Bir kentin ruhunu ne oluşturur?
Yolları, binaları, köprüleri, parkları mı?
Elbette bunların hepsi şehrin gövdesidir. Ama bir kenti gerçekten şehir yapan, ona kimlik ve karakter kazandıran başka bir şey vardır: Kültür ve sanat.
Eskişehir tam da burada farklılaşıyor.
Bozkırın ortasında, Porsuk’un kıyısında yıllar önce yakılan küçük bir sanat ateşi bugün koca bir kültür meşalesine dönüşmüş durumda.
Üstelik bu artık yalnızca bir övgü cümlesi değil. Eskişehir’in kültür-sanat hayatına baktığınızda bunun karşılığını görüyorsunuz.
Tiyatro var.
Senfoni var.
Festival var.
Edebiyat var.
Sergiler var.
Uluslararası sanat buluşmaları var.
Ve bütün bunları yılın birkaç gününe sıkıştırmak yerine, şehrin günlük hayatının bir parçası haline getiren bir kültür anlayışı var.
Önümüzdeki 2026-2027 kültür ve sanat sezonu da bunun en yeni örneği.
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ile Senfoni Orkestrası’nın yeni sezon programı açıklandı. Daha ilk bakışta bile karşımıza sıradan bir etkinlik takvimi değil, adeta kentin kültür-sanat manifestosu çıkıyor.
Şehir Tiyatroları yeni sezonda yine perdelerini açıyor.
Yeni oyunlar sahnelenecek.
Yeni hikâyeler anlatılacak.
Yeni kuşaklar tiyatroyla buluşacak.
Ama asıl önemlisi, tiyatronun Eskişehir’de artık bir “etkinlik” olmaktan çıkıp şehir yaşamının doğal bir parçasına dönüşmüş olması.
Yıllar önce anne ve babalarının ellerinden tutarak tiyatroya gelen çocuklar, bugün kendi çocuklarının ellerinden tutarak aynı salonlara giriyor.
İşte kültür politikası dediğimiz şey tam da budur:
Bir neslin tükettiği değil, gelecek nesle devrettiği miras…
Şehir Tiyatroları’nın 25 yılda bir milyondan fazla seyirciye ulaşması da bu mirasın ne kadar köklü olduğunu gösteriyor.
Yeni sezonda “Verimsizler” ve “Karanlıktan Bahsetmek Yok” gibi oyunların yanı sıra forum tiyatro projeleri de seyirciyi yalnızca izleyen değil, düşünen ve tartışan bir özneye dönüştürecek.
Çünkü iyi tiyatro yalnızca güldürmez.
Bazen düşündürür.
Bazen rahatsız eder.
Bazen insanın yüzüne ayna tutar.
Bazen de toplumun söylemeye cesaret edemediğini sahneden söyler.
Eskişehir’in tiyatro geleneğinin gücü biraz da buradan geliyor.
Üstelik sahnelerine Müjdat Gezen, Haldun Dormen ve Genco Erkal gibi ustaların isimlerini vererek sanatın hafızasını da yaşatıyor.
Çünkü bir şehir sadece geleceğe bakarak büyümez.
Geçmişini hatırlayarak da büyür.
++++
Sonra perde kapanıyor…
Bu kez başka bir salonda ışıklar sönüyor.
Şef kürsüye çıkıyor.
Baget havaya kalkıyor.
Ve bozkırın ortasında Beethoven’in notaları yükseliyor.
İşte yeni sezonun en görkemli başlıklarından biri burada karşımıza çıkıyor:
Beethoven Maratonu.
Ünlü bestecinin 200. ölüm yıl dönümü nedeniyle hazırlanan programla Beethoven’in eserleri Eskişehir’de yeniden hayat bulacak.
Düşünün…
İki yüz yıl önce Avrupa’da bestelenen notalar, bugün Porsuk’un kıyısında yankılanacak.
Bu yalnızca bir konser değildir.
Bu, Eskişehir’in dünya kültür mirasıyla kurduğu bağdır.
Gürer Aykal’dan Vasily Petrenko’ya uzanan yerli ve yabancı önemli şeflerin Eskişehir Senfoni Orkestrası’nı yönetecek olması da kentin kültür-sanat çıtasını nereye koyduğunu gösteriyor.
Bir yanda tiyatronun sözü…
Öte yanda senfoninin sesi…
Bir tarafta Yunus Emre’nin çağlar aşan dili…
Diğer tarafta Beethoven’ın yüzyılları aşan notaları…
Hepsi aynı şehirde buluşuyor.
+++++
2026 Eskişehir Yılı da işte bu kültür damarını daha da görünür hale getirdi.
Porsuk Festivali’nden Yunus Emre Edebiyat Şenliği’ne kadar uzanan etkinlikler, Eskişehir’in uluslararası tanıtımına da önemli katkılar sağladı.
Çünkü bir kenti dünyaya tanıtmanın yolu yalnızca broşür basmaktan geçmez.
Şehri dünyaya anlatmanın en güzel yolu, dünyayı o şehre getirmektir.
Sanatçıları getirirsiniz.
Müzisyenleri getirirsiniz.
Tiyatrocuları getirirsiniz.
Yazarları getirirsiniz.
Sonra o şehirde bir kültür sofrası kurarsınız.
Dünyanın farklı köşelerinden insanlar aynı sofrada buluşur.
Eskişehir’in yaptığı biraz da budur.
Porsuk artık yalnızca içinden su geçen bir nehir değildir.
Porsuk, kültürlerin birbirine aktığı bir sanat nehri haline gelmiştir.
2026 Eskişehir Yılı da bu nedenle bir takvim yaprağından ibaret değildir.
Bir başlangıçtır.
Ve şimdi 2027 geliyor.
Perde kapanmayacak.
Tam tersine…
Yeni perde açılacak.
Tiyatrolar sahneye çıkacak.
Senfoni orkestraları notalara hayat verecek.
Festivaller sokakları dolduracak.
Beethoven’in ezgileri salonlardan taşacak.
Şehir yeniden sanatla nefes alacak.
İşte bence Eskişehir’in asıl başarısı burada.
Kültür ve sanatı “etkinlik” olmaktan çıkarıp şehir kültürünün omurgası haline getirmek.
Çünkü belediyecilik yalnızca asfalt dökmek, kaldırım yapmak, bina yükseltmek değildir.
Bir şehrin ruhuna da yatırım yapmaktır.
Beton şehri büyütür.
Sanat ise şehri insanlaştırır.
Binalar yükselir, sonra eskir.
Yollar yapılır, sonra yenilenir.
Ama bir çocuğun ilk tiyatro deneyimi hafızasında ömür boyu kalır.
Bir Beethoven senfonisi insanın ruhuna yerleşir.
Bir şiirin dizesi yıllar sonra yeniden hatırlanır.
Bir tiyatro sahnesinde duyulan tek bir cümle, insanın hayata bakışını değiştirebilir.
İşte kültür yatırımının hesabı böyle yapılır.
Metreyle değil.
Tonla değil.
İnsanla ölçülür.
Eskişehir’in yıllardır yaptığı da budur.
Bozkırın ortasında önce küçük bir fidan dikildi.
Sonra dallandı.
Çiçek açtı.
Şimdi gölgesi başka kentlere de düşüyor.
2026 Eskişehir Yılı o ağaca yeni dallar ekledi.
2027 ise o dallara yeni çiçekler açtıracak.
Ve belki de yıllar sonra Eskişehir’e baktığımızda bugünleri şöyle hatırlayacağız:
Bir şehir vardı…
Porsuk’un kıyısında kendi hikâyesini yazıyordu.
Bir elinde tiyatronun metni, bir elinde Beethoven’in notası, hafızasında Yunus Emre, sahnesinde ustalar, sokaklarında festivaller…
Ve bütün bunların üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
“Bir şehir yalnızca yaşanmaz; kültürle, sanatla ve hafızayla inşa edilir.”
Eskişehir işte o inşaatın ustası olmayı çoktan başardı.
Perde açılıyor.
Şef bagetini kaldırıyor.
Porsuk akıyor.
Işıklar yanıyor.
Bozkırda sanat çiçek açıyor.
Ve artık mesele, Eskişehir’in kültür ve sanatın başkenti olup olmadığı değil.
Mesele, bu başkentliğin ışığını daha ne kadar uzağa taşıyacağıdır.