Berhan Şimşek, 25 Eylül 2023 tarihinde yapılan Eskişehir İl Kongresi'nde Talat Yalaz'ın seçilmesinde belirleyici rol oynadığını anlatıyor.
Kısacası geçmişin defterlerinden bir sayfayı açılıyor.
Diyor ki;
"Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz'ın seçilmesinin sebebi benim. Ben geldim, 30 oy gerideydin... Konuşmanı yaptın, 43 oy farkla kazandın. Ertesi sabah Yılmaz Büyükerşen aradı; 'Kongre kürsüden alınır derlerdi, bu kongre kürsüden alındı' .
Bu sözler kendisine ait.
Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Kongresi’nde rakibi Figen Kâhya’yı 63 oy farkla geçen Av. Talat Yalaz, il başkanı seçilmişti.
Figen Kâhya 254, Av. Talat Yalaz 317 oy almıştı.
Talat Yalaz 43 oy değil.
Beyhan Şimşek’in hafızasında yanlış kalmış belliki.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu anlatının amacı ne?
"Ben olmasaydım seçilemezdin" demek mi?
Yoksa yıllar sonra bir diyet defteri açmak mı?
Madem öyle...
Sizin Eskişehir İl Kongresi'nde göreviniz neydi?
Milletvekili değildiniz.
Parti yöneticisi değildiniz.
Resmî bir sorumluluğunuz da yoktu.
O halde sizi o kürsüye kim davet etti?
Kimlerle görüştünüz?
Kimlerin misafiri oldunuz?
30 oy geride olunduğunu hangi siyasi pusulayla öğrendiniz?
Sorular çoğalıyor.
Cevaplar ise sisin içinde kayboluyor.
ES TV EKİBİ OLARAK CANLI YAYINDAYDIK.
O kongreyi biz de canlı izliyorduk.
Kulislerdeydik.
Salonun nabzını tutuyorduk.
İl delegeleri arasında ciddi bir güç mücadelesi salona yansıyordu.
Bunu herkes biliyordu.
Kazım Kurt'un adayının Figen Kâhya olduğu da artık sır değildi.
Mısır'daki sağır sultan bile duymuştu.
Figen Kâhya kürsüye çıktı.
Önündeki metni okumakta zorlandı.
Kendi kendime "Seçimi kaybetti." Demiştim.
Ardından Talat Yalaz çıktı.
Elinde metin yoktu.
Doğaçlama konuştu.
Salonun havası değişti.
Birçok delege, "İl başkanı olacak genç bu." demeye başladı.
Sonra Beyhan Şimşek kürsüye geldi.
Hitabetini kullandı.
Alkış aldı.
Sonuç zaten belliydi.
Ancak ilginç olan başka bir ayrıntı vardı.
Talat Yalaz, il başkanlığı seçiminde aldığı desteği kurultay delegeliğinde aynı ölçüde alamadı.
O gün açıklanan yönetim listelerine baktığımda da aynı kanaatteydim.
Çünkü listeler uzlaşının değil, hesap makinesinin ürünü gibiydi.
O günleri bana yıllar önce yapılan bir sohbet yeniden hatırlattı.
"Abi" dediğim bir isim şöyle demişti:
"Kazım Kurt'u ikna edemedik. Figen'le seçimi kaybedeceğimizi söyledik. Aday değişsin istedik. İkna edemedik."
Demek ki kulisler boşuna kaynamıyormuş.
O gün herkes aynı satranç tahtasının farklı taşlarını oynuyordu.
Amaç ise tek cümlede özetleniyordu:
"Kılıçdaroğlu kazansın."
Derken polemik başka bir seviyeye çıktı.
Berhan Şimşek,'in sözleri artık siyasi eleştiriden çok kişisel hesaplaşmaya dönüştü.
"Utanmaz Talat..."
"...Senin kapağını Eskişehir'de kaldırdıklarında kokusundan burnun kırılır."
Bu, siyasette söylenebilecek ağır ifadelerden biridir.
İnsan ister istemez düşünüyor.
Acaba gerçekten bildiği şeyler mi var?
Yoksa siyasetin en eski mesleği olan ima sanatı mı icra ediliyor?
"Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü..." der gibi!
Siyasetin pandora kutusu işte tam da böyle zamanda açılır?
Açılır mı?
Belki.
Açılırsa ne çıkar?
Muhtemelen herkesin az çok bildiği kulisler, belediye meclis listeleri, aday pazarlıkları, hizip savaşları...
Yani yeni bir kıt’a keşfedilmeyecek.
Sadece herkesin bildiği sırlar yüksek sesle tekrar edilmiş olacak.
Şimdi bu salvoları izliyoruz.
Talat Yalaz da cevabını geciktirmedi.
"Siyasi bir cuntasınız ve istenmiyorsunuz."
“Halktan utanmayan, kimseden utanmaz”
“İnsanların karşısına çıkacak cesaretiniz kalmayınca, yandaş ekranlarda ağız dolusu hakaret ederek siyaset yaptığınızı sanıyorsunuz. Hakaret, iftira ve kibir, halkın vermediği itibarı size kazandırmaz. Utanmaz da saygısız da sensin.
Halktan utanmayan, kimseden utanmaz. Partilisinin iradesine saygı duymayanın, kimseye saygısı olmaz. Eskişehir sizi de zihniyetinizi de açıkça çoktan reddetti
Böylece siyaset fikir yarışından çıkıp hakaret müsabakasına dönüştü.
Bir taraf "utanmaz" diyor...
Diğer taraf "cunta."
Sonra aynı partinin çatısı altında birbirlerine demokrasi dersi veriyorlar.
İşin en ironik tarafı da bu.
Birbirlerinin yüzüne tükürdüklerini söylüyorlar...
Sonra aynı aynaya bakıp yüzlerini siliyorlar.
Ertesi gün yine aynı masaya oturuyorlar.
Sonra yeniden tükürüyorlar.
Koltuklar yerinde kaldığı sürece kimsenin aynayı değiştirmeye niyeti yok!.
CHP'nin içindeki bu tablo bana siyaseti değil, unutulmuş tangolarını hatırlatıyor.
Adımlar değişiyor...
Müzik değişiyor...
Partnerler değişiyor...
Ama dans hiç bitmiyor.
Bugün biri öne çıkıyor.
Yarın öteki.
Perde kapanıyor.
Sonra aynı oyun yeni oyuncularla yeniden sahneleniyor.
Ve seyirci artık alkışlamıyor.
Sadece gülümsüyor.
Çünkü perde arkasındaki oyunu ezbere biliyor!
++++
Eskiden siyasetçiler birbirlerinin fikirlerini çürütmeye çalışırdı.
Şimdi birbirlerinin geçmişini.
Dün "kardeşim" dediklerine bugün "utanmaz", bugün "cunta" dediklerine yarın "değerli yol arkadaşım" demekte de hiçbir beis görmüyorlar.
Siyaset artık fikirlerin yarışı değil; hafızasını seçimden seçime kaybedenlerin tiyatrosu.
Perde açılıyor, oyuncular değişiyor, replikler aynı kalıyor. Seyirci ise bilet almıyor artık; çünkü oyunun sonunu ezbere biliyor.
TÜKÜRÜK KULÜBÜ
Bir kasabada "Tükürük Kulübü" diye meşhur bir dernek varmış.
Üyelik şartı oldukça basitmiş.
Önce birbirini göklere çıkaracak, sonra aynı hızla yerin dibine batıracaksın.
Bugün "Üstadım" dediğine yarın "Utanmaz!" diyeceksin.
Bugün omzuna bastırıp kürsüye çıkardığını, yarın kürsüden aşağı iteceksin.
Kulübün en ilginç kuralı ise şuymuş:
Kim kimin yüzüne tükürmüş, kim kimin yüzünü silmiş, kim kiminle yeniden fotoğraf vermiş...
Kimse hesap tutmazmış.
Çünkü ertesi kongrede roller değişirmiş.
Dün tüküren, bugün tükürülen...
Bugün tükürülen, yarın yönetim kurulu üyesi...
Kasabanın yaşlı berberi bir gün dayanamayıp sormuş:
"Yahu siz düşman mısınız, dost musunuz?"
Kulüp başkanı gülümsemiş.
"Biz koltuk arkadaşlığı yapıyoruz. Dostluk da düşmanlık da seçim takvimine bağlıdır."
Berber de, makasını masaya bırakıp şu hükmü vermiş:
"Anladım..."
"Sizin kavganız fikir için değil; sandalyenin sırtlığı içinmiş!”.