İslam dini, vahyedildiği ilk günden itibaren insan onurunu merkeze almış, fertleri fiziksel özelliklerine göre değil, kalplerindeki samimiyet ve niyetlerine göre değerlendirmiştir. Özellikle engelli bireyler söz konusu olduğunda İslam hukuku (fıkıh); “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız...” (Müslim, Cihâd, 6) prensibini en geniş şekilde uygulamıştır.
Engel Kalplerde Değilse, İbadet Her Yerde: İslam’ın Rahmet Kapısı
İslam inancına göre dünya bir imtihan meydanıdır; ancak bu imtihan herkes için aynı ağırlıkta değildir. Yüce Allah (c.c.), kullarına taşıyamayacakları yükleri yüklememiş, fiziksel veya zihinsel engeli olan bireyler için dinin emirlerinde büyük esneklikler ve müjdeler tanımıştır.
Sorumluluğun Sınırı: Güç Yetirebilmek
İslam hukukunun temel kaidesi şudur: Sorumluluk, imkânla doğru orantılıdır. İmkân ne ise imtihan onun iledir. Bu ilke bizzat Kur’an-ı Kerim’de şu muazzam ifadeyle mühürlenmiştir:
“Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz...” (Bakara 2/286).
“Gözü görmeyene zorlama yoktur, topala zorlama yoktur, hastaya zorlama yoktur. Kim Allah ve Rasulünün sözlerini dinlerse onları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar; kim de yüz çevirirse onu acı bir şekilde cezalandırır” (Fetih 48/17).
Bu ayetler, engelli bireylerin gerçekleştiremedikleri her türlü eylemde manevi bir “muafiyet” kalkanı altına alındığını gösterir. Görme engelli birinin görerek yapılması gereken bir işten, yürüme engelli birinin ise fiziksel güç gerektiren bir vazifeden sorumlu tutulmaması bu adaletin sonucudur.
İbadetlerdeki Rahmet: Şekil ile birlikte öz de önemlidir. İslam, engelli bireylerin ibadetlerini en kolay şekilde yapabilmeleri için fıkhî kolaylıklar (ruhsatlar) sunar. Namaz: Ayakta duramayanlar oturarak, oturamayanlar ise yatarak îmâ (işaret) ile namaz kılabilirler. Bu, fiziksel engelin Allah ile kul arasındaki bağa engel olamayacağının en büyük kanıtıdır. Oruç: Sağlık durumu oruç tutmaya elvermeyen kronik hastalar veya engelliler için “fidye” (bir fakiri doyurma) imkânı getirilmiştir. Hac: Fiziksel olarak Kabe’ye gidemeyecek durumda olanlar, kendi yerlerine vekil gönderebilirler.
Toplumsal Hayata Katılım: Abese Suresinin Mesajı
İslam sadece ibadetlerde kolaylık sağlamakla kalmamış, engelli bireylerin dışlanmasını da kesin bir dille yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kureyş’in ileri gelenlerine İslam’ı anlatmaya devam ettiği sırada görme engelli Abdullah b. Ümmü Mektum’un oraya gelip soru sorması ve Rasulullah (s.a.v.)’ın cevap vermemesi ile ilgili olarak Abese Suresi nazil olmuştur.
Bu sure ile, toplumun en zayıf görünen ferdinin, Hak katında en güçlülerden daha değerli olabileceği dünyaya ilan edilmiştir.
Sabrın Mükâfatı:
Hz. Peygamber (s.a.v.), engelli olmanın bir eksiklik değil, sabredildiğinde büyük bir kazanç kapısı olduğunu müjdelemiştir: “Allah buyuruyor ki: Kulumu iki gözünü almakla imtihan ettiğimde sabrederse, onlara karşılık ona cenneti veririm” (Buhârî, Merdâ, 7).
Günümüze Mesaj:
Bugün erişilebilirlik ve kapsayıcılık dediğimiz kavramlar, 1400 yıl önce İslam’ın ruhuna işlenmiştir. Hz. Peygamber’in görme engelli Abdullah b. Ümmü Mektum’u Medine’de yerine vekil bırakması veya ortopedik engelli Muaz b. Cebel’i vali olarak ataması, liyakatin fiziksel yeteneklerden önce geldiğinin en somut örneğidir.
Sonuç olarak İslam; engelli ferdi, başta ibadetler olmak üzere hayatın her alanında, kolaylık prensibiyle “hukuku korunan, onurlu bir fert” olarak görür. Bizlere düşen görev, bu rahmet mesajını hayatın her alanına yayarak engelleri zihinlerden kaldırmaktır...
Salih Rifat ŞEN
Vaiz
MEAL OKUYORUM
Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, dalalete sapmışların yoluna da değil!
(Fâtiha, 1/6-7)
HER GÜNE BİR HADİS
“Seni şüphelendireni bırak, şüphelendirmeyene bak. Çünkü doğruluk kalbin (tereddütsüz biçimde) huzura ermesidir. Yalan ise şüpheden ibarettir.”
(Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 60)
GÜNÜN DUASI
Ey merhametlilerin en merhametlisi! Affetmediğin hiçbir günah, feraha çevirmediğin hiçbir tasa, senin razı olduğun şeylerden karşılamadığın hiçbir ihtiyaç ile beni baş başa bırakma.” (Tirmizî, Salât, 343)
BİR SORU-BİR CEVAP
Merhem ve ilaçlı bant kullanmak orucu bozar mı?
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu işlem, yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz (DİYK 22. 09. 2005 tarihli karar (Fetvalar,DİB Yay.syf.281)