Emekli nasıl kandırılıyor?

Emekli aslında zam almayacak.

Sıfır zam alacak.

Kendisine sadece enflasyon farkı verilecek.

Çünkü zam başka bir şeydir, enflasyon farkı başka bir şeydir. Bu iki kavram çoğu zaman aynı anlamda kullanılsa da gerçekte birbirinden tamamen farklıdır.

Enflasyon farkı, emeklinin enflasyon nedeniyle uğradığı kaybın telafi edilmesi için verilir. Amaç, bir önceki dönemde alabildiği ürünleri ve yararlanabildiği hizmetleri aynı miktarda almaya devam edebilmesini sağlamaktır.

Yani enflasyon farkı, emekliyi zenginleştirmez; sadece alım gücündeki kaybı telafi etmeye çalışır.

Zam ise bunun tam tersidir. Gelirin reel olarak artmasını sağlar; kişinin daha fazla mal ve hizmet satın almasına imkân verir.

Bu nedenle emekliye verilecek olan şey zam değil, yalnızca enflasyon farkıdır.

Büyük ihtimalle TÜİK' in Haziran ayı enflasyonu yüzde 0.99 civarında açıklanacaktır. Böylece Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsayan altı aylık kümülatif enflasyon netleşecek.

Haziran ayı enflasyonunun da beklendiği gibi geldi ve SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için yaklaşık % 18 oranında altı aylık enflasyon farkı ortaya çıkacak..

Memur ve memur emeklilerinde ise durum farklı.

Yaklaşık yüzde 18'e ulaşması beklenen altı aylık enflasyonun içerisinden toplu sözleşmeden kaynaklanan artış mahsup edilecek.

Toplu sözleşmenin ikinci dönem için öngördüğü yüzde 7'lik artış dikkate alındığında, memur ve memur emeklilerinin alacağı enflasyon farkının yaklaşık yüzde 13,5 ile yüzde 14 arasında gerçekleşmesi bekleniyor.

Burada önemli bir ayrıntı daha var.

Bu enflasyon farkları otomatik olarak herkesin aldığı maaşa yansımayacak.

Artışlar kişilerin, kök aylıkları üzerinden hesaplanacak.

Dolayısıyla kök aylığı 18 bin lira ve altında bulunan çok sayıda emekli, hesaplanan enflasyon farkını fiilen maaşında göremeyecek.

Zaten yıllardır emeklilik sisteminin en büyük adaletsizliklerinden biri de burada yaşanıyor.

Yüksek prim ödeyerek uzun yıllar çalışanlarla, düşük prim ve düşük prim günüyle emekli olanlar arasındaki fark büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda.

Örneğin 25 yıl boyunca tavandan prim ödeyen bir emekliyle, yaklaşık 2 bin gün prim ödeyerek emekli olan kişi arasında neredeyse anlamlı bir maaş farkı kalmadı.

Yüksek primi ve uzun çalışma süresini ödüllendirmesi gereken sistem, tam tersine bunları cezalandırırken; düşük prim ve düşük çalışma gününü ödüllendiren bir yapıya dönüştü.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ise yıllardır bu konuda "çalışmalar sürüyor" açıklaması yapıyor. Ancak bugüne kadar emeklilerin beklentisini karşılayacak kalıcı bir düzenleme gerçekleştirilemedi.

Öte yandan, halen 20 bin lira olarak uygulanan en düşük emekli aylığının artırılabilmesi için ayrıca yasal düzenleme yapılması gerekiyor.

TBMM'de böyle bir düzenleme kabul edilirse, en düşük tamamlanan aylık da yeni seviyeye çıkarılabilecek.

Ancak bunun Hazine'ye getireceği mali yükün ne olacağı şimdilik belirsiz.

Fakat bütün bu tartışmaların arasında asıl mesele gözden kaçıyor.

Asıl sorun, emeklinin satın alma gücüdür.

Eğer emeklinin satın alma gücü gerçekten korunmuş olsaydı, bugün yaşanan tablo ortaya çıkmazdı.

Haziran ayı itibarıyla açlık sınırı yaklaşık 36 bin lira, yoksulluk sınırı ise 118 bin 404 lira seviyesinde bulunuyor.

Buna karşılık, TÜİK'in açıkladığı enflasyon oranlarına göre yapılan maaş artışları, gerçek hayat pahalılığı karşısında emeklinin alım gücünü koruyamadı.

Tam tersine, milyonlarca emekli zaman içinde en düşük tamamlanan aylığa mahkûm hale geldi.

Bugün yaklaşık 4 milyon 700 bin emeklinin maaşı 20 bin lira veya bunun altında bulunuyor.

Dul ve yetim aylığı alanlar ise hisse oranları nedeniyle bunun da altında gelir elde ediyor.

Öte yandan Türkiye'de en düşük emekli aylığı 20 bin lira, ortalama emekli aylığı ise yaklaşık 23 bin 500 lira seviyesinde.

Buna karşılık birçok şehirde kira bedelleri 25 ila 30 bin liraya ulaşmış durumda.

Dolayısıyla emekli, temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelire dahi sahip değil.

Eğer oturduğu ev kendisine ait değilse ve kira ödüyorsa, aldığı maaş çoğu zaman yalnızca kiraya bile yetmiyor.

İşte bu nedenle emeklilerin asıl beklentisi enflasyon oranının kaç çıkacağı değil.

Çünkü yaklaşık yüzde 18'lik enflasyon farkı SSK ve Bağ-Kur emeklileri için, yüzde 13,5-14 seviyesindeki enflasyon farkı ise memur ve memur emeklileri için aylardır öngörülen bir tablo.

Merak edilen asıl soru şu:

Bu enflasyon farkının dışında bir iyileştirme yapılacak mı?

Bir refah payı verilecek mi?

Bir seyyanen artış yapılacak mı?

Emeklilerin beklediği esas cevap bunlar.

Ancak hükümet yetkililerinin bugüne kadar yaptığı açıklamalara bakıldığında, emeklileri sevindirecek ilave bir düzenleme yapılması ihtimali oldukça düşük görünüyor.

Görünen o ki hükümet, emeklilere yalnızca enflasyon farkını verecek; bunun dışında refah payı ya da seyyanen bir iyileştirme yapmayacak.

(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)