Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş’ın yeni Orta Vadeli Program’a ilişkin değerlendirmesinde önemli bir uyarı var:

Enflasyonla mücadele edilirken bunun bedeli üreticinin omuzlarına bırakılmamalı.

Haklı.

Çünkü sanayicinin sorunu yalnızca kredi bulmak değil; o kredinin maliyetiyle üretmeye, yatırım yapmaya ve uluslararası pazarda rekabet etmeye devam edebilmek.

Sanayici üretir, istihdam yaratır, ihracat yapar. Ancak maliyetler yükselir, finansman pahalılaşır ve dış pazarda rekabet gücü azalırsa üretim sürdürülemez.

Üretim durduğunda yalnızca fabrika durmaz. İstihdam azalır, gelir kaybı büyür, kent ekonomisi daralır.

Bu nedenle sanayi politikası aynı zamanda istihdam ve sosyal politika meselesidir.

Fakat Türkiye’nin asıl sorunu bundan daha büyük.

Artık dünyada yalnızca daha fazla üretmek yetmiyor.

Daha teknolojik, daha verimli, daha yüksek katma değerli üretmek gerekiyor.

İşte burada ESO’nun daha önce ortaya koyduğu Vizyon 2030 önem kazanıyor.

Çünkü bu vizyon “Eskişehir’de daha çok fabrika olsun” anlayışının çok ötesinde.

Bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi üretime, nitelikli insan gücünü yüksek katma değere dönüştüren bir sanayi modeli öneriyor.

Yapay zekâ, ileri teknoloji, düşük karbonlu üretim, üniversite-sanayi işbirliği, nitelikli insan kaynağı, stratejik sanayi alanları, demiryolu ve lojistik altyapısı…

Bunlar geleceğin sanayisinin temel taşları.

Dolayısıyla Vizyon 2030 aslında yalnızca ESO’nun değil, Eskişehir’in gelecek tasarımıdır.

Peki Neden Yeterince Konuşmadık?

Asıl mesele burada.

Eskişehir Sanayi Odası böyle bir vizyon ortaya koymuşken, bu kentin bütün kurumlarının oturup “2030’da nasıl bir Eskişehir istiyoruz?” sorusunu tartışması gerekmez miydi?

Belediyeler, üniversiteler, sanayi kuruluşları, meslek odaları, siyasetçiler ve medya aynı masada buluşmalı değil miydi?

Örneğin çok basit birkaç soru sorulabilirdi:

Eskişehir 2030’da hangi sektörlerde uzmanlaşacak?

Hangi yüksek teknoloji ürünlerini üretecek?

Üniversiteler bu dönüşümün neresinde olacak?

Gençler hangi mesleklere hazırlanacak?

Sanayi için gerekli nitelikli insan gücü nasıl yetiştirilecek?

Lojistik maliyetleri nasıl düşürülecek?

Yapay zekâ üretim süreçlerine nasıl entegre edilecek?

Ve en önemlisi:

Eskişehir’in mevcut sanayi yapısı, küresel rekabetin yeni dönemine nasıl hazırlanacak?

Bu soruların kent gündeminde yeterince yer almaması düşündürücü.

Çünkü biz çoğu zaman geleceğin büyük meseleleri yerine bugünün küçük siyasi tartışmalarına daha fazla zaman ayırıyoruz.

Kim kiminle kavga etti?

Kim istifa etti?

Kim hangi göreve geldi?

Kim kimin yanında fotoğraf verdi?

Bunları saatlerce tartışıyoruz.

Ama Eskişehir’in 2030’daki ekonomik konumunu belirleyecek teknoloji yatırımlarını, insan kaynağını ve sanayi stratejisini yeterince konuşmuyoruz.

Sonra da “Neden Eskişehir daha hızlı büyümüyor?” diye soruyoruz.

Asıl Rekabet Şimdi Başlıyor

Dünyada üretimin niteliği değişiyor.

Katma değer artık yalnızca makine, bina ve işgücünden oluşmuyor. Bilgi, yazılım, yapay zekâ, tasarım, Ar-Ge ve nitelikli insan gücü üretimin değerini belirliyor.

Bu nedenle Eskişehir’in önündeki hedef yalnızca sanayisini korumak değil, sanayisini dönüştürmek olmalı.

ESO’nun OVP’den beklentileri de aslında bu dönüşümün ekonomik altyapısını tarif ediyor:

Öngörülebilir ekonomi, uygun maliyetli finansman, ihracatçıya rekabet desteği, teknolojik dönüşüm, lojistik altyapı ve ölçülebilir uygulama.

Bunlar gerçekleşmeden Vizyon 2030 kâğıt üzerinde güzel bir belge olarak kalır.

Gerçek mesele tam da burada.

Vizyonun sahibi ESO olabilir; ama gerçekleşmesinin sahibi bütün Eskişehir’dir.

Çünkü 2030’da yarışacak olan yalnızca sanayiciler olmayacak.

Kentler yarışacak.

Nitelikli insan için kentler yarışacak.

Teknoloji yatırımı için kentler yarışacak.

Lojistik avantaj için kentler yarışacak.

Ve yüksek katma değerli üretim için kentler yarışacak.

Eskişehir’in bugün yapması gereken, günübirlik tartışmaların dışına çıkıp bu rekabete hazırlanmak.

Çünkü 2030 uzak bir tarih değil.

Bugün hangi yatırımı yaptığımız, hangi genci yetiştirdiğimiz, hangi teknolojiyi geliştirdiğimiz ve hangi altyapıyı kurduğumuz, 2030’daki Eskişehir’i şimdiden belirliyor.

Kısacası mesele OVP’ nin ne söylediğinden ibaret değil.

Mesele, Eskişehir’in önüne konulan bu vizyonu kentin ortak kalkınma stratejisine dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Eskişehir bunu başarırsa yalnızca sanayisini büyütmez.

Yeni nesil üretim kentlerinden biri olur.

Başaramazsa?

2030’a giderken Eskişehir’in önüne koyması gereken hedef de budur:

Daha çok üretmek, daha yüksek teknoloji üretmek, daha fazla ihracat yapmak ve ürettiği değeri kentte tutmak.

O zaman 2030 geldiğinde hâlâ birbirimizin siyasi pozisyonunu konuşuyor, başkalarının ürettiği teknolojiyi satın alıyor oluruz.

Ve o zaman sorun vizyon eksikliği değil, vizyonu hayata geçirememe beceriksizliği olur.

Çünkü üretim gücünü kaybeden kent, yalnızca fabrikalarını kaybetmez.

Geleceğini kaybeder.

(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)