Son yıllarda gündelik hayatta ortak bir ruh hâli var… Daha çabuk sinirleniyor, daha hızlı kırılıyor, daha sert tepki veriyoruz. Trafikte çalan bir korna, sosyal medyada yapılan bir yorum ya da küçük bir gecikme… Önemsiz gibi görünen şeyler bir anda büyük gerilimlere dönüşebiliyor.
Bunun en belirgin nedeni hız. Her şey anlık. Mesajlar hemen cevap bekliyor, gündem sürekli değişiyor, beklemek neredeyse zayıflık gibi algılanıyor. Oysa tahammül biraz da bekleme kapasitesidir. Hız arttıkça bu kapasite daralıyor.
Bir diğer mesele zihinsel yorgunluk. Gün boyu bildirimler, haberler, tartışmalar arasında dolaşıyoruz. Sürekli uyarılan bir zihin, en küçük aksaklıkta savunmaya geçebiliyor. Tahammülsüzlük çoğu zaman karakterden değil, tükenmişlikten besleniyor.
Sosyal medya da bu eşiği aşağı çekiyor. Tepki vermek kolay, durup anlamaya çalışmak zor. Farklı bir fikir artık yalnızca farklı değil; çoğu zaman kişisel bir saldırı gibi algılanıyor. Böyle olunca dinlemek yerine karşılık vermek, anlamak yerine savunmak tercih ediliyor.
İçimiz zaten fazlasıyla dolu. Belirsizlikler, kaygılar, kıyaslanmalar… Bu yüzden taşan, çoğu zaman karşımızdaki değil; içimizde birikenler oluyor.
Tahammül, katlanmak değildir; alan açabilmektir. Her şeye anında cevap vermemek, her sözü üzerimize almamak, bazen bir adım geri çekilmek… Belki de ihtiyacımız olan daha güçlü görünmek değil, biraz daha yavaşlayabilmek. Çünkü birlikte yaşayabilmenin en temel şartı, birbirimize yer bırakabilmektir.