İslam’ın beş temel esasından biri de zekât ibadetidir. Zekât, sözlük anlamı bakımından “artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal” anlamlarına gelmektedir. Dini bakımdan ise; belirli bir malı, Kur’an’da belirlenen muayyen şahıslara temlik etmektir. Zekât ibadeti hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır.
İnsan sosyal bir varlıktır ve bir toplum içinde yaşar. Yaşadığı toplum içinde zenginler, orta halliler, fakir ve yoksullar da vardır. Bu gerçeği Allah (c.c.); “...Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye kimini kiminden derecelerle üstün kıldık...” (Zuhruf 43/32) şeklinde ifade buyurmuştur. Buna göre toplumda sosyo-ekonomik yönden insanların farklı farklı olması da tabiidir.
Kişi; miras, bağış ve hibe, ticaret yaparak ve çalışarak helal ve mubah kazanç yollarından birisiyle zengin olabilir. Bazı insanlar da hayatlarında, deprem, sel, yangın, doğal afetler ve savaş gibi ya da ticaretlerinde, işlerinde başarısız olup, iflas ederek borçlu, fakir ve yoksul duruma düşebilmektedirler. Bu nedenle toplum içinde zengin olan kimselerin, kendi toplumlarında bulunan fakir ve yoksullara karşı birtakım vazifeleri olduğu muhakkaktır. Zira varlıklı insanlar, elde ettikleri servetlerinde içinde yaşadıkları toplumun da hakkının olduğunun farkında olmalıdırlar. Bu nedenle onlar, bütün bu nimetleri veren Allah’a şükür ve içinde yaşadıkları topluma da teşekkür borcunu ödemek için zekât emrini yerine getirmelidirler. Nitekim Allah (c.c.); “Onların (zenginlerin) mallarında yardım isteyenler ve yoksullar için bir hak vardır” (Zâriyât 51/19) buyurmaktadır. Bu nedenle zekât, İslam toplumlarında zenginlerden fakirlere ulaşan bir hayır köprüsüdür.
İslam’ın varoluş hedeflerinden biri de toplumda sosyal düzenin sağlanmasıdır. Bu nedenle Peygamberimiz (s.a.v.) toplumu tek bir vücuda benzeterek şöyle buyurmuştur: “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve şefkat göstermekte bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar” (Buhârî, Edeb, 27). Müslümanlar birbirlerinin kardeşleridir. Müslüman bir toplumda bir kimsenin acı ve üzüntü duyması, muhtaç hale gelmesi, diğer Müslümanları rahatsız eder. Bunun için iyi durumda olan Müslümanlar sıkıntıda olan kardeşlerinin yardımına koşarlar, acılarını paylaşır ve ihtiyaçlarını karşılarlar. Bu nedenle zekât, kişisel ve toplumsal arınmaya vesile olmanın yanı sıra, sosyal yardımlaşmanın ve dayanışmanın teminatıdır.
Zekât ibadetinin, zekatı veren ve alan açısından birtakım faydaları vardır. Zekât verenin; kulluk bilincini diri tutmasına, nimeti verene şükretmesine, cimrilik hastalığından korunmasına, cömertlik erdemine kavuşmasına, şefkat ve merhamet erdemini yüklenmesine, yardımlaşma ve dayanışma bilincine sahip olmasına, hırsını frenlemesine, kanaat duygusunu geliştirmesine, mal sevgisinin gönlünü işgal etmesine engel olmasına ve günahlardan arınmasına vesile olur. Zekâtı alan açısından ise; alanla veren arasında gönül köprüleri oluşması, alanın ihtiyacını karşılaması, kin ve haset ateşini söndürmesi gibi faydaları vardır.
İslam toplumlarında gönül köprüleri oluşturan zekât ibadetini yerine getirirken yakınlardan başlamak daha faziletli görülmüştür. Esasen herkes kendi akrabalarının ihtiyaçlarını karşılarsa, toplumda yoksul kişilerin sayısı azalır; böylece sosyal yardımlaşma ve dayanışma halka halka gerçekleşmiş olur. Şüphesiz bu durum zekâtın, akraba olmayan ya da uzaklarda bulunan fakirlerin istifadesine sunulmayacağı anlamına gelmez. Burada vurgulanmak istenen husus; ihtiyaç sahibi kişilerin ekonomik yetersizlikleri aynı derecede ise, akrabaların tercih edilmesinin öncelikli olduğudur. Sevgili Peygamberimizin de; “Yoksul kişiye sadaka vermenin sadece sadaka sevabı vardır, akrabaya sadaka vermenin ise, sadaka ve akrabalık bağlarını kuvvetlendirme sevabı olmak üzere iki sevabı vardır” (Tirmizî, “Zekât”, 26) buyurması, zekât ve sadakalarda öncelikle akrabanın görülüp gözetilmesi amacını gerçekleştirmek içindir.
Zekât ibadetini yerine getirecek kimse için gerçek ihtiyaç sahiplerini tespit etmek çok önemlidir. Çünkü araştırmadan/soruşturmadan vereceği zekât hak edene ulaşmazsa, ibadet ifa edilmiş olmaz. Bu nedenle, zekât verecek kimsenin böyle bir imkânı yoksa güvendiği kuruluşlar aracılığıyla bu ibadetini yerine getirebilir.
Bu duygularla Ramazan ayınızı tebrik eder, ibadetlerinizin makbul olmasını Yüce Mevla’dan dilerim...
Ömer KARAKAYA
Dini İhtisas Merkezi Müdür Yardımcısı
MEAL OKUYORUM
Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rukû edenlerle beraber siz de rukû edin.
(Bakara / 43)
HER GÜNE BİR HADİS
“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”
(Tirmizi, Savm 82)
BİR SORU-BİR CEVAP
Zekât, vekâlet, havale, EFT vb. yollarla ödenebilir mi?
Kişi zekâtını, bizzat kendisi elden verebileceği gibi, başkasına vekâlet vermek veya havale yoluyla da verebilir. Burada önemli olan, zekâtın, zekât alacak kişiye ulaşmasıdır (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 187, 189). (Fetvalar,DİB Yay.syf.247)
GÜNÜN DUASI
Allah’ım! Verdiğin nimetin yok olup gitmesinden, lütfettiğin afiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezadan ve senin gazabını üzerime çekecek her şeyden sana sığınırım.