Bazen bir bina yıkılmaz.
Ama artık içinde yaşanamaz hâle gelir.
Duvarları ayaktadır.
Tabelası yerindedir.
Kapısı açıktır.
Fakat taşıyıcı kolonları çürümüştür.
Türkiye'nin muhalefeti bugün tam da böyle bir binanın içinde siyaset yapmaya çalışıyor.
DEĞİŞİMİN GÜCÜ?
Özgür Özel göreve geldiğinde yalnızca bir genel başkan değişmedi.
Aslında yıllardır CHP'nin üzerinde dolaşan "değişim" talebi ilk kez ete kemiğe büründü.
Cam tavanların kırılacağı söylendi.
Klik siyasetinin biteceği söylendi.
Partinin yeniden halkla buluşacağı söylendi.
Bu yüzden toplum umutlandı.
Çünkü insanlar artık yalnızca iktidarın değişmesini değil, muhalefetin de değişmesini istiyor.
MUHALEFET NE YAPMALI?
Fakat aradan geçen zaman yeni bir gerçeği ortaya çıkardı.
Sorun yalnızca genel başkan değişikliği değilmiş.
Sorun, kurumsal hafızaya dönüşmüş alışkanlıklarmış.
Yıllardır CHP'den beslenen güç odakları...
Partiyi küçük olsun ama bizim olsun anlayışıyla yöneten siyaset mühendisleri...
Her değişimi kendi geleceklerine tehdit gören kariyer siyasetçileri...
Bugün değişimin önündeki en büyük engel hâline geldiler.
YENİ BİR UMUT!
Siyasetin en acımasız kuralı şudur:
Bir lider, partisini değiştiremediği gün, parti liderini değiştirmeye başlar.
Türkiye bunun sayısız örneğini yaşadı.
Çünkü bazen kurumlar, kendi değişimlerini engelleyecek kadar ağırlaşırlar.
İşte o noktada yeni bir yol açmak kaçınılmaz olur.
ÖZGÜR ÖZEL DEĞİŞİM DİYOR AMA!
Özgür Özel bugün yalnızca rakipleriyle mücadele etmiyor.
Parti içindeki görünür ve görünmez direnç odaklarıyla da mücadele ediyor.
Bir yandan dışarıdan yürütülen siyasi operasyonlar...
Diğer yandan içeride yıllardır oluşmuş statükonun direnci...
İkisi de aynı sonuca hizmet ediyor:
CHP'nin iktidar alternatifi olmasını engellemek.
Çünkü muhalefet kendi içinde kavga ettikçe iktidar rahat nefes alıyor.
ÖZGÜR ÖZEL HEDEFTE…
Özgür Özel'in sürekli hedef alınmasının sebebi de budur.
Çünkü salon siyasetini bırakıp meydanlara çıktı.
Partiyi seçmene taşıdı.
Koltuk yerine sokağı tercih etti.
İktidar yürüyüşü başlattığını söyledi.
Fakat toplum artık sözlere değil, sonuçlara bakıyor.
Ve şu soruyu soruyor:
Gerçekten değişim gerçekleşiyor mu?
Yoksa yalnızca isimler mi yer değiştiriyor?
DEĞİŞİM YENİ PARTİDE BAŞLATILMALI…
Eğer değişim; üç dönem milletvekilliği yapmış isimlerin yeniden görevlendirilmesinden ibaret kalacaksa...
Eğer belediye başkanları, eski yöneticiler ve aynı kadrolar yeni vitrine konulacaksa...
Bunun adı değişim olmaz.
Eski düzenin makyajlanması olur.
Toplum bunu çok çabuk fark eder.
Ve umut bir kez daha ertelenir.
SORULMASI GEREKEN SORULAR…
Belki de artık sorulması gereken soru şudur:
CHP değişimi taşıyabilecek durumda mı?
Yoksa değişimi gerçekleştirecek olanlar, yeni bir siyasal yürüyüşe mi çıkmalıdır?
Çünkü bazen tarihi değiştiren şey, eski binayı onarmak değildir.
Yeni bir temel atmaktır.
Türkiye siyasetinin hafızası bunun örnekleriyle doludur.
Bazı partiler tabelalarını korumuş ama ruhlarını kaybetmiştir.
Bazıları ise yeni bir tabela altında yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.
Eğer CHP, kendi içindeki statükoyu aşamazsa...
Eğer değişim söylemi, eski kadroların yeniden paylaşım kavgasına dönüşürse...
Özgür Özel'in önünde tarihî bir tercih doğacaktır.
Ya mevcut yapının sınırları içinde tükenmeyi bekleyecek...
Ya da gerçekten yeni bir siyasal hareketin öncüsü olacaktır.
Çünkü bazen tarih, eski duvarları boyayanları değil...
Yeni bir ev inşa etmeyi göze alanları yazar.
Ve belki de Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey tam da budur:
Eski siyasetin enkazı üzerine kurulmuş yeni bir parti değil; yeni bir siyasal ahlakı omuzlayacak cesur bir kurucu iradedir.
Eğer bu irade mevcut yapıda nefes alamıyorsa, yeni bir parti artık bir tercih değil, tarihî bir zorunluluk hâline gelir.
BOYACI USTALARI
Mahallenin en meşhur boyacılarını çağırmışlar.
Ev elli yıllık...
Temeli çatlak...
Kolonları yorgun...
Merdivenleri gıcırdıyor.
Boyacılar gelmiş.
Duvarları bir güzel boyamışlar.
Kapıyı değiştirmişler.
Pencerelere yeni perde takmışlar.
Bir de girişe kocaman bir tabela asmışlar:
"Yepyeni Ev..."
Mahalleli uzaktan bakmış.
"Gerçekten yeni olmuş galiba..." demiş.
İçeri giren ilk depremde anlamış gerçeği.
Çünkü boya değişmişti...
Ama bina aynı binaydı.
Siyaset de böyledir.
Duvarları boyayarak devrim yapılmaz.
Çatlak temellerin üzerine umut inşa edilmez.
Ve tarih, en çok da eski binayı yeni diye satan müteahhitleri yazar.