, belki de tuttuğumuz orucun ruhunu tamamlayan en güzel davranıştır. Sanılanın aksine, yaşlılarımız topluma yük değil; bilakis üzerimizden belaları def eden birer rahmet bulutudur. Onların varlığı, hanemize bereket, gönlümüze huzur, ömrümüze anlam katar. Bu bilinçle büyüklerimize baktığımızda, vefayı bir külfet değil, bir kazanç olarak görebiliriz.
Vefa; geçmişe minnetin, bugüne şükrün bir yansımasıdır. Bugün biz nasıl davranırsak yarın bize de öyle davranılacaktır. Vefa bazen bir telefonla hâl hatır sormaktır. Bazen iftar sofrasına davet etmektir. Bazen de aynı hatırayı sabırla defalarca dinlemektir. Çünkü ihtiyarlık, anlaşılmayı ve hatırlanmayı ister. Unutulmak ise insanın kalbine en ağır gelen yüktür.
Rabbimiz bizleri, başta anne-babamız olmak üzere, büyüklerinin duasına mazhar olan kullarından eylesin...

Şükrü IŞIK/Vaiz


MEAL OKUYORUM

Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.
(Şuarâ, 26/182-183)

HER GÜNE BİR HADİS
“Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona hainlik yapmaz, ona yalan söylemez, onu zor durumda yüzüstü bırakmaz…” (Tirmizî, Birr, 18)

GÜNÜN DUASI

Allah’ım! Beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gelebilecek her türlü bela ve musibete karşı) muhafaza eyle. Altımdan kahrına uğramaktan (depremden) senin azametine sığınırım.” (Ebû Davud, Edeb, 110; İbn Mâce, Dua, 14)

BİR SORU-BİR CEVAP

Ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir mi?
Ticaret mallarının zekâtı, malın değeri üzerinden hesaplanıp parayla verilebileceği gibi, malın kendi cinsinden de verilebilir (Fetvalar,DİB Yay.syf.239)