Eskişehir’de Nisan ayında ESKİ’nin su ve atık su tarifeleri üzerinden başlayan tartışma, artık yalnızca bir “tarife hatası” meselesi olmaktan çıktı.
AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce hakkında “görevi kötüye kullanma” ve “resmî belgede sahtecilik”, Meclis iradesinin gasp edildiği iddialarıyla yaptığı suç duyurusuyla başlayan süreçte iç işleri bakanlığının soruşturma izni verdiği bir sürece gelindi.
İçişleri Bakanlığı, yapılan ön inceleme ve müfettiş raporları doğrultusunda Başkan Ünlüce hakkında soruşturma izni verdiği bildirilen süreçte, gözler şimdi yargıya çevrildi. Daha önce kamuoyuna yansıyan iddiaların merkezinde ise ESKİ Genel Kurulu’nun aldığı tarife kararlarıyla uygulamaya konulan rakamlar arasındaki farklılık ve bazı belgelerdeki imza-paraf düzeni bulunuyor.
Meselenin en kritik tarafı da burada.
İddia şu:
ESKİ Genel Kurulu tarafından alınmış bir karar var.
Kararın altında kurul üyelerinin imzaları bulunuyor.
Daha sonra bazı tarifelerde değişiklik yapılıyor.
Bu değişikliklerin dayanağı olarak kullanılan belgelerde ise imza ve paraf düzeninde farklılıklar ortaya çıkıyor.
Hatta kamuoyuna yansıyan iddialara göre, Meclis kararında bulunmayan yüzde 48,5 oranındaki artış bazı tarifelere yansıyor. Komisyon raporlarında paraf sayılarının azalması ve imza düzeninin değişmesi de tartışmanın merkezine oturuyor.
İşte İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin incelemesi de tam bu noktada önem kazanıyor.
Çünkü artık mesele yalnızca siyasi bir suçlama değildir.
İddialar, idari denetim sürecinden geçirilmiş; müfettişler inceleme yapmış ve hazırlanan raporların ardından soruşturma izni verilmiştir.
Bu, hiç kimsenin suçunun kesinleştiği anlamına gelmez. Soruşturma izni, yargılama sonunda verilecek hüküm değildir. İlgililerin karara karşı yasal itiraz hakkı da bulunmaktadır. Ancak şu gerçeği değiştirmez:
Ortada artık soruşturulmaya değer görülen ciddi bir iddia ve bu iddialar hakkında hazırlanmış bir müfettiş incelemesi vardır.
Fakat benim asıl dikkat çekmek istediğim yer burası değil.
Asıl soru şudur:
Bir karar zaten ESKİ Genel Kurulu tarafından alınmışsa, o kararın daha sonra yeniden imzalanmasına neden ihtiyaç duyuldu?
Daha da önemlisi:
Genel Kurul üyelerinin iradesiyle alınmış bir kararın içeriği sonradan değiştiriliyorsa, bu hangi yetkiyle yapılabilir?
İşte burada “sehven oldu” açıklaması insanın zihnindeki soruları bitirmiyor; tam tersine artırıyor.
Çünkü Ayşe Ünlüce sıradan bir yönetici değil.
Kendisinin hukukçu kimliği var. Savcılık ve hâkimlik yapmış. Büyükşehir Belediyesi’nde uzun yıllar hukuk alanında görev yapmış, ardından Genel Sekreterlik görevini üstlenmiş ve daha sonra Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş bir isim.
Böyle bir geçmişe sahip bir belediye başkanından beklenen yalnızca bir evrakı imzalamak değildir.
Evrakın ne olduğunu bilmek, hangi kararın imzalandığını bilmek ve o kararın hangi yetkiyle alındığını bilmek gerekir.
Üstelik ortada tek sayfalık, gözden kaçabilecek sıradan bir belge de yok.
Yüzlerce sayfadan oluşan tarifeler, cetveller ve karar metinlerinden söz ediliyor.
O halde şu soru kaçınılmaz:
Daha önce Genel Kurul kararını imzalamış bir belediye başkanı, aynı konuda önüne yeniden bir belge geldiğinde “Ben bunu daha önce imzalamadım mı?” diye sormaz mı?
İşte mesele tam da burada bir yönetim kapasitesi ve kurumsal denetim sorununa dönüşüyor.
Eğer gerçekten sahte imza atılmışsa, bunun sorumlusu kim?
Eğer belgeler sonradan değiştirilmişse, bunu kim yaptı?
Eğer değişiklik yapılmadıysa, farklı imza ve paraf düzenleri nasıl ortaya çıktı?
Ve bütün bunlar belediyenin hukuk birimlerinden, Genel Sekreterlik makamından ve ESKİ yönetiminden geçerken nasıl fark edilmedi?
Bunlar artık siyasi sloganlarla geçiştirilecek sorular değildir.
Ayşe Ünlüce'nin daha önce “inceleme başlattık, sonuçlarını paylaşacağız” yönündeki açıklaması da bu nedenle önem taşıyor. Ünlüce daha önce iddiaları reddederek “ortada kamu zararı yok” ve “verilemeyecek hesabımız yok” demişti.
Şimdi yapılması gereken bellidir:
Belgeler ortaya konulmalı.
Müfettiş raporları açıklanmalı.
Hangi imzanın kime ait olduğu, hangi kararın ne zaman alındığı ve hangi belgenin sonradan düzenlendiği yargı önünde bütün açıklığıyla ortaya çıkmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca bir tarife meselesi değildir.
Mesele, kamu kurumunda alınmış bir kararın kim tarafından, hangi yetkiyle ve hangi belge üzerinden değiştirilebildiği meselesidir.
Ve eğer bir belediyede Genel Kurul’un iradesi kâğıt üzerinde değiştirilebiliyorsa, ortada yalnızca bir imza sorunu değil, çok daha büyük bir yönetim ve denetim sorunu vardır.
Son sözü elbette yargı söyleyecek.
İç işleri bakanlığınca incelemeler yapan müfettişler raporu İç işleri bakanlığına vermişler. Bu Yargı süreci başlamış bulunuyor. Ancak Büyükşehir belediye başkanının raporlara itiraz etme hakkı var.
Şimdi yargılama yolu açılıyor. Elbette soruşturma izni, suçun kesinleştiği anlamına gelmez. Bir mahkûmiyet hükmü değildir.
İlgililerin savunma ve itiraz hakları vardır.
Üstelik yasa gereği, soruşturma izni kararına karşı 10 gün içinde Danıştay’a itiraz hakkı da bulunmaktadır.
Dolayısıyla hukuki süreç henüz tamamlanmış değildir.
Ama ortada artık yalnızca siyasi bir iddia da yoktur.
Bir iddia vardır.
Bir idari inceleme vardır.
Bir müfettiş raporu vardır.
Ve soruşturma izni vardır.
Şimdi gözler yargı sürecindedir.
Son sözü elbette yargı söyleyecektir.
Ama kamuoyunun sorusu şimdiden belli:
Bir kararın altında imza varsa, o imzanın sahibi kimdir?
İmza sahibi ortada yoksa imzayı kim attı?
Ve en önemlisi:
Koskoca bir belediye, kendi imzasının arkasında kimin olduğunu bilemeyecek kadar mı yönetiliyor?
(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)