Bazı iş ortamlarında başarı, hâlâ başkasının alanını daraltmakla karıştırılıyor. Sözün üzerine çıkmak, fikri bastırmak, sesi yükselterek ciddiyet kazanacağını sanmak… Tüm bunlar çoğu zaman “işin doğası” olarak sunuluyor. Oysa bu davranışlar ne profesyonellik göstergesi ne de liderliktir; yalnızca görünür olma isteğinin sertleşmiş hâlidir.
Birini ezme ihtiyacı çoğu zaman karşı tarafa değil, kişinin kendi içinde çözemediği bir yere işaret eder. Kendinden emin olan insanlar alan kaplamaz, alan açar. Kendi duruşundan şüphe duyanlar ise varlığını kanıtlamak için başkalarının sözünü daraltır. Bu yüzden iş yerinde baskın davranışlar çoğu zaman gücün değil, güvensizliğin sesidir.
Bu davranışlar ilk bakışta etkiliymiş gibi görünebilir. Toplantılarda konuşan hep aynı kişidir, kararlar hızlı alınır, itirazlar azalır. Ancak bu tablo bir uyumu değil, geri çekilmeyi gösterir. İnsanlar fikirlerini saklamaya başlar, cümlelerini tartarak kurar, risk almaktan uzak durur. Ortamda üretkenlik değil, sürekli tetikte olma hâli büyür.
Ezici bir dil yalnızca muhatabını değil, ortak zemini de zedeler. İletişim, bilgi paylaşımından çok pozisyon korumaya dönüşür. Bir süre sonra ne söylendiği değil, kimin kime nasıl davrandığı konuşulur. İş geri planda kalır, ilişki gerilimi öne çıkar. Bu da ekip içinde görünmez ama kalıcı bir yorgunluk yaratır.
Oysa baskınlıkla kurulan etki geçicidir. İnsanlar zorlandıkları yere değil, güvendikleri yere bağlanır. Saygı korkuyla değil; tutarlılıkla oluşur. Dinlenen, sözü kesilmeyen, değeri kabul edilen insanlar daha net konuşur, daha güçlü katkı sunar. Gerçek etki tam da bu noktada ortaya çıkar.