Türkiye ilginç bir ülke.

Öyle ilginç ki, bu ülkede herkes aynı filmi izlemiş ama herkes başka bir son hatırlıyor.

Mesela bugün dönüp yakın tarihe bakıyorsunuz.

Karşınızda devasa bir örgüt çıkıyor.

Yargıda var.

Poliste var.

Orduda var.

Medyada var.

Üniversitelerde var.

Sermayede var.

Uluslararası ilişkiler ağında var.

Devletin en mahrem kurumlarında var.

Sonra dönüp soruyorsunuz:

"Peki, bunu kim büyüttü?"

Bir sessizlik...

Ardından olağanüstü bir cevap geliyor:

"Ben değil."

Zaten Türkiye'nin en büyük siyasi mucizesi de budur.

Ortada büyümüş bir örgüt vardır.

Ama onu büyüten kimse yoktur.

Ortada desteklenmiş bir yapı vardır.

Ama destekleyen bulunamaz.

Ortada açılmış kapılar vardır.

Ama anahtarın sahibi yoktur.

Bugün CHP'de yeniden başlayan FETÖ tartışmalarını izlerken aklıma bunlar geliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu konuşuyor.

Eski milletvekilleri konuşuyor.

Birgül Ayman Güler'in yıllar önce söyledikleri yeniden dolaşıma giriyor.

İhsan Özkes konuşuyor.

Hüseyin Aygün konuşuyor.

Eski defterler açılıyor.

Yeni suçlamalar geliyor.

Eski fotoğraflar servis ediliyor.

Bir anda herkes geçmişi hatırlamaya başlıyor.

Türkiye'de hafıza normal şartlarda çok zayıftır.

Ekonomi konuşulurken çalışmaz.

Hukuk konuşulurken çalışmaz.

Demokrasi konuşulurken çalışmaz.

Ama siyasi kavga başladığında birden bire Einstein'ın beyni gibi çalışmaya başlar.

Yirmi yıl önce söylenmiş cümleler bulunur.

On beş yıl önce çekilmiş fotoğraflar çıkarılır.

Kim kiminle aynı kareye girmişse dosyalanır.

Kim, kime gülümsemişse delil sayılır.

Birgül Ayman Güler yıllar önce basit ama rahatsız edici bir soru sormuştu:

"Bu yapı kendi başına mı büyüdü?"

Kılıçdaroğlunun başında olduğu CHP’ yi FETÖ’ cüleri milletvekili yapmakla, onları desteklemekle suçlamıştı. Sonra olanlara oldu ve CHP’ de bütün Atatürkçüler tasfiye edilmişti.

Aslında bütün tartışmanın özü budur.

+++++

Çünkü mantık şunu söylüyor:

Bir apartman kendi kendine yükselemez.

Bir gökdelen kendi kendine inşa edilemez.

Bir siyasi ve bürokratik imparatorluk da kendi kendine kurulamaz.

Birileri izin verir.

Bu izinler kimler tarafından verildi..

İşe kurslarsan başlayalım.

Sonra okullara gidelim.

Sonra hastanelere gidelim.

Sonra bankalara gidelim.

Finans kuruluşlarına gidelim.

Yurt dışındaki okullara gidelim.

Türkçe olimpiyatlarına gidelim… Gitmekle bitmez.

Peki, bu açılışlarda, törenlerde kimler vardı? Bu sorulan samimi yanıtlarını hiç duydunuz mu?

Duyamazsınız..

Peki, FETÖ’ ya yardım ve yataklık eden siyasi ayağına hiç dokunuldu mu?

Dokunulmadı.

Birileri görmezden gelir.

Birileri önünü açar.

Birileri alkışlar.

Birileri de susar.

FETÖ tartışmasının en rahatsız edici tarafı da budur.

Çünkü bu soru sorulduğu anda mesele bir örgütün sınırlarını aşar.

Bütün sistemin aynasına dönüşür.

Bugün herkes CHP'nin geçmişini konuşuyor.

Konuşsun.

Demokraside geçmiş konuşulur.

Konuşulmalıdır da.

Ama aynı samimiyetle şu soru da sorulmalıdır:

Bu örgüt devlet içinde büyürken iktidar ne yapıyordu?

Bürokrasi ne yapıyordu?

Medya ne yapıyordu?

Sermaye ne yapıyordu?

Çünkü tarih yalnızca muhalefetin biyografisinden oluşmaz.

İktidarın da bir biyografisi vardır.

Ve bazen o biyografi daha öğreticidir.

Sonra meşhur sekiz saat meselesi geliyor.

Türk siyasetinin kayıp sekiz saati...

Belki de dünyanın en meşhur yolculuğu...

Bir taraf Pensilvanya diyor.

Bir taraf hamburger diyor.

Bir taraf komplo anlatıyor.

Bir taraf rota tarif ediyor.

Ve yıllardır bu tartışma sürüyor.

Aslında burada da mesele sekiz saat değil.

Çünkü insanlar saatleri değil, güven duygusunu tartışıyor.

Siyasette bazen gerçeklerden daha önemli bir şey vardır:

İnandırıcılık.

Toplum size inanıyorsa bir cümle yeter.

İnanmıyorsa yüz sayfalık rapor da yetmez.

Ama bütün bunların ötesinde daha büyük bir mesele var.

Türkiye geçmişle yüzleşemiyor.

Çünkü yüzleşmek başka, hesaplaşmak başka şeydir.

Biz genellikle yüzleşmiyoruz.

Hesaplaşıyoruz.

Geçmişi anlamaya çalışmıyoruz.

Geçmişi rakibimizin başına vurulacak bir sopaya dönüştürüyoruz.

Bu yüzden de aynı tartışmalar yıllarca bitmiyor.

Aynı dosyalar kapanmıyor.

Aynı hayaletler dolaşıp duruyor.

Belki de Türkiye'nin asıl sorunu FETÖ değildir.

Asıl sorun hafızadır.

Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar hata yapar.

Ama hafızasını çıkarına göre kullanan toplumlar aynı hataları tekrar tekrar yapar.

Bugün yaşadığımız şey biraz budur.

Herkes geçmişi konuşuyor.

Ama kimse geçmişten ders çıkarmıyor!.

Bu yüzden de tarih ilerlemiyor.

Sadece dönüp dolaşıp aynı kavşağa geliyor.

Ve biz her seferinde yeni bir tartışma yaşadığımızı sanıyoruz.

Oysa aynı filmi yeniden izliyoruz.

Durmak yooook filmi izlemeye devam!

(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)