Süleyman Demirel’in siyasete bıraktığı en kıymetli cümlelerden biri şuydu:
“Demokrasilerde çareler tükenmez.”
Peki ya demokrasi yara almışsa? Kurumların üzerine kilit vurulmuş, hukuk siyaset mühendisliğinin atölyesine dönmüşse, çare gerçekten biter mi?
Hayır.
Çünkü tarih bize gösterir ki, iktidarlar muhalefetin kanatlarını kırmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, kırılan kanatların altından bazen daha büyük bir uçuşun hikâyesi çıkar.
Milletlerin hafızası vardır. Sabırları vardır. En önemlisi de bir gün hesap sorma zamanı geldiğinde açılan büyük bir defterleri vardır.
Bugün yapılanların gerçek muhasebesi belki bugünün mahkeme salonlarında değil, yarının demokrasi mahkemesinde görülecektir. Dün 12 Eylül generallerinin dokunulmaz görünen düzeni nasıl tarihin karanlık raflarına kaldırıldıysa, bugünün anti-demokratik alışkanlıkları da aynı akıbetten kaçamayacaktır.
Fakat asıl mesele şudur:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün yaşadığı kriz, sadece CHP’nin iç koridorlarında dönen bir koltuk kavgası olarak okunursa büyük bir siyasi körlük yapılmış olur.
Çünkü Türkiye’de artık mesele sadece kimin genel başkan olduğu değildir. Mesele, toplumun sıkışan nefesidir.
Sokakta bir öfke birikiyor.
Ama öfke, siyasetin benzini değildir; sadece ilk kıvılcımıdır.
Öfkeyi uzun süre bir bidonun içinde tutamazsınız. Ya bir umut motoruna dönüştürürsünüz ya da kendi kendini yakar, küle döner.
İşte Özgür Özel ve arkadaşlarının önündeki tarihsel sınav tam da burada başlamaktadır.
Hukuk mücadeleleri elbette sürdürülecektir. Fakat siyaset sadece mahkeme koridorlarında bekleyen bir meslek değildir. Siyaset, toplumun nabzını doğru anda yakalama sanatıdır.
Zamanı kaçıran siyasetçi, elindeki en büyük sermayeyi kaybeder.
Çünkü toplumun bugün yaşadığı şey sadece ekonomik bir yoksullaşma değildir. Aynı zamanda psikolojik bir yoksullaşmadır.
Kaygı büyüdükçe insanlar geleceği düşünmeyi bırakır, günü kurtarmaya çalışır. Umutsuzluk arttıkça kurumlara olan güven çöker. Ve boşalan o alanı bazen en yüksek sesle bağıran, en keskin sözleri söyleyen radikal aktörler doldurur.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Türkiye bugün ileri ile geri arasında gidip gelen, bir ayağı geçmişte bir ayağı gelecekte duran büyük bir toplumsal salınım yaşamaktadır.
Bu nedenle sadece içeride bir mevzi savaşı vermek yetmez.
Bazen eski evin duvarlarını boyamak çözüm değildir.
Eğer evin temelleri sarsılmışsa, yeni bir kapı açmak gerekir.
Lüleburgaz’da ortaya çıkan tablo ve özellikle 19 Mart’tan itibaren gençlerin siyasete taşıdığı enerji, toplumun önemli bir kesiminin yeni bir demokratik adres arayışında olduğunu göstermektedir. Bu süreçte Özgür Özel’in de yalnızca bir parti genel başkanı değil, geniş bir demokratik muhalefetin doğal sözcüsü hâline gelme potansiyeli ortaya çıkmıştır.
Belki de bugün sorulması gereken soru şudur:
CHP kendi iç hesaplaşmalarının dar koridorlarında daha ne kadar dolaşacak?
Çünkü yangın sadece bir odada değildir.
Bütün bina duman altındadır.
Ve bazen tarihi değiştirenler, eski odaların anahtarını arayanlar değil; yeni kapının nerede açılacağını görebilenlerdir.
Belki de Türkiye’nin önündeki yeni tartışma artık sadece bir parti tartışması değildir.
Belki de adı konulmamış büyük bir yürüyüşün ilk adımları atılmaktadır:
Daha geniş, daha kapsayıcı, daha çoğulcu bir Demokratik Halk Hareketi’nin ahlaksal isyan arayışı istiklali olacaktır.…