Eskişehir İl Müftüsü Bekir Gerek'in Vakt-i Cuma köşesi için hazırladığı yazısı...

Eskişehir İl Müftülüğü olarak Ramazan ayı boyunca Yenigün Gazetesi'nde 'Ramazan Özel Sahifesi çıkarmıştık. Bu hizmetimiz büyük beğeni aldı ve takdir topladı. Bu çalışmalarımızı her Cuma günü 'Vakti Cuma' ismi ile devam ettireceğiz. Güncel konularda makale, dini soru ve cevaplar şeklinde olacaktır. Bu fırsatı verdiği için Yenigün Gazetesine ve sahifenin çıkarılmasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Tevekkül'ün dünya ve ahiret hayatımızda önemli bir yeri vardır. Bundan dolayı İslam'ın tevekkül anlayışını iyi bilmek ve yaşamak gerekir. Tevekkül; yapılması gereken bir iş konusunda gerekli olan her araç ve yönteme başvurduktan sonra, beklenen sonu Allah'a havale etmek, bu konuda ona sonsuz bir güven beslemek demektir.

Tevekkül; Sevinçte-kederde, bollukta-darlıkta, kısacası her işimizde ve anımızdagerekli tedbirleri alarak, çalışarak ve işimizi düzgün yaparak hayırlısonucu Allah'tan beklemektir. En zor anlarımızda yanımızda kimseyi bulamasak da, ümidimizi kesmeden el açıp Yüce Rabbimizden yardım dilemektir. Bundan dolayı tevekkül, bir Müminde bulunması gereken en önemli erdemlerden biridir. Tevekkül kavramı çeşitli türevleri ile Kur'an'da kırk beş yerde geçmektedir. Bu da İslamî bakış açısı ile tevekküle atfedilen değerin bir ifadesidir.

Tedbiri terk ederek, sorumluluğu yerine getirmeden, sebeplere tutunmadan tevekkül olmaz. Böyle bir tevekkül anlayışı, işin kolayına kaçmaktır, tembelliktir ve İslam'ın ruhuyla asla bağdaşmaz. Yüce Rabbimiz; ' Her insana ancak çalışmasının karşılığı vardır' (Necm/39) buyurmuştur. Bu bağlamda günümüzde gündemde olan Covid 19 salgınından bir örnek vermek gerekir ise; Covid-19 salgın hastalığın yayılmaması ve insanların enfekte olmaması konusunda sunulan tüm önerilere riayet etmek, maske takmak, sosyal mesafeyi korumak, temizliğe riayet etmek ve sonunda da Allah'a güvenmek ve sonuca razı olmak İslam'ın tevekkül anlayışıdır. Önerilen Covid-19 tedbirlerine riayet etmeden Allah'a güveniyorum bir şey olmaz demek ve tedbirlere uymamak tevekkül değil, kişinin kendi ve toplum sağlığını ihlal etmek ve kul hakkıdır.
Peygamber efendimizi uzaktan ziyarete gelen bir şahıs: 'Deveyi bağlayıp ta mı,Yoksa salıverip te mi Allah'a tevekkül edeyim?'' diye sorar. Peygamber Efendimiz: 'Deveni bağla öyle Allah'a tevekkül et' buyurur.(Tirmizî, Kıyame, 60 (IV, 668).
Diğer taraftan tevekkül bizi hayata bağlayan ve ümit kaynağı olaninancımızdır. Peygamberlerin örneklerinde görüldüğü gibi Tevekkül; hertürlü çarelere başvuran ve yaraları kemiğe dayandığı halde, dilinden duayı düşürmeyen Eyyûb Peygamber gibi sabırlı olmaktır.Ciğerparesi Yusuf'un hasretinden gözlerini yitiren Yakup Peygamber gibi fedakar olmaktır. Ateşe atılan Hz. İbrahim gibi çaresiz kalındığında bile Allah'a sığınmaktır. Bedir'de sayı ve silahça kendilerinden daha güçlü düşmanla karşılaştığında tüm tedbirleri alarak Allah'a dua eden ve güvenen Peygamber Efendimiz gibi zor zamanlarda da Rabbe yönelerek ümit var olmaktır.Nitekim Hz. İbrahim (AS) ateşe atıldığında ve Peygamber Efendimizde Bedir'de düşmanla karşılaştığında sebat göstererek ve Allah'a sığınarak; 'Allah bize yeter, o ne güzel vekildir' (Buharî, Tefsîrûsûre 3, 13) diyerek dua etmişlerdir.

Nitekim bir başka hadiste peygamberimizin şöyle dua etmeyi ihtiyat haline getirdiği bildirilmiştir; 'Allah'ım sana teslim oldum, sana inandım, sana tevekkül ettim, sana güvendim ve yüzümü gönlümü sana çevirdim' (Müslim, zikir, 67)

Sorumsuzluk, yılgınlık ve tembelliği kadere yükleyerek tevekkül sahibi olunamaz. Mümin, gücü yettiği oranda çalışıp gayret etmeli, tedbirini almalı ve Yüce Mevla'dan istemesini bilmelidir. Fani olan dünyaya ve dünyalıklara değil, sadece Allah'a dayanıp güvenmelidir. Nitekim birayette bu hakikati Yüce Rabbimiz ne güzel ifade ediyor: 'Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların sadece imanını artırır. Onlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler ve güvenirler.' (Enfal, 2) yazımı merhum İstiklal Şairimiz M. Akif'in şu veciz mısraları ile bitiriyorum;
'Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol…
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol'


Kul hakkı yemenin hükmü nedir? Kul hakkı nasıl ödenir?

Hz. Peygamber (s.a.s.), üzerinde kul hakkı bulunan kişilerin, hak sahibi olan mazlumlardan helallik almalarını öğütlemiştir. Bunun yapılmaması durumunda hesap gününde haksızlık yapan kişinin salih amellerinin, haksızlığı ölçüsünde alınarak hak sahibine verileceğini, eğer verilecek salih amel bulunamazsa o zaman da mazlumun günahlarının zalime yükleneceğini belirtir (Buharî, Mezalim, 10). Yine Peygamberimiz (s.a.s.), imkanı olduğu halde zamanı gelmiş bir borcu ödemeyenlerin kul hakkını ihlal ettiğini şöyle ifade eder: 'Ödeme gücü olan zengin kişinin, ödemeyi ertelemesi zulümdür.' (Buharî, Havale, 1) Hak sahibi, hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin bu günahını affetmemektedir.
Buna göre, gasp, hırsızlık ve ya izinsiz alma gibi yollarla elde edilen haram para veya mal, sahipleri biliniyor ise kendilerine yahut mirasçılarına, bilinmiyor ise fakirlere veya hayır kurumlarına onların namına sadaka olarak verilmelidir. Ayrıca, yapılan bu kusurlardan dolayı da Allah'tan af ve mağfiret dilenmelidir.