Dağlar bir günde yıkılmaz. Önce görünmeyen çatlaklar oluşur. Sonra o çatlaklara sessizlik dolar. En sonunda da herkes, dağın neden çöktüğünü tartışır.

Bugün CHP'de yaşanan tam da budur.

Çatlak yeni değildir. Sadece artık gizlenemeyecek kadar büyümüştür.

***

Belediye başkanları ile milletvekilleri aynı siyasetin insanları gibi görünür. Oysa aynı iklimde yaşamazlar.

Milletvekili partiye yaslanır.

Belediye başkanı ise halka...

Birinin sermayesi parti rozeti, diğerinin sermayesi vatandaşın rızasıdır.

İşte bu yüzden yerel seçimler, yalnızca sandığın değil; vicdanın da sınavıdır.

Eskişehir bunun yaşayan laboratuvarıdır. DSP tarihin raflarına kaldırılmıştı.

Ama Yılmaz Büyükerşen ayakta kaldı.

Çünkü seçmen bazen partiye değil, emek veren insana oy verir. Siyasetin unuttuğu en eski gerçeklerden biridir bu.

***

Büyükerşen'in başarısı sadece seçim kazanmak değildi.

Asıl başarısı, belediyeyi parti binasına çevirmemesiydi.

Şehir, ideolojik sloganlarla asfaltlanmaz.

Parklar parti rozetleriyle yeşermez.

Köprüleri propaganda değil, mühendislik taşır.

Vatandaşın oy pusulasında yazan ilk kelime de çoğu zaman ideoloji değil, güvendir. İşte siyasetin en zor öğrendiği ders budur.

***

Yıllar boyunca fıkralarla konuştu.

Bazen tek bir cümleyle saatler sürecek tartışmaları bitirdi.

Çünkü kelimelerin bağırmasına değil, anlamın yürümesine inanıyordu.

Bugün kendisine "CHP'nin mevcut siyasetinden memnun musunuz?" diye sorsanız... Muhtemelen cevabı uzun olmaz.

Çünkü onun zihnindeki CHP; Atatürk'ün aydınlanma fikrini taşıyan, bilimi pusula yapan, değişimi korkuyla değil akılla yöneten bir siyasi okuldu.

Aradığı okul ile bugünkü bina arasında ciddi bir mesafe olduğu da sır değil.

***

Siyasetin ilginç bir ekonomisi vardır.

Ekonomide kötü para iyi parayı kovar derler.

Siyasette ise kötü particiler, nitelikli siyasetçileri...

Sonra da herkes dönüp, "Neden kaliteli insan yetişmiyor?" diye hayıflanır.

Tohumu taşın üstüne atıp orman beklemek gibi...

***

Yılmaz Büyükerşen tabii bu konuda çok istisnai bir örnek.

Çok sıra dışı bir siyaset yaptı. Bir farklı ideolojileresin kalıpların dışında bir örnek gösterdi.

İdeolojik olarak benim çok dışımda ama, insan olarak çok kıymetli. Bizim öyle insanlarımız yok ki.

CHP'de de çok az var.

2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP'de parti içinde gizli bir anket yapılmıştı. Kime aday yapalım diye sormuşlar. 12 aday adayı vardı. Partinin bütün il başkanları, belediye başkanları, milletvekilleri aynı ismi önermiş. Profesör Yılmaz Büyükerşen. Evet.

2014 seçiminde CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Profesör Yılmaz Büyükerşen olacak.

Hatta partinin genel başkan yardımcıları kendisini bilgilendirmişti. Adayımız siz oldunuz dememişti. Yılmaz Büyükerşen’in

En büyük özelliği neydi? CHP'nin yanı sıra AKP'den MHP'den işte Saadetten HDP’ ye Parti bütün siyasi partilerden oy alıyordu.

Mesela Eskişehir'de genel seçimde AKP birinci parti çıkıyordu ama yerel seçimde açık farkta Yılmaz Büyükerşen kazanıyor. Çünkü AKP dâhil bütün partilerden kişisel olarak oy alıyor.

CHP'de bu ortak kararı Yılmaz Büyükerşen'in adı çıkınca, görünmeyen bir el aniden devreye girdi. Bir telefon. Bahçeliden Kılıçdaroğlu..

Her şey telefonun diğer ucundaki ses ne söylemişti.

Çatı adayımız ekmelettin İhsanoğlu..

Türkiye'de hiç kimsenin tanımadığı Ekmelettin İhsanoğlu aday yapıldı.

CHP'liler gözlerine kulaklarına inanamamıştı. Bakın CHP milletvekillerinin bile bundan haberi yoktu.

Profesör Yılmaz Büyükerşen aday olsaydı Tayyip Erdoğan'ın kazanması en azından birinci turda kazanması kesinlikle imkânsızdı. Bu gerçek bütün anketlerde açık olarak görülüyordu. Üstelik HDP' nin adayı da Selahattin Demirtaş'tı. Seni cumhurbaşkanı seçtirmeyeceğiz diyor.

Yani seçim ikinci tura kalınca HDP oylarının Tayyip Erdoğan'a gitmeyeceği kesindi. Ne oldu? Sihirli bir el devreye sokuldu. Ekmelettin İhsanoğlu icat edildi. Kemal Kılıçdaroğlu tıpış tıpış oy vereceksiniz dedi.

Sizin dürüst bildiğiniz bunların medyadaki örtülü uzantıları da Ekmelettin'i köpürttü. CHP seçmenini bu yalana inandırdılar. Tayyip Erdoğan gülü oynaya kazandı.

Bugün bazıları hâlâ aynı soruyu soruyor: "Büyükerşen istifa etti mi?" Bence yanlış soru bu. Asıl soru şu olmalı: Böylesine tecrübeli bir siyaset insanını, istifa edip etmediği üzerinden tartışacak noktaya nasıl geldik? Çünkü mesele kişinin üyelik kartı değildir.

Mesele, partinin pusulasıdır. Pusula şaşınca en sağlam gemiler bile aynı limanı bulamaz

***

Siyasette fırsatçılar hiçbir zaman eksik olmaz. Onlar krizleri çözmez. Krizlerin gölgesinde büyürler.

Rüzgârın yönüne göre ilke değiştirenler, ilkeleri değil yalnızca yön tabelalarını sever.

Dün başka limandaydılar.

Bugün başka iskeledeler.

Yarın da rüzgâr nereyi gösterirse orada olacaklar.

Çünkü onların siyaseti fikir üzerine değil, iklim üzerinedir.

***

Tam da böyle bir atmosferde Yılmaz Büyükerşen'in yaptığı açıklama dikkat çekiciydi.

"Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etmedim." dedi. Ama asıl önemli cümlesi bu değildi.

"Asıl üzüntüm, partinin içine sürüklendiği bu tablo." dedi.

Belki de bütün tartışmanın özeti buydu.

Çünkü bazen bir partiyi insanlar terk etmez. Önce fikirler terk eder. Sonra ilkeler...

En son insanlar gider. İşte o yüzden bugün konuşulması gereken, bir istifa haberi değildir.

Konuşulması gereken, CHP'nin hangi fay hatlarının harekete geçtiği ve bu kırılmanın yalnızca partiyi mi, yoksa Türkiye'deki muhalefet anlayışını da mı etkileyeceğidir.

Depremler yeryüzünü bir anda değiştirmez.

Ama fay hatları yıllarca sessiz çalışır.

Siyasette de öyledir. Sessiz çatlakların sesi, çoğu zaman en büyük gürültüden daha derindir.

"önce fikirler terk eder, sonra ilkeler, en son insanlar gider" ve "sessiz çatlakların sesi" sesimizi duyan var mı diye enkazın altından yankılanır..

Elbette duyanlar olur..

Şimdi bu enkazı kim kaldıracak.

Enkazlarını altında kalanların sesini kim kurtaracak?

Veya ölen ölür kalan sağlar bizim mi denilecek!