Melih Gökçek’in adliye kapısında söylediği “500 soruşturma geçirdim, hepsinde sıçradım” sözü, insanın aklına ister istemez o meşhur şarkıyı getiriyor:
“Hoplayıver çekirge, zıplayıver çekirge…”
Ne var ki burada mesele artık şarkı değil.
Çünkü karşımızda 500 kez sıçradığını söyleyen bir siyasi çekirge var.
Gökçek, hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle adliyede ifade verdikten sonra gazetecilere, 500 soruşturma geçirdiğini, hepsinden takipsizlik aldığını ve “beni yakalayamadılar” dedi.
Hukuken takipsizlik suçluluk değildir.
Bunu özellikle belirtelim.
Ama siyaset açısından insanın aklına başka bir soru geliyor:
500 soruşturma neden açıldı?
Beş değil.
On değil.
Elli değil.
Beş yüz!
Şimdi burada çekirge metaforunu biraz büyütelim.
Birinci sıçrayışta “Ne oluyor?” dersiniz.
İkinci sıçrayışta “Tesadüf” dersiniz.
Üçüncüde “Bir bakalım” dersiniz.
Ama çekirge 500 kez sıçrıyorsa, artık mesele çekirgenin çevikliği değil, ortada nasıl bir tarla bulunduğudur.
Çünkü normal bir hukuk düzeninde siyasetçi, “500 soruşturmadan kurtuldum” diye övünmez.
Dönüp şunu sorar:
“Ben neden 500 kez soruşturuldum?”
Dosyalar neydi?
İddialar neydi?
Kim soruşturdu?
Kim kapattı?
Neden kapandı?
Ve eğer gerçekten 500 dosyanın 500’ünde de suç unsuru yoksa o zaman bu kez de soruşturma mekanizmasının kendisi sorgulanır.
Yani ortada yalnızca bir çekirge yoktur.
Çekirgeyi 500 kez sıçratacak kadar geniş bir siyasi tarla da vardır.
Üstelik Türkiye’de çekirgelerin yalnızca zıplama yeteneği yoktur.
Dal değiştirme kabiliyetleri de hayli gelişmiştir.
İktidar değişir, dal değişir.
Parti değişir, dal değişir.
Siyasi rüzgâr yön değiştirir, çekirge de yönünü bulur.
Dün birlikte yürüdükleriyle bugün hesaplaşırlar; bugün hesaplaştıklarıyla yarın aynı fotoğraf karesinde buluşabilirler.
İşte Türkiye siyasetinin asıl hicvi burada başlar:
Çekirge değişmiyor; yalnızca konduğu dal değişiyor. Politikada çekirgelerle doludur. Politikada bu saldan, öbür dala nasıl sıçradıklarını görmedik mi?
Hatta bazı çekirgeler sipersiz selam bile duruyorlardı.
Bakın çok ama çok yıllar önce recep Tayyip Erdoğan neler söylemiş..
Recep Tayyip Erdoğan: fakir neden fakirdir? Zengin neden zengindir? Diye soruyor bir parti toplantısında.
Şimdi bağırıyorlar; 'Tayyip hoca... Biliyor musun fakir niye fakirdir' diye?
-- ASIM abi niye fakirdir, söyle?' dedim.
-fakir çalmasını iyi beceremediği için fakirdir' dedi. 'asım abi el hak doğrudur dedim..."
Peki hukuk?
Hukuk da dalın rengine göre değişiyorsa, ortada hukuk değil, siyasi bahçıvanlık vardır.
Bir dönemde görmezden gelinen dosya başka dönemde büyütülüyor; bir dönemde kahraman olan başka dönemde sanık sandalyesine çağrılıyor.
Oysa hukuk ne iktidarın sopasıdır ne muhalefetin intikam aracı.
Hukuk, iktidar değişince yön değiştiren bir pusula olamaz.
Gökçek hakkında soruşturma varsa sonuna kadar araştırılsın.
Belgeler ortaya konulsun.
Kamu zararı varsa hesabı sorulsun.
Yoksa açıkça “suç yoktur” denilsin.
Ama hiç kimse “500 kez sıçradım, beni yakalayamadılar” cümlesini bir siyasi başarı madalyası gibi taşımasın.
Çünkü burada asıl başarı, yakalanmamak değil; hakkında neden soruşturma açıldığını açıklayabilmektir.
Ve artık çekirgeye sorulması gereken soru da budur:
Sen 500 kez mi sıçradın, yoksa Türkiye’de hukuk 500 kez mi bilerek ve isteyerek ıskaladı?
İşte bu sorunun cevabı, bir kişinin siyasi geçmişinden çok daha büyük bir meseleyi anlatır.
Çünkü çekirgenin fıtratında sıçrama yeteneği vardır.
Bu onun tabiatıdır.
Ama hukuk, çekirgenin peşinden koşup durmak değil; tarlanın neden çekirge cennetine dönüştüğünü açıklamaktır.
Peki, bu çekirgeleri, böcekleri kim aday gösterdi sorusunun cevabını verebiliyor musunuz?
Hiç kimse veremiyor.
O yüzden:
Hoplayıver çekirge!
Zıplayıver çekirge!
Ama 501’inci sıçrayışta artık başka bir dal arama.
Çünkü bir ülkede adalet gerçekten varsa, çekirge nereye konacağını değil, hesabını nerede vereceğini düşünür.
(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)