Türkiye siyaseti bazen eski bir Anadolu kasabasındaki saat kulesine benzer.
Saat durmuştur ama herkes zamanı ondan öğrenmeye devam eder. Çünkü mesele saatin çalışması değildir.
Mesele, insanların ona bakmaya alışmış olmasıdır.
Son günlerde Devlet Bahçeli'nin CHP tartışmalarındaki pozisyonuna bakınca insanın aklına biraz bu geliyor. Daha düne kadar CHP içindeki mutlak butlan tartışmalarında taraflara "anlaşın" çağrısı yapan Bahçeli vardı.
"CHP dağılmasın." "Birlik bozulmasın." "Kriz büyümesin." Mesaj aşağı yukarı buydu.
Fakat siyasette bazı cümleler vardır ki söylenirken başka, zamanı gelince başka anlam taşırlar.
Bugün aynı Bahçeli'ye baktığımızda bambaşka bir tablo görüyoruz. Artık uzlaşı çağrısı yapan bir lider değil...
Doğrudan Özgür Özel'i hedef alan, CHP içindeki tartışmada tarafını belli eden bir siyasi aktör görüyoruz.
Üstelik oldukça sert bir dille.
Bahçeli'nin açıklamalarının satır araları dikkatle okunduğunda ortaya çıkan tablo şu: "Bekledik, uzlaşın dedik, olmadı."
"Şimdi sonuçlarına katlanacaksınız."
Nitekim Bahçeli, Özgür Özel'in Yargıtay kararını beklemeden CHP içerisinde fiili bir güç merkezi oluşturduğunu söylüyor.
Parti içindeki sorunu toplumsal muhalefete taşıdığını savunuyor. Hatta CHP'nin de facto lideri haline geldiğini iddia ediyor.
Siyasette bazen söylenen söz kadar söylenme zamanı da önemlidir. İnsan tam burada durup şu soruyu sormadan edemiyor: Bahçeli neden şimdi?
Neden bugün?
Neden bu kadar sert?
Ankara'da konuşulanlara bakılırsa cevap, birkaç gün önce gerçekleşen bir görüşmede saklı olabilir.
Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı'nın Bahçeli'yi ziyaret ettiği ve çeşitli dosyaların masaya geldiği konuşuluyor. Elbette kimse o dosyaların içeriğini bilmiyor. Ama siyaset, bilinmeyenlerin en çok konuşulduğu yerdir.
Herkes aynı soruyu soruyor: Acaba o dosyalarda ne vardı?
Özgür Özel hakkında yeni soruşturmalar mı?
Belediyelere ilişkin iddialar mı?
Önümüzdeki günlerde gündeme gelebilecek fezlekeler mi?
Tam da bu tartışmalar sürerken Antalya ve Uşak üzerinden ortaya çıkan yeni iddialar, kulislerdeki fısıltıları daha da büyüttü.
Şimdi başka bir soru dolaşıyor koridorlarda: Bahçeli'nin önüne konulan dosyalar bunlar mıydı? Yoksa bunlar daha büyük bir sürecin ilk sayfaları mı?
Bilmiyoruz.
Çünkü Türkiye'de bazen dosyaların içeriğinden çok, dosyanın kimin masasına bırakıldığı önemlidir.
Fakat asıl tartışma başka yerde. CHP kurultayının yok hükmünde sayılması, mutlak butlan kararı, parti yönetiminin mahkeme eliyle değişmesi...
Bütün bunlar konuşulurken Ahmet Davutoğlu bir soru sordu. Ardından Bülent Tezcan başka bir soru ekledi. Aslında her ikisi de aynı kapıyı işaret ediyor.
Eğer siyaset tamamen mahkeme kararları üzerinden yeniden şekillendirilecekse bunun sınırı nerede başlayacak ve nerede bitecek? Bugün kurultay iptal edilir.
Yarın başka bir siyasi süreç tartışmaya açılır.
Öbür gün başka bir seçim.
Sonra başka bir karar.
Hukuk, hakemi olduğu oyunun oyuncusuna dönüşmeye başladığında kuralların değil, yorumların ülkesi ortaya çıkar.
İşte tam da bu yüzden tartışma yalnızca CHP'nin meselesi değildir. Demokrasilerde asıl soru kimin kazandığı değildir.
Nasıl kazandığıdır.
Kimin kaybettiği değildir. Nasıl kaybettiğidir.
Bahçeli'nin son açıklamalarına bu açıdan bakınca ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Sanki CHP içerisindeki tartışmaya değil, doğrudan Özgür Özel'e bir mesaj gönderiliyor.
Mesajın özeti de şu: "Artık yol ayrımına geldin." "Ya Kemal Kılıçdaroğlu'nun liderliğini kabul edeceksin..."
"Ya da önüne çıkacak fırtınalara hazırlıklı olacaksın."
Bu mesaj gerçekten verilmek mi isteniyor? Yoksa Ankara kulislerinin klasik abartılarından biri mi? Bunu zaman gösterecek. Ama şurası kesin: Türkiye siyaseti artık fikirlerin değil dosyaların konuşulduğu bir döneme doğru ilerliyor.
Ve dosyaların gölgesinde yapılan siyasetin sonu genellikle sandıkta değil, koridorlarda yazılıyor. İşte asıl mesele de burada başlıyor.
İnsan tam burada durup hafızanın ne kadar garip bir şey olduğunu düşünüyor.
İnsan tam burada hafızanın ne kadar nankör, siyasetin ise ne kadar pragmatik olduğunu düşünüyor.
Bugün CHP'nin birlik ve bütünlüğü için kaygı duyduğu görünen Devlet Bahçeli, geçmişte CHP'yi Türkiye'nin başına gelen birçok sorunun kaynağı olarak göstermiyor muydu?
Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik en ağır eleştirileri yapan siyasetçilerden biri değil miydi?
Bugünkü siyasi ortaklarına yönelik kullandığı sert ifadeler hâlâ gazete arşivlerinde durmuyor mu?
Siyasetin garip tarafı budur.
Dünün en ağır suçlamaları, bugünün en sıcak tokalaşmalarına dönüşebilir.
Dünün "beka sorunu" dediğine bugün "müttefik" diyebilirsin.
Dünün "tehlike" dediğine bugün "demokrasi adına korunmalı" diyebilirsin.
Bunların hepsi siyasetin tabiatında vardır.
Ama bir şartla...
Toplumun hafızasının tamamen silindiğine inanırsan.
Oysa bu ülkede arşivler sessizdir ama unutkan değildir.
Eski manşetler konuşmaz ama kaybolmaz.
Bazı dosyalar açılmaz.
Bazı defterler karıştırılmaz.
Bazı olaylar ise devletin derin raflarında zamanı gelene kadar bekletilir.
Bu yüzden sorulması gereken soru Bahçeli'nin bugün ne söylediği değil...
Dün söyledikleriyle bugün söyledikleri arasındaki mesafenin ne kadar olduğudur.
Çünkü siyasette bazen değişen fikirler değildir.
Değişen şartlardır.
Çünkü bu ülkenin siyasi hafızası bazen üç günlüktür.
Bahçeli denince bugün akla, CHP'nin dağılmaması gerektiğini söyleyen açıklamalar geliyor.
Oysa aynı Bahçeli, yıllarca CHP'yi Türkiye'nin temel sorunlarından biri olarak göstermedi mi?
Kılıçdaroğlu’nun "zillet ittifakının adayı" diye eleştirmedi mi?
Bugünkü ittifak ortaklarına yönelik geçmişte sarf ettiği sert sözler hâlâ siyasi arşivlerin tozlu raflarında durmuyor mu?
Türkiye'de siyaset biraz da eski fotoğraflar albümüne benzer.
Kimse albümü açmak istemez.
Çünkü açıldığı zaman bugünün düşmanlarının dünün dostu, bugünün dostlarının ise dünün düşmanı olduğu görülür.
Bazı dosyalar vardır.
Açılmaz.
Bazı sorular vardır.
Sorulmaz.
Bazı olaylar vardır.
Herkes bilir ama kimse yüksek sesle konuşmaz.
Devlet dediğimiz şey bazen bilgi saklama sanatıdır.
Siyaset dediğimiz şey ise o bilgilerin ne zaman hatırlanacağına karar verme sanatı...
"Siyasetçinin gerçek gücü dosyalardan değil, milletten gelir. Dosyaların gölgesinde büyüyen iktidarlar vardır; ama tarihte kalanlar, meşruiyetini milletten alanlardır."
Meşruiyetini başka gölgelerde arayanlar sandıkta tıpış, tıpış gideceklerdir.