Fakirliğin kapıya konacak yanı, yoktur. Fakirliği isteyen de yoktur.
‘Yokluğu ne ocak sever ne bucak.’ atasözümüzde belirtildiği gibi fakirin, fakirliğin maalesef bu dünyada yeri yurdu olmaz.
Fakir ile zengin, bir arada bırakın yaşamayı bir arada düşünülemiyor bile. Fakir ile zengini eşit olduğu tek yer ölüm gibime geliyor. Bu da atasözümüze şöyle yansıyor:
‘Ecelin çengelinde zengin de bir fakir de.’ , ‘Zengin ile fakir mezarda eşit olur.
Evet. Ölmeyecek canlı yoktur. Her canlı ölecektir. Ölecek her canlının, özellikle insanın insana fakir zengin demeden işi düşecektir.
Fani dünyada herkesin herkese işi düşebilecektir. ‘Bir koyunluya bin koyunlunun işi, düşer.’ atasözümüzde belirtildiği üzere zenginin halledemeyip de o işi fakirin çözebildiği hâller de vardır, olacaktır da.
Fakirlik, genel anlamıyla ‘yoksulluk, verimsizlik, yetersizlik’ demek. Bunlar, elbette istenmez. Başa gelirse de bir an evvel kurtulmak için mücadele verilir.
Gelip geçicidir bu fakirlik.
İşin rengi başka. Asıl fakirlik bambaşka sosyal hayatta. Esas fakirliği bakın atasözümüz nasıl tanımlıyor:
‘En fena züğürtlük, akıl eksikliği…’
En fakirimiz, aklı olmayanımız elbette.
Mal fakiri olmak başka, ruh fakiri olmak daha bir başka işte.
Asıl yoksulluk; gönlümüzün daralması, ahlâkımızın zayıflaması ve insanî ölçülerimizin kaybolmasıdır.
Ruhen fakir olanın malı vardır ama huzuru yoktur.
Ruhen fakir insan, başkasının acısını anlayamaz.
Ruhen fakir, merhamet duygusundan mahrumdur. Sabrı tükenir. Empatik düşünemez. Azla yetinemez. Hakkı gözetemez. Çok şeye sahip olabilir belki ama şükredemez. Kalabalıklar içinde yaşayabilir belki ama yalnızdır. Sürekli ister ama hiçbir şeyle doyamaz.
Merhameti olmayanın gönlü kararır. Gönlü kararan, insanî özelliklerini kaybeder. Bu özelliklerini kaybeden de zamanla değersizleşir. Değersizleşen insanın zenginliği de zamanla çürür. Bu tarz insanların artması, toplumun yapısının bozulmasıdır. Bu da toplumun ruhen fakirleşmesidir.
Ruhen fakir toplumlar, maddî olarak yükselse bile er geç çözülmeye mahkûmdur.
Çözülen toplumların bitişi de yakındır.
Yoksulluk da verimsizliği de yetersizliği de ruhen fakirliği de bir an önce üzerimizden atabilmek için çalışmalıyız.
İstersek bunu başarabiliriz.
Unutmayalım. Edeb, hayâ, vefa, şükür; ruhen zenginliğin yapı taşlarındandır.
Unutmayalım. Asıl fakirlik, ruhen fakirliktir.
Unutmayalım. Cebimiz dolu olabilir ama gönlümüz boş ise fakiriz.
Unutmayalım. “İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir; bu güç de olabilir, tembellik de. Yiyecek, ego, hırs, gösteriş, korku, öfke hatta iyi niyet bile…”
Hayatın özü ve şifası dengede kalmaktır.
Unutmayalım.