Memleketin 86 ilinde emekliler meydanları dolduruyor, milyonlar mutfaktaki yangını söndürmek için cüzdanındaki son kuruşu sayıyor. Açlık sınırının altında yaşayan insanlar ekmek hesabı yaparken, finans piyasalarının başka bir köşesinde bazılarına adeta gökten servet yağıyor.

Meteliğe kurşun atanlar bir yanda, dolarların denizinde yüzenler bir tarafta.

İki farklı Türkiye.

Üstelik ne hikmetse bu servet, tam da yükselişin başlayacağı zamanı bilenlerin cebine giriyor.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre’nin kamuoyuna taşıdığı iddialar, cevap bekleyen ciddi sorular içeriyor.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemleri de bu soruların başında geliyor.

Hikâye 8 Nisan’da başlıyor.

Uzun süre sakin seyreden hisseye yaklaşık 163 milyon liralık alım yapılıyor. Ardından hisse fiyatı olağanüstü biçimde yükseliyor. 25 lira civarındaki fiyat, aylar içinde 4.482 liraya kadar çıkıyor.

Ve sonra…

Tam zirvede satış geliyor.

Yaklaşık 163 milyon liralık yatırımın 2 milyar liranın üzerinde bir servete dönüşmesi, kâğıt üzerinde muazzam bir yatırım başarısı.

Ama burada asıl soru şu:

Bu bir yatırım başarısı mı, yoksa zamanlaması açıklanması gereken bir işlem mi?

Çünkü borsada tesadüf olabilir. Şans olabilir. Olağanüstü öngörü de olabilir.

Fakat bir kişinin yükselişin başlangıcında büyük miktarda alım yapıp, yükselişin zirvesinde satış yapması ve ardından hissenin sert biçimde gerilemesi, ister istemez “Bu bilgi nereden geldi?” sorusunu doğurur.

İşte tam burada “içeriden öğrenenlerin ticareti” ihtimali gündeme gelir.

Eğer gerçekten kamuya açıklanmamış bir bilgi işlem öncesinde bazı kişilere ulaştıysa, mesele artık “iyi yatırım yaptılar” hikâyesi olmaktan çıkar.

Piyasanın eşitlik ilkesini, yatırımcıların güvenini ve sermaye piyasasının adaletini ilgilendiren çok daha ciddi bir meseleye dönüşür.

Daha da önemlisi, ortada yalnızca bir kişinin şansından söz etmiyorsak…

Bilgi sızdıran, bilgiyi kullanan, fiyatı etkileyen ve bundan kazanç sağlayan organize bir yapı ihtimali de araştırılmalıdır.

Çünkü böyle bir yapı varsa bunun adı finansal deha değil; sermaye piyasası görüntüsü altında kurulmuş bir soygun düzeni olur.

Hatta soru daha da sert sorulmalıdır:

Halktan para toplamak, piyasayı yönlendirmek, içeriden edinilen bilgilerle belirli kişilere kazanç sağlamak ve sonunda zararı küçük yatırımcıya bırakmak amacıyla kurulmuş bir finansman şirketi veya örgütlü yapı mı söz konusu?

Bunun cevabını gazete köşe yazarı değil, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma vermelidir.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya tüm görevlerinden istifa etmiş.

Siyasi ayak’ın bağlantılarını araştırmak ilgili kurumların görevidir. Burada başka bir önemli kurum daha var. Cumhurbaşkanlığı devlet denetleme kurulu. En üst denetleme kurulu. Onun üstünde başka bir kurulu yok.

SPK’nın, MASAK’ ın ve ilgili diğer kurumların görevi de tam burada başlıyor.

Kim, ne zaman işlem yaptı?

İşlemden önce kim kiminle görüştü?

Hangi bilgi kimden kime ulaştı?

Alım kararından önce şirket içerisinde veya çevresinde olağandışı bir bilgi hareketi oldu mu?

Aynı tarihlerde bağlantılı başka hesaplarda benzer işlemler yapıldı mı?

Ve en önemlisi:

Bu yükselişten kimler kazandı, kimler kaybetti?

Çünkü finans piyasalarında en tehlikeli hırsızlık, kasanın kırılması değildir.

Asıl tehlike, kasanın başına oturanların parayı kendi aralarında bölüşürken bunun adına “piyasa” demesidir.

Wall Street’in, Londra’nın, Frankfurt’un finans uzmanlarını kıskandıracak kadar kusursuz bir zamanlama gerçekten yalnızca “kör talih” ise, bu talihin sahiplerinden yatırım dersleri almak gerekir.

Ama değilse…

O zaman mesele başka.

Çünkü 163 milyon liranın dört ayda 2 milyarın üzerine çıkması tek başına suçun kanıtı değildir; fakat bu kadar kusursuz zamanlama, soruşturma için fazlasıyla güçlü bir sorudur.

Ve kamuoyunun bilmek istediği şey basit:

Bu parayı kazananlar gerçekten piyasayı mı okudu, yoksa piyasa onlar için önceden mi okundu?

Aradaki fark, milyarlarca lira ve milyonlarca yatırımcının güvenidir.

Bu nedenle artık “kör talih” masalını bir kenara bırakıp, bilginin kaynağını, paranın izini ve varsa kurulan düzenin bütün bağlantılarını ortaya çıkarma zamanıdır.

Çünkü halkın cebinden çıkan her kuruşun adı “yatırım” değildir.

Bazen yatırım denilen şey, başkasının kaybının üzerine kurulmuş bir servet transferidir.

Ve eğer ortada gerçekten örgütlü bir düzen varsa, mesele artık borsa hikâyesi değil; borsa kılığında kurulmuş bir soygun düzeninin hesabını sorma meselesidir.

Carlo M. Cipolla’nın “Aptallığın Temel Yasaları” kitabı, ilk bakışta insan davranışları üzerine ironik bir çalışma gibi görünür.

Oysa biraz dikkatle okunduğunda, insanlık tarihinin en acı gerçeklerinden birini önümüze koyar:

Bir ülkeyi yalnızca kötü insanlar değil, aptal insanların örgütlü gücü de batırabilir.