“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu...” (Ahkâf 46/15).
Yüce Allah (c.c.)’ın yarattığı varlıklar içinde insanoğlu ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Zira Allah Teâlâ, insana akıl/dil/beyan (Rahman 55/4), yazı ve öğrenme kabiliyeti (Alak 96/4-5) bahşetmiş ve insan bilhassa bu niteliği sebebiyle meleklerden ayrılmış, yeryüzünde Allah’ın halifesi olma şerefine erişmiştir (Bakara 2/30-34).
İnsana verilen bu yetenekler beraberinde sorumluluklar da getirmektedir. Bu anlamda onun en büyük sorumluluğu, kendisini üstün donanımlarla yaratan Rabbine layık kul olup O’na ortak koşmamaktır. Sonrasında ise insanın en evrensel ödevi anne- babasına karşı yükümlülüklerini yerine getirmek, onlara en güzel şekilde muamele etmektir. Nitekim anne- babaya iyi davranmanın gerekliliğiyle alakalı ayetlerde bu sorumluluk daima Allah’a şirk koşmama emrinden hemen sonra zikredilmektedir:
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne- babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara ‘öf’ bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle” (İsrâ 17/23).
Müfessirlerimiz Allah’a itaatle ana- babaya iyilik etmenin yan yana zikredilmesinin sebeplerini özetle şöyle sıralar:
a) İnsanın maddî ve manevî gelişmesi için en değerli katkı, Allah’ın nimetlerinden sonra ana- babanın fedakârlıklarıdır;
b) Çocuğun varlık alanına çıkmasının asıl ve gerçek sebebi Allah, zâhirî ve hukukî sebebi ise ana- babadır;
c) Allah’ın nimetlerini karşılıksız verdiği gibi ana- baba da çocuklarının ihtiyaçlarını tamamen karşılık beklemeden yerine getirirler;
d) Allah’ın kuluna günahkâr olsa bile nimet verdiği gibi ana- baba da âsi bile olsa evlatlarına desteklerini sürdürürler;
e) Allah’ın kullarının iyiliklerinden memnun olup karşılığını fazlasıyla verdiği gibi ana- baba da çocuklarının imkânlarını daha çok geliştirmelerine yardım eder, bundan mutlu olurlar (Kur’an Yolu Tefsiri c.3, s.477-478).
Esasen anne- baba hakkı sadece İslam dini için değil önceki semavî dinler için de geçerlidir. Nitekim Museviliğin özünü oluşturan ve Hz. Musa (a.s.)’ya levhalara yazılı olarak verilen 10 Emir’de de insanın Allah’a karşı ödevlerini belirten ilk maddelerden sonra diğer varlıklara yönelik ilk emir, anne- babaya iyilik yapmaktır.
Aynı şekilde Meryem suresinde Hz. İsa (a.s.)’nın ağzından bu sorumluluk şöyle ifade edilmektedir: “Bebek şöyle konuştu: Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı verdi ve beni bir peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı” (Meryem 19/30-32).
Hz. Peygamber (s.a.v)’den anne-baba hukukuyla ilgili çok sayıda hadis rivayet edilmiştir. Bu hadislerde Allah katında en değerli ibadetin, vaktinde eda edilen namazdan sonra anne-babaya iyilik olduğu ve bunun onları Cennete sokacak bir amel olduğu (Buhârî, Tevhîd, 48); Allah’ın, insan üzerindeki himayesini artırma yolunun anne-babaya şefkat etmekten geçtiği belirtilir (Tirmizî, Sıfatü’l- kıyâme, 48). Anne- babanın izni olmadan cihada bile gidilmemesi gerektiği vurgulanarak onlara hizmet ve itaatin önemine dikkat çekilir (Ebû Dâvûd, Cihad, 31).
Anne- babaya itaatin ölçüsünü yine Rabbimizden öğrenmekteyiz. Kur’an-ı Kerim’de iki hususta anne- babaya itaat edilemeyeceği ve onların tarafının tutulamayacağı belirtilmektedir. Bunlardan birincisine göre, ebeveynin çocuklarını Allah’a şirk koşmaya zorlaması halinde onlara itaat edilmesi yasaklanmaktadır (Ankebût 29/8). İkinci olarak da iman edenlere kendilerinin, anne- babalarının ve yakınlarının aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutmaları tembih edilmekte (Nisâ 4/135), yani hakkın/adaletin hatırının anne- baba hatırından bile yüce olduğu ifade edilmektedir.
Değişen ve dönüşen hız dünyasında ana- baba hukukunu muhafaza etmek temennisiyle…
Enes FİDAN
Vaiz