İnsan hayatı, anlam arayışıyla şekillenen uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta kişi, kendisinin nereden geldiğini, niçin yaşadığını ve hayatın sonunda onu neyin beklediğini merak eder. İnsanoğlunun bu sorulara cevap bulması, hayatını anlamlandırması ve huzura ulaşabilmesi için sağlam bir rehbere ihtiyacı vardır. İslam inancına göre bu soruların en doğru ve güvenilir cevapları, ilahi vahiy ile bildirilmiştir.
Kur’an-ı Kerim, insanın kim olduğu, nasıl yaşaması gerektiği ve hayatın sonunda onu neyin beklediği gibi soruları yanıtlar. O, insanı karanlıktan aydınlığa çıkaran, doğru yolu gösteren ilahi bir rehberdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; “Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler (günahtan sakınanlar) için yol gösterici bir kitaptır” (Bakara 2/2) buyrularak Kur’an’ın insan hayatındaki rehberliği, açıkça ifade edilmiştir. Yine başka bir ayet-i kerimede, “Kuşkusuz bu Kur’an, en doğru yola iletir” (İsrâ 17/ 9) buyrulmaktadır. O halde Kur’an’ı rehber edinen birey, zihnindeki sorulara cevap bulmuş, bilinçli, huzurlu ve sorumluluk sahibi bir birey olarak hayat sürer.
Ayrıca ne ilahi bir lütuftur ki Kur’an-ı Kerim bizlere hayatın sadece bir bölümünü değil, her alanını anlamlandırmaya dair ilkeler sunar. Bu ilkelerin pratik hayattaki karşılığını da Peygamberimiz (s.a.v.) en güzel şekilde bizlere göstermiştir. Nitekim Allah Teâlâ (c.c.), “Andolsun ki Allah’ın Rasûl’ünde sizin için güzel bir örnek vardır” (Ahzâb 33/21) buyurarak O’nun örnekliğini açıkça vurgulamıştır. Peygamber Efendimiz, Kur’an’ı sadece okuyan değil, onu yaşayan ve yaşatan bir rehber olmuştur. Bu anlamda Peygamberimizin hayatı, Kur’an’la anlamlandırılmış hayatın en güzel modelidir.
Vahye ilk muhatap olduğu andan itibaren Kur’an’ı Kerim’i kendine rehber edinen Hz. Peygamber’in en belirgin özelliği güzel ahlaklı olmasıydı. O (s.a.v.), dürüstlüğü, doğruluğu, sabrı ve affediciliğiyle insanlara eşsiz bir örnektir. Kendisine karşı kötülük edenleri affetmiş, düşmanlarına karşı merhametli davranmıştır. Bu, Kur’an’ın, “…Kötülüğü en güzel şekilde sav…” (Fussilet 41/34) ilkesini fiilen uygulamaktır. Hz. Âişe’ye Peygamberimizin ahlakı sorulduğunda verdiği “O (s.a.v)’nun ahlakı Kur’an’dı” cevabı, bu gerçeği en özlü şekilde ifade etmektedir.
İbadet ve manevi hayat açısından baktığımızda Peygamber Efendimiz, ibadetlerinde titiz ve düzenliydi. O (s.a.v)’nun ibadetleri, Kur’an’a bağlılığının ve Allah’a yakın olma arzusunun göstergesidir.
Toplumsal hayat ve adalet açısından baktığımızda Peygamberimiz, toplumda adaletin sağlanması, hakların korunması ve yardımlaşmanın teşvik edilmesi konularında örnek olmuştur. Zengin-fakir, güçlü-zayıf fark etmeksizin herkese adil davranmış, kul hakkına riayet etmiş ve insanlara merhamet göstermiştir. Kur’an’da, “Ey iman edenler!... Adaleti ayakta tutun…” (Nisâ 4/135) buyrulması, O’nun hayatında fiilen karşılık bulmuştur.
Sadelik ve kanaat açısından baktığımızda dünya hayatına bağlı olmayan sade bir yaşam sürmesi, Kur’an’ın “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir…” (Ankebût 29/64) öğretisiyle uyumludur. Peygamber Efendimiz, maddi imkânlara sahip olmasına rağmen gösterişten uzak, kanaatkâr bir hayat yaşamış ve ümmetine bu konuda da örnek olmuştur.
Bizler de hayatımızı anlamlı kılmak istiyorsak; bu, Kur’an’ı Kerim’i rehber edinmekle ve Peygamber Efendimiz’in yolundan gitmekle olur. O (s.a.v)’nun ahlakını örnek almak, erdemli davranışları hayatımıza taşımak ve toplumla ilişkilerimizde adaleti, merhameti ve sorumluluğu esas almak, hayatımıza gerçek anlam kazandırır. Böylelikle Efendimizin izinden yürüyerek hem kendimize hem de çevremize değer katabilir, yaşamımızı Kur’an ışığında aydınlatabiliriz.
Hem ne mutlu bizlere ki, içinde bulunduğumuz rahmet, bereket ve mağfiret iklimi olarak kabul edilen mübarek üç aylara ulaştık. Bu aylar, manevi duyguların yoğunlaştığı özel zaman dilimleridir. Böyle günlerde yapılan tövbeler, ibadetler ve hayırlı ameller daha derin bir anlam kazanır. Bu güzel rahmet iklimi, insanın kendini gözden geçirmesi, hayatını Kur’an ışığında yeniden düzenlemesi için de büyük bir fırsattır.
Vahyin gölgesinde yaşamak, ömrü bereketlendiren, yücelten ve temizleyen bir nimettir. Bu nimeti, Kur’an’ın gölgesinde fiilen yaşayan, o nimetteki lezzetin farkına varan ve onun verdiği huzuru, rahatlığı, mutluluk ve güveni fark edenden başkası anlayamaz.
Unutmamalıyız ki, gerçek mutluluk, ancak dünya ve ahiret hayatı için Kur’an ruhunu anlamış ve bunu iradeli ve şuurlu olarak hayatlarına taşıyabilmiş nesillerin nasibi olacaktır. Nasiplenebilmek niyazıyla…

Ayşe ELSÖZ
Vaiz