Programın yapımcısı Güray Ateş…

Kanal 26’da birlikte çalıştığımız yıllarda canlı bağlantılarıyla dikkat çekerdi. Sahaya hâkim, iyi bir televizyon habercisiydi. Daha sonra ES TV’de yollarımız yeniden kesişti. Yöneticilik yaptı, yazdı, üretti.

Şimdi ise yeniden ekranlarda.

Adı da çok anlamlı: Ekmeğin Peşinde.

Bu isim, yalnızca bir televizyon programının başlığı değil; alın terinin, emeğin ve görünmeyen kahramanların hikâyesi.

İlk bölümde rotasını Vişnelik Mahallesi’ndeki halk arasındaki adıyla ÇARPA olan Çarşamba Pazarı’na çevirmiş.

Ve açık söyleyeyim…

Çok doğru bir yerden başlamış.

ÇARPA: BİR PAZAR YERİNDEN ÇOK DAHA FAZLASI

ÇARPA, yıllardır Eskişehir’in kronik sorunlarından biri.

Her Çarşamba günü aynı manzara yaşanıyor:

Trafik felç oluyor.

Mahalle sakinleri araçlarını park edemiyor.

Gürültü gün boyu sürüyor.

Akşamında ise sokak adeta çöplüğe dönüyor.

Sebze meyve artıkları, ezilmiş domatesler, sarımsak kabukları, çuvallar, kartonlar, naylon poşetler, kasalar, hatta unutulmuş çadırlar…

Pazar bittiğinde geriye tam anlamıyla bir savaş alanı kalıyor.

“BENİM EKMEĞİME DOKUNMA”

Pazarcı esnafının sık kullandığı cümle şu:

“Benim ekmeğime dokunma.”

Kimsenin ekmeğiyle derdimiz yok.

Ama şu soruyu sormak gerekiyor:

Ekmeğinin peşinde olmak, ardında çöp dağları bırakma hakkı verir mi?

Ekmeğine saygı isteyen, yaşadığı kente de saygı göstermek zorunda.

Tezgâhını toplayıp çöplerini poşetleyerek bırakmak bu kadar mı zor?

GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLAR

Programın en etkileyici yanı, Odunpazarı Belediyesi’nin temizlik emekçilerinin mücadelesini göstermesiydi.

Pazar boşalır boşalmaz 16 kişilik ekip işe koyuluyor.

Süpürge makineleri,

Kepçeler,

Kamyonlar,

Arazözler gece yarısına kadar durmaksızın çalışıyor.

*****

Ezilmiş meyveler asfalta yapışıyor.

Sarımsak ve soğan kokusu ağırlaşıyor.

Yaz sıcağında iş daha da zorlaşıyor.

Biz evimizdeki temizliği bile zor yaparken, bu insanlar tonlarca atığı birkaç saat içinde ortadan kaldırıyor.

Sabah olduğunda sokak yeniden tertemiz.

Ve çoğu kişi bunu fark bile etmiyor.

KAZIM KURT’UN HAKLI TEPKİSİ

Kazım Kurt programda çok net konuştu:

İnsanın yaptığı işe saygısı olur. Burayı temizleyen emekçilere saygısı olur.”

Haklı.

Çünkü mesele yalnızca temizlik değil.

Mesele, başkasının emeğine gösterilen saygı.

Pazarcı tezgâhını topluyor, satışını yapıyor, parasını kazanıyor ve arkasında tonlarca çöp bırakıp gidiyor.

Ardından belediye personeli saatlerce bu pisliği temizliyor.

Bunun adı ticaret değil; sorumluluktan kaçmaktır.

OY KAYGISI VE DENETİMSİZLİK

Bu sorunun yıllardır çözülememesinin temel nedeni belli:

Oy kaygısı.

Pazarcı esnafı organize bir güç.

Yerel yönetimler de bu yapıyla karşı karşıya gelmek istemiyor.

Yönetmelikler var.

Kurallar var.

Ceza hükümleri var.

Ama uygulayan yok.

Denetleyen yok.

Kurallar kâğıt üzerinde duruyor; sokakta ise çöpler konuşuyor.

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ

Elbette pazarcılık kolay bir meslek değil.

Sabahın alacakaranlığında başlayan, yağmurda, karda, soğukta süren ağır bir emek.

Hamallığı çok.

Kazancı her zaman yüksek değil.

Bu emeğe saygı duymak gerekir.

Ancak aynı saygının yaşanılan çevreye de gösterilmesi gerekir.

Mesleğine saygı göstermeyen, başkalarından saygı bekleyemez.

BİR PAZAR MI, SAVAŞ ALANI MI?

Drone görüntülerinde Çarpa’nın büyüklüğü kadar geride bıraktığı kirlilik de çarpıcı biçimde görülüyor.

Ezilmiş yumurtalar.

Domates yığınları.

Çuvallar dolusu mandalina.

Kırık kasalar.

Dağılmış naylonlar.

Bu manzara, modern bir kent merkezine değil, terk edilmiş bir savaş alanına benziyor.

TEMİZLİK İŞÇİLERİNE SAYGI DUYUN

Temizlik işçileri çoğu zaman görünmez.

Ama kent yaşamının gerçek kahramanları onlar.

Onlar çalışmasa:

Sokaklarda yürüyemezsiniz.

Kokudan duramazsınız.

Sağlık sorunları baş gösterir.

Kent yaşanmaz hale gelir.

Bu nedenle onları eleştirmek yerine alkışlamak gerekir.

GÜRAY ATEŞ DOĞRU YERDEN BAŞLADI

“Ekmeğin Peşinde”, laf kalabalığı yapan tartışma programlarından çok daha değerli bir iş ortaya koymuş.

Gerçek hayatı anlatıyor.

Emeği gösteriyor.

Sorunu yerinde ortaya koyuyor.

Ve toplumun görmezden geldiği bir yaraya parmak basıyor.

Güray Ateş’e bu nedenle teşekkür etmek gerekir.

Kimsenin ekmeğiyle derdimiz yok.

Ama kimse de ekmeğinin arkasına saklanarak:

● Çevreyi kirletemez,

● Mahalle sakinlerini mağdur edemez,

● Kamu kaynaklarını hoyratça tüketemez.

Ekmeğin peşinde olmak güzeldir.

Ama ekmeğinin peşindeyken ardında çöp, koku ve saygısızlık bırakıyorsan, orada durup düşünmek gerekir.

Çünkü gerçek mesele yalnızca ekmek değil.

Mesele, emeğe ve kente duyulan saygıdır