Namaz, bütün ibadetlerin özüdür. Namazdaki insan, “Allah-ü ekber” diyerek dünyadan uzaklaşır. İnsan, Mevlâsına hiçbir zaman namazda olduğu kadar yakın olamaz. Onun için “Namaz müminin miracıdır” denilmiştir.
Mümin için namaz, kalbin Allah’a yönelişinin en yoğun biçimidir. İbn Arabî namazı, “İnsanın hakikî varlığıyla Allah’a yönelmesi” olarak tarif eder. Mevlânâ ise namazı “Aşkın dili” olarak betimler. Namazın müminin miracı oluşunu en zirveye taşıyan rükün secdedir. Hz. Peygamber’in; “Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır” (Müslim, “Ṣalât”, 215) hadisi bizleri secdeye, huzura ve kendi ruhani ve ahlaki yükselişimize yani miraca davet eder.
Allah’ın namazla ilgili emrini anlamak için, Kuran-ı Kerim’in şu ayetleri üzerinde biraz düşünmeliyiz: “Nihayet onların arkasından öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler, nefsanî arzularına tabi oldular, bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır. Ancak tövbe edenler başkadır…” (Meryem 19/59-60). “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarında gaflet içindedirler” (Mâûn 107/4-5). “Onlara sizi ateşe sokan nedir diye sorarlar. Biz namaz kılanlardan değildik derler” (Müddessir 74/42-43).
Allah Teâlâ (c.c.), Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in rahmet peygamberi olduğunu her yerde düşünen gönüllere gösteriyordu. Bir gün Hazreti Ali’nin Yemen’den gönderdiği bir malı Peygamberimiz (s.a.v.) dört kişi arasında paylaştırdı. O malda gözü kalan, kendi hakkı olduğunu zanneden bir adam Allah’ın elçisine gelip “Allah’tan kork” dedi. Allah’ın Rasûlü şöyle cevap verdi: Allah’tan en çok korkan ben değil miyim? Halid bin Velid (r.a.) sinirlenerek “Bu kişinin cezasını vereyim mi ey Allah’ın elçisi?” dedi. Peygamberimiz fitne çıkaran bu zat hakkında; “Hayır, ona dokunma, umulur ki bir gün o ve onun soyundan gelenler namaz kılar!” (Buhârî, Meğâzî, 61) buyurdu. Bir devlet başkanına, insanlara gerçek hayrı öğreten bir peygambere toplumun önünde büyük bir saygısızlık yapılmış, O ise inşallah bir gün namaz kılar diye affetmiştir. Bu, ancak rahmet peygamberinin yapacağı bir şeydir.
Dinimiz cemaatle namaza çok önem vermiştir. Cami müminlerin evi, müminler ise bir aile gibidir. Ruhi hastalıklar bu şifahanede tedavi edilir.
Namaz ayet-i kerimede buyrulduğu gibi, fertten başlayarak toplumda hayasızlığın, kötülüğün ortadan kalkmasını sağlar (Ankebût 29/45). Çünkü hakkıyla eda edilmeye çalışılan namaz, insanı içten başlayarak restore eder.
Verilen nimetlere topluca yapılan bir şükürdür namaz… Bu şükrü terk etmek, toplum ve insan için varoluş gayesini unutmaya sebeptir. Bundan dolayı olmalı ki namazı terk eden Müslümanla alakalı çok sert ifadeler içeren ayetler vardır.
Gerçekte namaz kılan kişi, iç alemine bir yolculuk yapar. Kur’an okuyuşuyla, Allah’ı zikredişiyle Rabbiyle baş başa kalıp, O’na fısıldar, yalvarır, seslenir. Bu yönüyle namaz, aşığın maşuk (sevgili) ile buluştuğu “vuslat” makamı ve müminin miracıdır. Bu ifade Kur’an’daki “Ve agîmû’s-salât/namazı gereği gibi güzel kılın” emirleri ile ilişkilendirilir.
Namaz, sadece şekilsel bir ibadet değil, gönlün Allah’a yükselişidir. Bu enginliğiyle namaz asla sadece bir borç ödeme eylemi değil, yüreğin Allah'a bağlandığı, ruhun O'na ulaşmanın zevkine erdiği çok özel bir andır. Namaz, kul ile Yaratıcı arasında bir “buluşma” nın gerçekleştiği gerçek bir ruhani yükseliş (miraç) olarak insanı huzura taşıyan yegâne ibadettir…
Sacid EKERİM
İl Müftü Yardımcısı