Ülkenin gündemini sarsan fon vurgunları, geride binlerce mağdur, milyarlarca liralık soru işareti ve tek bir yakıcı soru bıraktı:
Yurttaşın parasına ne olacak?
Asıl düğüm ise gözaltı sürecindeki o kritik dört günde düğümleniyor.
Malların ve paraların dondurulmasından önce yurt dışına herhangi bir transfer yapıldı mı? Para hangi hesaplara aktarıldı, hangi şirketlere uğradı, hangi dijital izleri bıraktı?
Bu karanlık koridorun ışığını yakacak kurumların başında MASAK geliyor.
Çünkü finans dünyasında para çoğu zaman kaybolmaz; adres değiştirir. Hesaptan hesaba, şirketten şirkete, ülkeden ülkeye dolaşır. Geride de dijital bir ayak izi bırakır.
Ama asıl mesele paranın nerede olduğu kadar, sahiplerine ne kadarının geri dönebileceğidir.
ANAPARA BİLE RİSKTE
Karşımızdaki tablo basit bir yatırım zararı meselesi değil.
Piyasa değeri 1 birim olması gereken bir hisse ya da fon, yapay arz-talep mekanizmasıyla 20 birime kadar şişiriliyor. Havuza sürekli yeni para giriyor. Yeni yatırımcı geldikçe önceki yatırımcıya umut dağıtılıyor.
Ta ki musluk kapanana kadar...
SPK müdahale edip tahtaları kapattığında veya tasfiye süreci başladığında ise kâğıt üzerindeki o parlak değerler bir anda eriyor.
İşte o zaman gerçek fiyat ortaya çıkıyor.
Ve acı gerçek de burada başlıyor:
Bırakın vaat edilen yüksek kazançları, vatandaşın anaparasını kurtarması bile ciddi bir risk haline geliyor.
Peki bu oyun neden bitmiyor?
Çünkü her dönemin bir “tüyo” tüccarı var. Sosyal medyada, televizyon ekranlarında, forumlarda “uçacak”, “kaçacak”, “tavan serisi geliyor” diye bağıranlar eksik olmuyor.
Finansın değişmeyen kuralı ise çok basit:
Bedava peynir yalnızca fare kapanında bulunur.
Kapanın üzerine peyniri koyan, farenin açlığını da bilir.
AÇGÖZLÜLÜK MÜ, ÇARESİZLİK Mİ?
Burada bir başka haksızlığa da dikkat etmek gerekiyor.
Bu tuzaklara düşen yüz binlerce insanı sadece “açgözlü yatırımcı” diye suçlamak kolaydır. Fakat meseleye biraz daha yakından bakınca karşımıza başka bir Türkiye çıkar.
Yüksek enflasyon, eriyen alım gücü, artan kira ve eğitim giderleri, borçlar ve gelecek kaygısı...
Ay sonunu getiremeyen insan, elindeki 10 bin lirayı 20 bin yapıp borcunu kapatmanın yolunu arıyor.
Sermaye piyasalarına güven çağrıları, halka arz furyası ve borsaya yönelen milyonlarca yeni yatırımcı da bu tabloya eklendi.
Finansal okuryazarlığı olmayan yurttaş, ekonomik girdabın ortasında bir can simidi ararken kendisini kurtlar sofrasında buldu.
Elbette yatırımcının da sorumluluğu var.
Ama bütün faturayı ona kesmek, asıl soruyu görmezden gelmektir:
Bu sistem nasıl kuruldu? Kim denetledi? Riskler neden zamanında görülmedi?
Çünkü ortada yalnızca saf bir yatırımcı yoksa, yalnızca açgözlü bir manipülatör de yoktur.
Bir de denetim mekanizması vardır.
Ve devletin görevi, yurttaşa “açgözlü olma” demekten önce, finansal piyasaların kurt kapanına dönüşmesini engellemektir.
Şimdi gözler adli makamlarda ve MASAK'ın hazırlayacağı raporlarda.
O kritik dört günün bütün para trafiği ortaya çıkmalı.
Kim gönderdi?
Kim aldı?
Para nereye gitti?
Ve daha önemlisi:
Vatandaşın alın terinden geriye ne kaldı?
Bakalım o karanlık dört günün sonunda kapı açıldığında, fare kapanından kurtulmayı başaran birileri olacak mı?
Yoksa peynir çoktan yenmiş, kapan da çoktan kapanmış mı olacak?