CHP MYK Üyesi Ali Rıza Erbay Eskişehir’de konuştu: “CHP’nin ikiye bölünmesi iktidarın işine yarar.”
Siyaset bazen ciddi bir iştir.
Bazen de öyle bir hale gelir ki insan ne yazacağını bilemez.
Gülse mi, ağlasa mı?
CHP’nin son günlerdeki tartışmalarını izlerken tam da böyle bir ruh hali ortaya çıkıyor.

CHP MYK Üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Rıza Erbay, Eskişehir’de partisinin il başkanlığını ziyaret etmiş ve önemli açıklamalarda bulunmuş.
Diyor ki:
“Cumhuriyet Halk Partisi’nin iki partiye ayrışması kime yarıyor? Tabii ki iktidara yarar.”
Doğru.
Bunu anlamak için siyaset bilimi profesörü olmaya da gerek yok.
Bir elmanın ikiye bölünmesinden sonra iki elma olmadığı gibi, bir siyasi partinin ikiye bölünmesinden sonra da ortaya daha güçlü bir parti çıkmıyor.
İki parça çıkıyor.
Birbirleriyle uğraşıyorlar.
İktidar da uzaktan seyrediyor.
Üstelik seyretmekle kalmıyor.
Muhtemelen içinden:
“Devam edin arkadaşlar, çok güzel gidiyor.” diyor.
Fakat asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Çünkü Erbay, CHP’nin aynı zamanda bir “arınma sürecinden” geçtiğini söylüyor.
İşte burada siyaset, bir anda parti kongresinden çıkıp deterjan reklamına dönüşüyor.
CHP arınıyor!
Kimden?
Neyden?
Nasıl?
Belli değil.
Ama belli olan bir şey var:
Birileri gidiyor, parti “arınmış” oluyor.
Birileri daha giderse daha da arınacak.
Belki birkaç kişi daha giderse CHP tamamen steril hale gelecek.
Sonra iktidar olunacak.
Siyaset literatürüne yeni bir kavram da kazandırabiliriz:
“Seçim öncesi siyasi hijyen.”
Parti içinden biri ayrılır:
— Arındık!
Bir başkası istifa eder:
— Biraz daha arındık!
Üç kişi daha gider:
— İktidara ramak kaldı!
Böyle giderse seçim günü sandık başında seçmen yerine yalnızca parti binasının dezenfektanı kalacak.
Elbette Erbay’ın sözlerinde önemli bir eleştiri de var.
“CHP’yi pavyonlarda delege satın alma, delege satma durumuna düşürenlerle bir tutulamazsınız” diyor.
Bu çok ağır bir iddia.
Eğer böyle bir tablo gerçekten yaşandıysa, bunun hesabı sorulmalıdır.
Ama burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Bir siyasi parti, kendi içerisindeki sorunları çözmek için neden sürekli insan arındırmak zorunda kalıyor?
Siyaset kurumu çamaşır makinesi değildir.
Her kurultaydan önce program seçip,
“Pamuklu 40 derece, siyasi kadro 60 derece, genel başkan hassas program…” diye çalıştırılmaz.
Siyasi parti, farklı görüşlerin birlikte yaşayabildiği demokratik bir kurumdur.
Bir parti içerisinde farklı fikirlerin olması kir değildir.
Asıl kirlilik, farklı fikirlerin ihanet, tasfiye ve düşmanlık olarak görülmeye başlanmasıdır.
Çünkü demokraside muhalefet yalnızca iktidara karşı yapılmaz.
Bazen insanın kendi partisinde de muhalefet yapması gerekir.
CHP’nin bugün karşı karşıya bulunduğu sorun tam da budur.
Parti iktidar olmak istiyor.
Ama iktidara gelmeden önce kendi içerisinde iktidar olma kavgası veriyor.
Genel merkez başka konuşuyor.
Kurultay başka konuşuyor.
Mahkeme başka konuşuyor.
Eski yöneticiler başka konuşuyor.
Yeni yöneticiler başka konuşuyor.
Delegeler başka hesap yapıyor.
Tabanda ise vatandaş bütün bu gösteriyi seyrediyor.
Ve muhtemelen kendi kendine şöyle diyor:
“Bunlar daha kendi aralarında anlaşamıyorlar; ülkeyi nasıl yönetecekler?”
İşte siyasetin acımasız tarafı burada.
Seçmen yalnızca sizin rakibiniz hakkında ne söylediğinize bakmaz.
Kendi arkadaşınıza nasıl davrandığınıza da bakar.
Bugün birlikte yürüdüğünüz insanı dün kahraman ilan edip yarın hain ilan ediyorsanız, seçmen de doğal olarak sorar:
“Yarın sıra bana gelir mi?”
Erbay’ın Eskişehir’de yaptığı konuşmada Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’ye “CHP’den ayrılmaması” çağrısında bulunması da bu nedenle ayrıca dikkat çekici.
Çünkü siyaset dünyasında ayrılma ihtimali bile artık açıklama konusu haline gelmişse, ortada yalnızca bir parti içi tartışma yoktur.
Bir güven sorunu vardır.
İnsanlar neden ayrılmayı düşünüyor?
Neden kalmak yerine gitmek konuşuluyor?
Neden aynı çatı altında siyaset yapmak bu kadar zorlaşıyor?
Bunları konuşmadan sadece:
“Gitmeyin, çünkü bölünürsek iktidar kazanır” demek, hastaya:
“Ölme, doktorun morali bozulur” demeye benzer.
Hastalığın teşhisi başka şeydir.
Hastalığı inkâr etmek başka.
Erbay bir de CHP’nin “Hak, hukuk, adalet” denildiğinde akla gelen parti olduğunu ve bu anlayışın Kemal Kılıçdaroğlu ile özdeşleştiğini söylüyor.
Burada siyasetin ironisi iyice büyüyor.
Çünkü bir partinin en büyük iddiası “hak, hukuk, adalet” ise, o parti önce kendi içerisinde bu üç kelimeyi yaşatmak zorundadır.
Adalet yalnızca iktidara karşı kullanıldığında slogan olur.
Hukuk yalnızca rakibe karşı hatırlandığında araç olur.
Hak yalnızca kendi tarafına tanındığında hak olmaktan çıkar.
Demokrasi de tam burada sınanır.
Kendi adamına uygulayabildiğin kadar değil, kendi adamına rağmen uygulayabildiğin ölçüde demokrasisin.
CHP’nin “arınması” gerekiyorsa elbette arınmalıdır.
Ama arınma, insanları temiz-kirli diye ayırmak değildir.
Arınma; kişisel sadakatten, koltuk hesabından, delege mühendisliğinden, küçük iktidar alanlarından, parti içi intikam duygusundan, “benim adamım” siyasetinden arınmaktır.
Yoksa her gelen yönetim, kendisinden öncekinin kirli olduğunu söyleyip kendi döneminin tertemiz olduğunu ilan ederse, CHP’nin siyasi tarihi bir bitmeyen çamaşır makinesine dönüşür.
Makine döner.
Program değişir.
Oyuncular değişir.
Ama çamaşır bir türlü temizlenmez.
Bir siyasi parti için en büyük tehlike bölünmek değildir.
Asıl tehlike, neden bölündüğünü anlayamamaktır.
Çünkü bölünmenin sebebi ortadan kaldırılmadığında, parçaları yeniden birleştirseniz bile çatlak içeride kalır.
CHP gerçekten iktidar olmak istiyorsa önce şunu anlamalı:
Türkiye’nin seçmeni, parti içindeki kavgaların hakemi olmak istemiyor.
Seçmen ülkenin nasıl yönetileceğini duymak istiyor.
Ekonomiyi nasıl düzelteceğinizi, hukuku nasıl bağımsızlaştıracağınızı, devleti nasıl liyakatle yöneteceğinizi, yoksulluğu nasıl azaltacağınızı, gençlere nasıl gelecek vereceğinizi bilmek istiyor.
Sürekli birbirinizi nasıl tasfiye edeceğinizi değil.
Çünkü vatandaş artık CHP’nin kimin kalacağıyla değil, neyin değişeceğiyle ilgileniyor.
Ve son söz:
İktidar, CHP’nin bölünmesinden elbette memnun olur. Ama CHP’yi asıl iktidardan uzaklaştıran şey, ikiye bölünmesi değil; kendi evinde yangın çıkmışken, yangını söndürmek yerine birbirini “kül olmakla” suçlamasıdır.
Siyasette en tehlikeli temizlik, aynayı silip yüzünü değiştirdiğini sanmaktır.
CHP önce aynaya bakmalı; çünkü Türkiye’yi değiştirmek isteyen bir parti, önce kendi içindeki aynı tası, aynı hamamı değiştirmek zorundadır.
(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)